Esma_sultan_namazgah-1

Nidayi Sevim

İstanbul'umuzun kadim zamandan beri yaşayan semtlerinin sayısı gittikçe azalıyor. Çeşitli sebeplerle şehir kabuk değiştiriyor. Sanayi bölgeleri, iş imkânları şehrin dışına açılmaya başlayınca doğal olarak yerleşimde bu aks etrafında toplanıyor. Eski yerleşim alanları yavaş yavaş terk ediliyor, zamanla yerlerini eğlence ve çöküntü yerleri alıyor.

 

 

 

Aksaray, Laleli, kısmen Süleymaniye civarı, Taksim Talimhane, Tarlabaşı farklılıkları olmakla beraber aynı kaderi, dönüşümü yaşayan semtlerimiz. Bunun yanında Fatih, Sulukule gibi Beyoğlu, Tophane gibi sosyolojik bir açıklaması olmayan, bilinçli bir strateji doğrultusunda dönüştürülen-dönüştürülmeye çalışılan semtlerimizde var elbette. Mahalle kültürünün en azından şekilsel mana da hala yaşadığını gözlemleyebileceğimiz semtlerden biri de kuşkusuz Kadırga'dır. Laleli tekstil piyasası, Gedik Paşa kunduracıları ve Sultan Ahmet Otellerinin gölgesinde kalmış kendi halinde sessiz, sakin bir semt. Aslında şöhreti pek büyüktür. Fakat sanayinin, ticaretin, alış veriş merkezlerinin kesiştiği yerlere uzaklığından olsa gerek İstanbullunun pek gözlemleyemediği bir mekân. Elbette bir muhiti, semti bütün detaylarıyla dışarıdan gözlemleyerek yazmak kolay bir iş değildir. Hüner ister. Biz buradaki birkaç tarihi mekân hakkında bilgi vererek yetineceğiz.

Cami eksenli semtlere örnek...

Bütün Osmanlı şehir yerleşmelerinde olduğu gibi burada da semt cami ekseninde şekilleniyor. Sultan Ahmet veya Çemberlitaş'tan aşağıya indiğinizde sizi meydandaki Bostancı Ali Camii selamlıyor. Hadikat-ül Cevâmi'de mescid hakkında şu bilgiler verilir. "Kadırga limanı kuzeyinde, banisi Bostancı başılardan Adduşşekür oğlu Ali Ağa'dır. Bu kitabı yazdığımız tarihte vakfının kâtibi olan Ahmet Efendi Üsküdar'da Valide-i Atik camiinin ruznâmecisi İdi. Onda Karahisarî Ahmet Efendinin yazısı ile hicri 966 (M. 1558-1559) tarihinde yapıldığını gösteren vakfiyeyi gördük. Bu vakfiyede Şeyhül-İslâm Ebussuud Efendinin de imzası vardır. Ali Ağa'nın kabrinin nerede olduğu bilinmiyor. Şehit olduğu meşhurdur. Minberini Reis'ul-Küttab Samizâde Efendi koydurmuştur ki kabri bu mescidin mihrap duvarı önündedir. Civarındaki mektep ile hamamı, kabri Üsküp'te olan vezirlerden Yahya Paşa'nındır". Caminin yanında Kadırga Spor Kulübü Derneği var. Hemen karşısında Polis karakolu, onun arkasında sahile doğru Kadırga Endüstri Meslek Lisesi, İlkokul ve KYK'nın bir yurdu bulunuyor. Bunların dışında bir hayli miktarda gecekondu tarzı kimisi bahçeli evler dikkat çeken diğer unsurlar. Kadırga Meydan çevresindeki bakkalı, manavı, muhallebicisi, çay ocağı ve balıkçı dükkânları ile tipik bir Anadolu köyünü hatırlatıyor.

Namazgâhların en ihtişamlısı Kadırga'da...

Namazgâhlı meydan çeşmelerinin en güzel örneklerinden biri de Kadırga dadır. Kadırga Meydan Parkı (Cinci Meydanı)'nda. 1779-80 yılında Sultan III. Ahmed'in kızı ve Sultan 1. Abdülhamit'in kız kardeşi olan Esma Sultan tarafından kocası Muhsinzade Mehmed Paşa'nın ruhunu şâd etmek maksadıyla yaptırılmış. Çeşmeli Namazgâh, o döneme hâkim olan Barok üslûbunda inşa edilmiş ve süslenmiştir. Çeşmenin üzerinde bulunan namazgâha 19 basamaklı merdivenle çıkılır, etrafı 76 santimetre yüksekliğinde bir korkulukla çevrilidir. Bezemeli niş köşeliklerinin üzerinde, dikdörtgen pano içinde altı beyitlik kitabe yer alır. Kitabeler, devirin ünlü şairi Tevfik Efendi tarafından kaleme alınmıştır. Her tarafı mermerle kaplı olan çeşmenin esas yüzünde dalgalı kemerli hücre içinde ayna taşı ve oturma yerli teknesi bulunuyor. Diğer iki yüzü sade mermerle kaplı ve buralara da birer kurnayla oturma yeri olan tekneler yerleştirilmiş. Çeşmenin dört köşesi de yuvarlak kemerli uzun nişlerle yumuşatılmış. Esas yüzüyle namazgâh merdiveninin arasındaki nişe bir kurnayla küçük, yuvarlak bir tekne konulmuş. Fatih Belediyesi tarafından tamiri yapılarak demir korkuluklarla korumaya alınmıştır. Namazgâh çeşmesinden Aksaray yönüne ilerlerken yolun alt kısmında bir cami daha var. Behram Çavuş Cami. Kadırga Limanı Caddesi ile Kumluk Sokağı arasındadır. Sokullu Mehmet Paşa zamanında Başçavuş Behram Ağa tarafından 1595 - 1596 yıllarında yapılmıştır. Ancak büyük Hocapaşa yangınında tamamen yanmış ve Dördüncü Ordu Müşîri Mustafa Tevfik Paşa tarafından 1881'de yeniden inşa edilmiştir, Cami son olarak 1957 yılında onarılmıştır.

Özbekler Tekkesi de burada...

Kadırga'dan Sultan Ahmet meydanına doğru çıkarken yolun sağında Sokullu Mehmet Paşa Külliyesi ile karşılaşıyoruz. Şehit Mehmet Paşa yokuşunda bulunan ve cami ile külliyeden oluşan bu eser Mimar Sinan'ın en güzel eserlerinden biri olarak gösteriliyor. Üç padişaha sadrazamlık yapan Sokullu Mehmet Paşa adına 1571'de muhterem eşleri tarafından yaptırılmış. Külliyenin giriş kapısı üzerine hak edilmiş "İlim talep etmek her Müslüman'a farzdır."manasına gelen Hadis-i Şeriften nasip dar olmamız için dua ediyoruz. Caminin önünde ve bakımsız halde bulunan çeşmenin yanında antik porfir sütundan dönüştürülmüş iki adet de sadaka taşı bulunmaktadır. Sokullu Mehmet Paşa Caminin sol çaprazında Özbekler (Buhara) Tekkesi olarak tanınan yapı bulunuyor. 17. asırda Türkistan'dan gelen Nakşibendî tarikatına mensup seyyah dervişler ile hacı adaylarına mesken yeri olarak kurulmuş. Türkistan'dan Hac'ca gidecek olan Müslümanlar yola çıktıklarında önce İstanbul'a uğrayarak Eyüp Sultan'ı ve İslam âleminin Halifesi olan Osmanlı hükümdarını ziyaret etmeyi bir görev saymışlardır. Yapı günümüzde İstanbul Tasarım Merkezi olarak çeşitli kültürel ve sanatsal faaliyetlere ev sahipliği yapıyor.

Herkes evinin önünü temizlemeli...

Tasarım Merkezinin güvenlik görevlisi ile selamlaştık. Tekke hakkında bilgiler aldım. Mezar taşları ile ilgili olduğumu anlayınca sağ olsun daha bir yakınlık gösterdi. İç kısımlarda birkaç mezar taşını gösterdi. Kendisi de boş durmamış. Boş zamanlarında tekke de bulunan mezar taşlarının envanterini çıkarmış. Bir müddet Osmanlı Türkçesi eğitimi almış. Mezar taşlarının bir kısmını kendi okumuş. Okuyamadıklarını hocalarına okutmuş. Resimlerini çekmiş, altlarına yazılarını koyarak arşivlemiş. Ola ki merak edip bir soran olursa hemen dosyadan bilgi verebilsin diye. Bu duruma ne kadar sevindiğimi bilemezsiniz. Bir tarihi eserin korunması, ona sahip çıkılması öncelikle o mekânda bulunanların sorumluluğunda olmalı değil mi? Bu bilinç, farkındalık ve duyarlılık zinciri toplumun geniş katmanlarına doğru genişledikçe Allahın izni ile geleceğimizden de emin olabiliriz. Rabbim sayılarını artırsın...

Kaynak:Dunyabizim.com