veli_olu_ismail

Çanakkale Muharebeleri'nde şehit olan Saraybosna'lı Veli Oğlu İsmail'in 57.Alay Şehitliğinde bulunan mezar taşı.(*)

İslam Özdemir

İnsanoğlu'nun yaşam sürecinde var olan ve acı sonuçlarıyla toplumların kaderini olumsuz yönde etkileyen unsurların en başında savaşlar gelmektedir. Çeşitli gayelerle birbirlerine üstünlük sağlamaya çalışan iki farklı gücün ölüm düellosu olarak nitelendirebileceğimiz savaş,gerek kazanan gerekse kaybeden taraf için pek çok acı sonuçlar ve hatıralarla doludur.Bu düelloya katılan iki taraftan biri haksız diğeri haklıdır.

 

Biri müdafii diğeri ise müstevlidir.Savaş yahut eskilerin tabiriyle harp adı verilen bu kötü oyunda,taraflardan biri gücüne ve imkanlarına güvenerek diğerine saldırır,onun üzerinde gerçekleştirmeyi düşündüğü ideallerini zor kullanarak elde etmeye çalışır.Bu esnada ötekileştirerek hasmane duygular beslediği tarafa ağır darbeler vurarak ve sonsuza kadar unutulmayacak acılar yaşatarak onu mağlup etmeye çalışır.Adalet duygusunun neredeyse yok olduğu bu süreçte soykırım ve tecavüz gibi insanlık dışı pek çok davranışın en üst düzeyde sergilendiği görülür.Saldırıya maruz kalan taraf ise tüm gücüyle düşmanına karşı koymaya ona teslim olmamaya çalışır.Var gücüyle direnir ve hayatta kalma mücadelesi verir.Tarih boyunca meydana gelen savaşlarda zafer ve mağlubiyet denilen yazgı birbiriyle mücadele eden taraflar arasında değişkenlik gösterse de değişmeyen şey muharip toplumların insani değerlere ne kadar bağlı kaldıklarıdır.Gücüne güvenerek insan haklarına riayet etmeyenler ve adaleti ihlal edenler nesiller boyu lanetle anılırken,bu saydıklarımızı gözetenler mağlup bile olsalar saygı ile yad edilir.

Geçmişten günümüze meydana gelen savaşların bazıları, gayeleri ve işleyiş süreçleri göz önüne bulundurulduğunda birbirlerine çok benzer. Farklı tarihlerde ve farklı coğrafyalarda bulunan savaş alanlarında cereyan etmiş olsalar bile bu süreçte yaşananlar, gösterilen fedakârlıklar, kahramanlıklar, gayeler ve çekilen sıkıntıların birbirine çok benzediği görülür. Bu açıdan değerlendirecek olursak aynı asrın değişik zaman dilimlerinde meydana gelmesine rağmen Birinci Dünya Savaşı sırasında Osmanlıların İtilaf Devletleri'ne karşı yaptığı Çanakkale Müdafaası ve Yugoslavya'nın parçalanmasını müteakip patlak veren Bosna Savaşı sırasında Müslüman Boşnak Halkı'nın Sırplara karşı yapmış olduğu Saraybosna Savunması birbiriyle benzer nitelikler taşıyan müdafaalardır.

Sonuçlarıyla Dünya tarihine yön veren bu iki savunma savaşının benzer yönlerini anlatmaya başlamadan evvel bu mücadelelere sahne olan Saraybosna ve Çanakkale kentlerinin tarihi, kültürel ve dini açıdan sahip oldukları ortak özelliklere kısaca değinmek istiyorum. Saraybosna ve Çanakkale şehirlerinin bu konuda ortak olduğu ilk ve en önemli payda her ikisinin de bir İslam kenti olmasıdır. Her köşesinde Osmanlılar döneminden kalma camilerin minarelerinin yükseldiği bu şehirler günde beş defa Ezan-ı Muhammedi'nin davudi sedalarıyla inler. Her iki kentte üç semavi dine ait yapıları görmek mümkündür. Bu yönüyle Saraybosna Avrupa'nın Kudüs'ü olarak bilinir. Çanakkale ve Saraybosna asırlar boyunca farklı inanç ve kültürlere sahip pek çok medeniyete beşiklik etmiş kentlerdir. Saraybosna ve Çanakkale emanet-i fatihandır. İstanbul Fatihi Sultan 2.Mehmet Han,İstanbul'u düşman istilasına karşı korumak amacıyla Çanakkale Boğazının en dar yerine 1461/1462 yılları arasında Çanakkale ve Kilitbahir kalelerini yaptırmış,hemen ertesi yıl 1463 senesinde de Saraybosna'yı Osmanlı topraklarına katmıştır.Osmanlılar Saraybosna'yı İstanbul'un Balkanlardaki,Çanakkale'yi ise Asya kapılarındaki ileri karakolu olarak görmüşlerdir.

anakkale_gBiri 1915 yılında Asya ve Avrupa kıtalarının bileştiği noktada, diğeri ise 1992/1996 yılları arasında Balkanların tam ortasında vuku bulan bu iki savunma savaşında saldıran taraflar farklı milletlerin mensupları olsalar da taşıdıkları gaye ve ideoloji aynıdır.1915 yılında Çanakkale'ye saldıranlar devrin süper güçleri olarak nitelendirilen İngiltere, Fransa ve beraberinde getirdikleri dominyonlarıdır. Amaçları İstanbul'un müstahkem mevkii olan Çanakkale Boğazı'nı geçerek Osmanlı Devleti'nin başkenti ve halifelik müessesinin merkezi olan İstanbul'u işgal etmektir. Bir ülkenin başkentini istila etmek o ülkeyi ele geçirmek demektir. Saldıran taraf İstanbul'u ele geçirmekle aynı zamanda İslam Dünyasını da baskı altında tutmayı da amaçlamaktadır. Yüzyıllardır Türkleri Avrupa'dan ve Anadolu coğrafyasından söküp atmak, buralarda bulunan Türk-İslam Medeniyetine ait her şeyi yok etmek isteyen ve 1453'te Fatih Sultan Mehmet'in tarih sahnesinden sildiği Bizans'ın kan davasını güden Avrupa'lıların yapmış olduğu en geniş kapsamlı haçlı seferlerinden biri de Çanakkale Harekatı'dır.1915 yılı boyunca devam eden Çanakkale Harekatı sırasında gerek denizde gerekse karada çok kanlı çarpışmalar cereyan etmiştir.19 Şubat 1915 ila 18 Mart 1915 tarihleri arasında Çanakkale Boğazı'nda, "Yenilmez Armada "olarak bilinen İtilaf Devletleri Donanması ile boğaz'ın iki yakasında mevzilenen Türk Topçusu arasında cereyan eden boğaz muharebelerinde amacına ulaşamayan ve ağır kayıplar veren düşman, Gelibolu Yarımadası'na bir kara harekatı düzenleyip, buradaki stratejik önem taşıyan hakim tepeleri işgal etmek niyetiyle amacına ulaşmak istemiştir.1915 yılının ilkbahar ve yaz ayları boyunca Çanakkale'yi aşarak İstanbul'a ulaşmak isteyen düşman Gelibolu Yarımadası'na toplarıyla cehennem kusmuş, kalabalık ordularıyla, maddi imkanlarıyla müdafileri yıldırmaya çalışmıştır.

Hemen birkaç yıl önce meydana gelen Balkan Savaş'ında birlik ve beraberlik ruhuna zarar veren tefrikacılığın ve ordu içindeki siyasi çekişmelerin ve disiplinsizliklerin neden olduğu ağır mağlubiyetin utancını ve ızdırabını yaşayan Osmanlı Ordusu, hatalarından ders alarak bu yeni ve eskisine nazaran daha kudretli olan tehlike karşısında birbirine kenetlenmiş, karşı tarafın silah ve teçhizat konusundaki maddi gücüne, imanından ve vatan aşkından aldığı manevi kudretle karşı koymuştur. Mehmetçik, düşmanın üstüne yağdırdığı tonlarca mermiye, cehennemi bombardımanlara ve mahşeri kalabalıkların yaptıkları taarruzlara aldırmaksızın şehit olmak arzusuyla göğsünü siper etmiştir. Balkan Mağlubiyeti'nin milletinin alnına sürdüğü kara lekeyi silmek arzusuyla ölüme korkusuzca meydan okuyan bu yiğitler, Çanakkale Savunması'nda süper güçleri mağlup ederek onların tüm hesaplarını alt üst etmiş ve Müslüman Türk Milleti'nin tarihine dünyanın en parlak zaferlerinden birini hediye etmişlerdir.

Türkler, Çanakkale Zaferi sayesinde Balkan Harbi mağlubiyeti sonrası yitirmiş oldukları özgüvenlerini yeniden kazanmıştır. Çanakkale'de kendilerine zaferi bahşeden ruh sayesinde Mondros mütarekesi sonrası başlattıkları Kurtuluş Savaşı'nı büyük bir zaferle taçlandırarak Türkiye Cumhuriyetini kurmuşlardır. Bu nedenle Çanakkale Zaferi, Türk tarihinde önemli bir dönüm noktası ve Türkiye Cumhuriyeti'nin önsözü olarak kabul edilir. Çanakkale Muharebeleri aynı zamanda Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucusu olan Mustafa Kemal Atatürk'ün askeri bir deha olarak tarih sahnesine çıktığı hadisedir.Mustafa Kemal Atatürk, Arıburnu ve Anafartalar Muharebelerinde gösterdiği başarılar sayesinde Türk Halkı'nın güvenini ve muhabbetini kazanarak Ulusal Kurtuluş Savaşı'nın Başkumandanı olmuştur.Bu amansız mücadelenin yaşandığı coğrafyanın her karışı binlerce vatan evladının mübarek kanıyla ve alınteriyle sulanmıştır.Onlar, inandıkları mukaddes davarlı uğruna hayatlarının baharında kara toprağın bağrına düşerek Çanakkale topraklarının ebedi misafirleri olmuşlardır.Fakat burada düşmanla mücadele edenler sadece Anadolu coğrafya'sından gelen insanlar değildir.Osmanlı Coğrafyası'nın dört bir yanından nice kahramanlar Çanakkale'de Türker'in yardımına koşarak onlarla omuz omuza düşmanla mücadele etmiş,bir çoğu da şehit olmuştur.Alem-i İslam'ın bekası uğruna sınırlarımız ötesinden,çok uzaklardan Çanakkale'ye koşan bu vefakar insanların içinde Boşnak kardeşlerimizde vardır.Çanakkale'nin mübarek toprakları bu büyük mücadele de bizlerle omuz omuza çarpışırken şahadete vasıl olan Boşnak kardeşlerimizi sonsuza kadar misafir etmektedir.Geçmişte ve günümüzde,Çanakkale'deki bazı şehitliklerdeki temsili mezar taşlarında Bosna ve Saraybosna isimlerini iftiharla görmekteyiz.Şehitlerin isim listelerinin yayınlanmış olduğu tarihi vesikalarda diğer memleketlere ait isimlerin yanı sıra Bosna ve Saraybosna adının da var olması bu konudaki ortak paydamızı güçlendirmektedir.

sar

Çanakkale Müdafaasından 77 sene sonra 1992'de aynı haçlı ruhunun bu defa Bosna topraklarını kana bulamak için kollarını sıvadığını görüyoruz. Yugoslavya'nın parçalanmasının ardından 1992 yılının Şubat ayında Boşnak Halkı, Aliya İzzetbegoviç'in önderliğinde Bosna Hersek Devletini kurmuştu. Osmanlı Devleti'nin Balkanlara veda etmesinden bu yana pek çok sıkıntılar yaşayan, asimilasyona ve soykırımlara maruz kalan Boşnak Halkı, artık hür ve huzurlu bir istikbali ümit ederken, daha büyük bir zulüm ve vahşetle karşı karşıya kalmıştı. Müslüman oldukları ve Balkanlarda Osmanlı Kültürünün mirasçısı oldukları için Sırplar ve Hırvatlar, Boşnakların varlığını kabullenemiyorlardı. Avrupa'nın tam orta yerinde varoluş mücadelesi veren Müslüman bir halkın varlığı, haçlı ruhunu taşıyan Hristiyan Aleminin kabullenemeyeceği bir şeydi. Sırplar, Bosna Hersek topraklarında Boşnaklara, Osmanlılardan miras kalan hiçbir şeyi görmeye tahammül edemiyor, daha yakın bir geçmişe kadar günlük hayatı paylaştıkları bu insanları yok etmek için fırsat kolluyorlardı. Çanakkale'de İslam'ın son kalesini yıkmak için saldıran haçlı ruhu yıllar sonra yeni bir intikam peşindeydi.Nihayet 5 Nisan 1992 tarihinde Saraybosna'da Boşnaklar'ın yapmış oldukları barış mitinginde Sırp Çetniklerinin orada toplanan kalabalığa ateş açmasıyla olanlar oldu.Böylece Saraybosna, Birinci Dünya Savaş'ından bu yana ikinci defa yine Sırpların sebep olduğu bir suikast sonrası kanlı bir savaşın başladığı yer olarak tarihe geçti.Barış Mitinginde yaşananların ardından Sırplar,kanlı emellerini gerçekleştirebilmek için bekledikleri fırsatı elde etmişlerdi.6 Nisan 1992'de savaş resmen başlamış,Sırplar başta Bijeljina olmak üzere tüm Boşnak kentlerine büyük bir kin ve nefretle saldırmaya başlamışlardı.Gece yarısı boşaltılan yerleşim yerleri,tecavüz kamplarına gönderilen kadınlar,insanın kanını donduran işkenceler,toplu katliamlar,muhasaralar,feryatlar,ateşler içinde kalan kentlerde işlenen insanlık suçları Bosna ve Boşnaklar'ın kaderi olmuştu.

15.yüzyıldan itibaren Osmanlı Hâkimiyeti altına sürekli gelişen ve geliştikçe güzelleşen, her tarafı camiler, köprüler, çarşılar ve bunun gibi pek çok medeniyet eserleriyle süslenen başkent Saraybosna, artık 44 ay devam edecek olan bir esarete mahkûm edilmişti. Şehri çevreleyen İgman Dağı ve Trebeviç Dağı başta olmak üzere tüm hâkim sırtlar Sırpların ablukası altındaydı. Saraybosna bu karanlık dönemde tarihin en uzun süre kuşatılan başkenti,bu muhasara ise modern tarihinin en uzun süren kuşatması olarak tarihe geçmişti.

Haçlı ruhuna bürünmüş Avrupa'nın 1915 yılında İstanbul üzerine düzenlemiş olduğu seferde, Çanakkale'nin geçilmesi onlar için ne kadar büyük bir önem taşıyorsa, Büyük Sırbistan idealiyle Bosna topraklarına 77 yıl sonra saldıran Sırp Ordusu için de Saraybosna'nın ele geçirilmesi o denli önem taşımaktadır. Saraybosna'nın düşmesi, Bosna Savaşı'nın Sırpların zaferiyle sonuçlanması, Boşnakların bu topraklarda yaşattığı İslam ruhunun ebediyete kadar yok olması, Büyük Sırbistan hayalinin gerçekleşmesi,hilal'in haç karşısında mağlup olması demekti.Saraybosna tıpkı Çanakkale gibi burçlarında, ilayı kelimetullah sancağının dalgalandığı İslam'ın yıkılmaz kalesidir.Düşman,her yanını çepeçevre sardığı,keşkin nişancılarıyla ve ağır silahlarıyla sokaklarına ölüm yağdırdığı,açlığa ve susuzluğa mahkum ederek hayattan koparmaya çalıştığı Saraybosna'ya bir türlü baş eğdirememişti.Saraybosna,tıpkı Çanakkale gibi feryadına sessiz kalan modern dünya'ya inat direndi,azmetti,uğradığı bu hayasızca akına karşı teslim olmadı.Saraybosna,Çanakkale gibi kendisini müdafaa eden evlatlarıyla bir olup düşmanıyla savaştı,uğruna şehit olan 11.541 evladını bir ana şefkatiyle bağrına bastı.Saraybosna,Osmanlı'nın; "İstanbul'un Balkanlar'daki ileri karakolu Bosna'dır."Sözünün ne kadar doğru olduğunu,Asya kapısında kendisiyle aynı kaderi paylaşan kardeşi Çanakkale gibi bir kez daha teyit etti.Saraybosna ve onun şanlı müdafileri,tıpkı Çanakkale'deki kader yoldaşlarının yaptığı gibi Fatih Sultan Mehmet'in kendilerine bıraktığı emanetlere ve aziz hatıralara sahip çıktı.

Düşman insafsızdı, insanlıktan çıkmış, ruhunu şeytana satmıştı. Hiçbir hak ve hukuku tanımıyordu. Savaş ortamında sivillere, mabetlere ve hastanelere saldırmanın yasak olduğunu bildiği halde sokaklara, evlere,hastanelere,camilere,pazar yerlerine,halkın su ihtiyacını temin ettiği yerlere cehennem ve ölüm yağdırıyordu.Şehri bir hayalet kent haline çevirmekten zevk duyuyor,her canlıya ateş açmaktan geri durmuyordu.Sırplar bu hareketleriyle bir zamanlar Çanakkale'ye saldıran İngilizler ve Fransızları andırıyorlardı.Bir zamanlar Çanakkale'yi harabeye çeviren,her yeri yakıp yıkan,hastanelere bile bomba atmaktan çekinmeyen zihniyet, 77 yıl sonra Sırpların bedeninde hayat bulmuştu.1915 yılında Çanakkale'ye hücum edenlerin torunları,1992/1996 yılları arasında Bosna'da barışı korumak!bahanesiyle yaşanan Sırp vahşetine ses çıkarmıyor,görmezden geliyorlardı.Birleşmiş Milletler'in başını çektiği büyük devletler burada yaşananları bir iç savaş gibi göstererek yaşanan vahşeti sükutlarıyla ve ilgisizlikleriyle destekliyorlardı.Eski Yugoslavya Ordusuna ait ağır silahlarla sivillerin üzerine ölüm yağdıran Sırp katillerine uygulanması gereken silah ambargosu yaşam savaşı veren Boşnaklar'a uygulanıyor,Sırplar karşısında güçsüz kalmaları için adeta zemin hazırlıyorlardı.

Kuşatma sırasındaki nüfusu 320.000 kişi olan Saraybosna'da yaşayanlar, direnmek için silaha, gıdaya, elektriğe, suya, haberleşmeye ve tıbbi malzemeye muhtaçtı.Uygulanan ambargo ve Sırp kuşatması,Boşnakları bu konuda çaresiz bırakıyordu.Dış dünya'dan gönderilen yardımlar havaalanından şehre ulaştırılmıyordu.İnsani ihtiyaçların had safhaya ulaştığı kente günde ortalama 329 bomba düşüyordu.Bu sayı 22 Temmuz 1993 tarihinde 3.777 gibi rekor bir sayıya ulaşmıştı.Bir başka önemli hususta burada yaşanan vahşeti dünya kamuoyuna anlatmaktı.Bu da ancak Bilge Kral Aliya İzzetbegoviç'in yurt dışı temaslarıyla mümkün olabilirdi.Ancak Saraybosna'dan çıkmak mümkün değildi.Bu tehlikeli duruma bir son vermek için Bilge Kral Alija İzzetbegoviç ve arkadaşları çareler aramaya başladılar ve nihayetinde şehrin ve tüm Bosna'nın hayatını kurtaran o çareyi buldular.

Yapılacak iş, Saraybosna'yı yer altından kazılacak bir tünel vasıtasıyla hem dış dünya'ya hem de hayata bağlamaktı. Butmir ve Dobrinja yerleşkeleri arasında kazılacak olan bu tünel BM kontrolündeki Saraybosna Havaalanının tam altından geçecekti. Bu tünel sayesinde Saraybosna'ya gönderilen insani yardım malzemeleri başta olmak üzere şehrin direnmek için muhtaç olduğu her türlü unsurun kente ulaşması sağlanacak, Bosna Hersek Ordusunun muhtaç olduğu asker, silah ve cephane buradan şehre girecek, dış dünya ile bağlantı buradan sağlanacak kısacası Saraybosna'ya yer altından nefes aldırılacaktı.1993 yılında dört ay zarfında kazılan ve "Boşnak Mucizesi" olarak nam salan 800 metrelik bu tünel, tüm beklentilere cevap vermiş, adeta can çekişen bir kente yeniden hayat bahşetmişti. Savaş boyunca günde 4000 kişi bu umut tünelinden geçerek hayata tutunmuştu. Saraybosna açlık ve sefaletten kurtulmuş, düşman karşısında kuvvet kazanmıştı. Artık Sırpların Saraybosna'yı işgal etme ümitleri tükenmişti. Bu tünel sayesinde Saraybosna'da Boşnak direnişi, Sırp saldırılarına galip gelmişti. Netice de Sırplar için Saraybosna'yı ele geçirme fikri 1996 yılında savaşın sonra ermesiyle de artık sadece bir ütopya'ya dönüşmüştü.

Dobrinja ve Butmir arasında 1993'ün Temmuz ayında kazılan bu umut tünelinin işlevi, 1915 yılındaki Çanakkale Boğaz Muharebeleri'nde Erenköy Koyuna döktüğü mayınlarla düşman donanmasını perişan eden Nusrat Mayın gemisinin boğaz savunmasına yaptığı büyük katkıyı anımsatır. Nusrat Mayın gemisi 18 Mart 1915'te İtilaf Devletleri Donanmasının Çanakkale Boğazı'na yapacağı genel saldırıdan on gün önce, düşman donanmasının manevra yaptığı ve Merkez Savunma Hattına ait büyük toplarımızın atış menzili dışında kalan Erenköy Koyuna yıldız-poyraz istikametinde döşediği 26 mayınla boğaz savunmasındaki önemli açığı kapatmıştır. O gün İstanbul'u ele geçirmek ümidiyle boğaza saldıran İngiliz ve Fransız Donanmasına mensup üç gemi bu mayın hattı sayesinde batmış, üçü ağır yaralar alarak kaçmak zorunda kalmıştı. Sonuç olarak Yenilmez Armada, Türk Savunması karşısında perişan olarak kendisini Ege Denizine zor atmıştı. İngiliz ve Fransızlar, bu yenilgi sonrası Çanakkale'yi denizden zorlama fikrinden vazgeçmişlerdir. Nusrat, gösterdiği bu başarı sayesinde Çanakkale Savunmasının sembolik kahramanlarından biri olmuştur. Aynı şekilde kuşatma sırasında Saraybosna'yı kurtaran bu umut tüneli de Bosna Savaşının en önemli sembollerinden biridir. Farklı tarihlerde ve coğrafyalarda olsalar da Nusrat ve Umut Tüneli'nin, Çanakkale ve Saraybosna Savunmaları sırasında üstlenmiş oldukları büyük rol ve hizmetleri nesiller boyu unutulmayacak. Her ikisi de ebediyete kadar saygıyla anılacaktır.

1474728_176000355929631_494187093_nDüşmana teslim olmayan bu iki kahraman şehrin yaşadıklarını anlatmaya çalıştığım bu yazımın son satırlarında Çanakkale ile Saraybosna Savunmalarında şehit olan iki kahramandan kısaca bahsetmek istiyorum.2008 yılında Çanakkale'deki 57.Alay Şehitliği'ni ziyaret ettiğim sırada mezar taşları üzerindeki memleket isimlerini okurken bir tanesi dikkatimi çekmişti.Mübarek şehidimizin aziz hatırasına izafeten buraya konulan sembolik mezar taşının üstünde,Saraybosna, Veli oğlu İsmail,21 Yaşında.İbareleri yazıyordu.Bunları okurken gözyaşlarıma hakim olamadığımı,hatta hıçkırıklara boğulduğumu hatırlıyorum.Çocukluğu Bosna Savaşı'nın acı hatıralarını izlemekle geçen ve o topraklarda yaşanan vahşetten çok etkilenen,Boşnak Halkı'nın kardeşliğine yürekten inanan bir Türk genci olarak, Şehitler Diyarı Çanakkale'de bir mezar taşında Saraybosna'lı bir kahramanın adının yazılı olduğunu görmek beni ziyadesiyle bahtiyar kılmıştı.Onlar ki,memleketimin en sıkıntılı zamanında sevdiklerinden vazgeçerek uzak bir diyardan benim yurdumu savunmak için Çanakkale'ye gelmiş ve bu topraklarda din için vatan için ay yıldızlı bayrağın şanı için şehit olmuşlardı.Bu çok büyük bir fedakarlık ve vefa örneğiydi.Bu Boşnak Halkının yüzyıllar boyunca iç içe yaşadığı Türk Milletine nasıl bir gönül bağı ile bağlı olduğunun en anlamlı göstergelerinden biriydi.Bir müddet o mezar taşının başında Bosna Hersek' i, Alija İzzetbegoviç'i ve Kahraman Boşnak milletini düşündüm.Ona ve tüm şehitlerimize Fatihalar göndererek gözyaşları içinde huzurundan ayrıldım.Hiç kuşkusuz Boşnak Halkı'nın 1915 yılında Çanakkale Muharebeleri'ne iştirak ederek ,bize karşı göstermiş olduğu vefa tarafımızdan karşılıksız bırakılmamıştı.Bosna Savaşı patlak verince tüm Türkiye'de büyük bir infiale yol açmıştı.Türk Halkı Bosna'dan gelen acı haberlerle matem tutmuş,elinden gelen her türlü insani yardımı Sırp zulmü altında işkence çeken bu can dostlarına ulaştırmaya çalışmıştır.Mostar Köprüsü'nün yıkılış anı,Gorazde'de,Srebrenica'da ve diğer yerlerde yaşanan vahşet Türk Kamuoyunda büyük yankı uyandırmış,her Türk Bosna'da yaşanan insanlık dramının sona ermesi için dua etmiş,tüm dünya'ya Boşnak kardeşlerinin yanında olduğunu her platformda göstermiştir.Kimileri bununla da yetinmeyerek bir yolunu bulup Bosna'ya gitmiş, Alija'nın aslanlarıyla omuz omuza Bosna'nın İstiklali için,Sırplara karşı savaşmıştı.Bu kahramanlardan belki de en bilineni Saraybosna Savunması sırasında 22 Ağustos 1992'de ilijaş yakınlarındaki bir çatışma sırasında şehadet şerbetini içen Ağrılı Selami Yurdan'dır.Savaş başladıktan kısa bir süre sonra arkadaşlarıyla Bosna'ya giden bu aziz şehidimiz,Çanakkale'de şehit olan Veli Oğlu İsmail'in memleketi Saraybosna için canını vermişti.Böylelikle Veli oğlu İsmail ve diğerlerinin 77 yıl önce Çanakkale'de gösterdiği vefa,77 yıl sonra Saraybosna'da karşılık bulmuştu.Türkiye'nin Bosna Savaşı'ndaki ilk şehidi olan Selami Yurdan'ı, uğruna can verdiği Boşnak kardeşleri Travnik'teki Hacı Ali Baba Camii Mezarlığına defnetmişlerdi.Artık Selami Yurdan,şehadet arzusuyla koştuğu Bosna'nın ebedi misafiriydi.İkisinin de Ruhu Şad olsun.

1454484_175997222596611_489641219_n

Yukarıdaki satırlarda düşman istilasına karşı teslim olmayan, onuruyla ve şerefiyle kendisini kahramanca savunan iki serhat kentini ve yaşadıklarını karşılaştırmaya çalıştım. Muradım aynı gaye uğruna kan döken bu iki gazi kentin kardeş şehirler olmasıdır. Saraybosna ve Çanakkale yaşadıklarıyla birbirlerinin kader yoldaşıdır. Her karış toprağı kanla sulanan bu iki ecdat yadigarı şehir, şehitler ve gaziler diyarıdır. Çanakkale Boğazı, Mijlaçka'nın,Neretva'nın, Kocaçimendağı ve Alçıtepe İgman Dağı'nın kardeşidir.Çanakkale Şehitliği,Saraybosna'daki şehitliklerin kader ortağıdır.Çanakkale ve Saraybosna birbirinin can dostu ve kardeşidir.Yetkililerimize düşen görev bu kardeşlik bağını resmiyete dökmek için ne gerekiyorsa yapmaktır.Bu hem Çanakkale topraklarında yatan Veli Oğlu İsmail'in diğer Bosnalı kahramanların hem de Travnik'te yatan Şehit Selami Yurdan ve diğerlerinin ruhunu şad edecektir.Cümlesini Rahmetle ve Saygıyla anıyorum.

İslam ÖZDEMİR

Bu e-Posta adresi istenmeyen posta engelleyicileri tarafından korunuyor. Görüntülemek için JavaScript etkinleştirilmelidir.

 

 

(*) (Bu mezar taşı 57.Alay Şehitliği'nin 2012 yılındaki restorasyonu sonrası buradan kaldırılmıştır.En kısa zamanda bu şehidimizin mezar taşını Çanakkale Şehitliği'nde görmek istiyoruz.)