Recep Arslan

Müesseseler amaçlanan görevlerini yapmak yerine, daha çok inanç, idea, siyaset ve çıkar odaklı ama mutlaka tembelce davranarak, hiçbir şey yapmadıkları, üretmedikleri halde yapıyor görünmeyi tercih etmekte.

Her kurum alışa geldiği rehavet ortamının bozulacağını tahmin ettiği her değişikliğe ısrarla ve inatla, hatta can havliyle karşı çıkıyor, direniyor.

Mustafa Onur Yurdal

Alman Desteğiyle Kurulu Türk Hava Filosu

 

1.Rumpler B-1


1913 yılında Rumpler Flugzeugwerke tarafından tasarlanmış iki kişilik silahsız bir eğitim ve keşif uçağıdır. 1914 yılından itibaren Rumpler firması ve lisans altında Hannoversche Wagonfabrik tarafından üretimine başlanmıştır. Güçsüz motoru nedeniyle toplam 198 adet üretilmiş, bilahare daha gelişmiş modeli olan “C-1” tipine geçilmiştir. Osmanlı Silahli Kuvvetleri’ne 1915 yılından itibaren 16 adet Alman yardımı olarak gelmiş, 1918 yılına kadar görevde kalmıştır.17 Mart 1915 (deniz muharebelerinden 1 gün önce) Çanakkale cephesine bu uçaklardan bir adet gönderilmiştir. 

Slayt1

minyeli_abdullah

Ali Murat GÜVEN*

Türk sinemasının genç kuşak yönetmenlerinden Yüksel Aksu'nun 2006 yılında çektiği ilk uzun metrajlı yapıtı "Dondurmam Gaymak", içerdiği yalın ve gerçekçi Batı Anadolu mizahıyla, gösterime girdiği dönemde izleyiciden bir "ilk film" için yeterince tatminkâr sayılabilecek düzeyde ilgi görmüş; yanı sıra gişedeki bu başarısını Ankara Uluslararası Film Festivali'nden iki, İstanbul Uluslararası Film Festivali'nden bir, ABD-Queens Film Festivali'nden de iki ödülle dönerek taçlandırmıştı.

surre_alay_resim_1

Osmanlı pâdişâhlarının her yıl hac mevsiminde Haremeyn-i şerîfeyn ahâlisine, bu mukaddes yerlerde geçici olarak bulunan zâhid müslümanlara (mücavirlere), mukaddes yerlerin ve hac yollarının emniyetini sağlayan Mekke şeriflerine ve Hicaz bölgesinde yaşayan bütün şeyhlere gönderdikleri para ve değerli eşyalara surre; bunları götüren topluluğa da surre alayı denirdi.

Mehmet Nuri Yardım

Tiyatro tartışması gündemde. Olması da gerekiyor. Demek ki birikmiş meseleleri, neşter atılması gereken hastalıkları varmış bu sanatımızın. Bundan dolayı ben gelişmeleri hayırlı görüyorum. Her müşkül konuşularak halledilir, üstünü örterek değil. Bu konuda birkaç hususu belirtmek istiyorum. Bir önceki yazımda demiştim ki:

Recep Seyhan

Şehirleri bayındır kılan da onları toplu helâk merkezleri hâline getiren de insanlardır.

Şehirler de insanlar gibidir; onların da bir bedeni ve ruhu vardır: Bedeni, mimarî yapıları; dili, onları geleceğe taşıyan tarih birikimi; gözü ve kulağı ise kültürel ve sanatsal etkinlikleridir. Şehirlerin ruhu da kütüphaneleridir. Tarihi mekânlar, müzeler ve kütüphaneler bir şehrin aynı zamanda hafızalarıdır da. Gelişmiş kütüphanelere sahip olmayan şehirler, büyük yerleşke veya kenttir. Yüzyıllar boyunca şehirlerin değişmeyen vasıfları şunlardır:

 

İstanbul... İstanbul'um... Bizans'ım, Konstantinapolis'im, Dersaadet'im, İslambol'um, Asitane'm... Güzel İstanbul'um. Kentini tanıt diyorlar. Seni nasıl anlatayım?

Bir kent, özellikle senin gibi sadece adlarıyla bile binlerce yılın tarihini, kültürünü çağrıştıran, tarihiyle, kültürüyle, doğal güzellikleriyle, konumuyla talihin cömert davrandığı bir kent anlatılamaz. Yaşanır, hissedilir, solunur, koklanır. Dinlenir, özlenir. Şairler kenti İstanbul, belki ancak bağrından çıkan şairlerce, ediplerce dillendirilebilir.