2-Radyocular_bulutu

ESKADER'in düzenlediği "Bir Kültür Taşıyıcısı Olarak Radyo" konulu panelde usta ve yeni radyocular buluştu. Konuşmacılar, radyoculuğun meselelerini ele aldılar. Büyük bir ilgiyle takip edilen programın devamı istendi.

Elif Sönmezışık (Sanatalemi.net)

ESKADER, Bâbıâli Sohbetleri kapsamında düzenlediği "Bir Kültür Taşıyıcısı Olarak Radyo" konulu panelde usta radyocuların görüşleriyle kültür hayatımızdaki radyonun konumunu masaya yatırdı. Katılan konuşmacılar, kaliteli radyoların, radyocuların ve kaliteli radyo dinleme alışkanlığının daha yaygın olması gerektiği konusunda birleştiler.

Edebiyat Sanat ve Kültür Araştırmaları Derneği'nin (ESKADER) her hafta Timaş Kitapkahve'de gerçekleştirdiği Bâbıâli Sohbetleri'nin 182'incisinde radyo sunucuları, yapımcıları ve yöneticileri radyoların meselelerini konuştular. TRT radyolarında uzun yıllar çalışmış sunucu-spiker Harun Yöndem, Moral FM'in kurucularından Haluk İmamoğlu, Erkam Radyo Yayın Yönetmeni Selahaddin Kocaarslan, Bizim Radyo'da program yapımcı ve sunucusu Demirhan Kadıoğlu, Moral FM Yayın Yönetmeni İsmail Tongar, Radyo 7'den Senem Uluhan Özkan, TRT'de yapımcı ve sunucu Aydın Çakırtaş, İstanbul Valiliği-Radyo İstanbul Ajansı'ndan Nesrin Songül Yardım, eğitimci yazar Mustafa K. Topaloğlu ve Safa Mürsel'in konuşmacı olarak katıldığı toplantıyı ESKADER Yönetim Kurulu Üyesi Elif Sönmezışık yönetti. Geçmişten günümüze radyonun kültür hayatımıza etkisinin değerlendirildiği programda, TRT'nin geçirdiği evrelerle bu süreçte yetişen farklı jenerasyonların radyoya bakış açıları ve özel radyoların yirmi yıldan fazladır ortaya koyduğu olumlu ve olumsuz etkiler hakkında tespitler yapıldı. Toplantıda, radyonun gündeme getirilerek Türkiye radyoculuğu hakkında daha fazla araştırma yapılması gerektiği, böylelikle mevcut olumsuzlukların ortadan kaldırılarak radyonun daha faydalı alanlara hizmet edebileceği vurgusu yapıldı.

 

Radyonun dünyada ortaya çıkışı ve Türkiye'deki gelişimi hakkında kısa bir sunum yapan Elif Sönmezışık, radyo alanında çalışan, yöneticilik yapan ve bir şekilde kendini radyoda ifade eden her jenerasyondan radyocuyu bir araya getirerek radyonun televizyon ve internet karşısındaki varlığını ortaya koymayı amaçladıklarını vurguladı. "Aslında radyo ile ilgili en genel soru,'Neden artık radyoyu konuşmuyoruz?' olacaktır. İçten içe bir kültür aktarımı sağladığını düşünürsek radyonun içinde olduğu meselelerin gündemde tutulması son derece faydalı olacaktır." diyen Sönmezışık, radyo cephesinde bugün neler olup bittiğini anlamak, geçmiş ile mukayese yapmak ve radyonun hayatımızdaki yeri, bugünkü konumu, etkinliği ile yaygınlaşması için neler gerektiğini ortaya koymanın son derece önemli olduğunu kaydetti.

"TRT'NİN MÜZİK KÜLTÜRÜMÜZE KATKILARI BÜYÜK"

Kendi döneminde, toplumun radyoya bakışından bahsederek sözlerine başlayan Harun Yöndem, TRT radyolarında çalışmaya başladığı yıllarda televizyona kavuşan toplumun radyoyu ikinci plana attığını anlatırken, "Çünkü bu medya artık yalnız değildi. Televizyonun yanıbaşında yaramazlık yaptığı için dışlanan bir çocuk gibiydi." dedi. Basının da televizyonla birlikte radyo yayınlarına ilgisinin azaldığını kaydeden Yöndem, TRT'nin devlet tekelinde olduğu dönemdeki katı tutumundan söz ederek sözlerini şöyle sürdürdü:

"Türkiye'deki radyoyu değerlendirirken üç ayrı öneme ayırmak gerekiyor. Birincisi 1964 öncesi dönem. Tamamen devlet teşekkülü olan bir radyoydu. 64'ten sonra 'Özerk TRT Kurumu' olarak faaliyetine devam etti ve radyo yayınları süreklilik kazandı. Maalesef bu özerkliği TRT iyi kullanamadı. TRT radyoları, darbe ve muhtıralarla siyasetin ve kamuoyunun ağır baskılarını hep hissetti. 12 Eylül darbesiyle hangi görüşten oldukları ayrımı yapılmadan birçok insan işinden olmuş, başka kuruluşlara gönderilmişti. Bunlar enerji kaybına sebep oldu. Böyle bir dönemde spikerliğe başladım ve radyoculuğu program yapımcısı olarak sürdürdüm. TRT 1 radyosunda Türkiye'nin her yanından canlı olarak dinlenen programlar yaptım. Zaman zaman önceden hazırlanmış, denetim kademelerinden geçmiş metinlerimizin yanında konuklarımız da olurdu. Bu metinleri 'Radyo Geceleri' adıyla kitaplaştırmak düşüncesindeyim. 1990'lardaki özel televizyonlar ve radyolar dönemidir. Bu dönem TRT eski yapısını uzunca süre devam ettirdiği halde, sonrasında silkinme dönemi yaşamıştır ve yaşamaya devam ediyor. TRT'nin Türk topluma haberleşme kavramını getirmesini kabul etmek gerekir. Bizim zamanımızda da kendini çok fazla yenileyebilmiş bir kurum değildi. TRT müzik kültürümüze büyük katkı sağlamıştır. Türkiye çapında halk, sanat ve pop müziğin gelişimini sağlayanlardan biri TRT'dir. Her yörenin türkülerinden bu şekilde haberdar olduk. TRT'nin okul olduğunu söylemek yanlıştır. Radyocu iletişim fakültelerinden yetişir. Ama TRT'nin İstanbul Türkçesinin yaygınlaşması konusunda katkısı büyüktür.

"TOPLUM İRFANINI ARTIRMAYI HEDEFLEDİK"

Özel radyoların ilklerinden olan Moral FM'in kurucularından olan Haluk İmamoğlu, TRT'nin tek olduğu radyo döneminden geldiğini ve özel radyolar ve televizyonlar kuruluncaya kadar TRT'nin devletin kendi elinde istediği gibi yönetebildiği bir kurum olarak varlığını koruduğunu kaydetti. Moral FM'in kuruluş dönemine dair hatıralarını da anlatan İmamoğlu, kendi aralarında para toplayarak radyo kurma heyecanı yaşadıklarını belirtti. Kültürümüzdeki sohbet geleneğini radyoya taşımayı amaçladıklarını ve radyoculuk anlayışını bunun üzerine geliştirdiklerimi anlatan Haluk İmamoğlu, şunları söyledi:

"Özel radyolar kurulmadan önce TRT'nin ve dolayısıyla devletin, değiştirilemez despotik uygulamaları vardı. Artık o günleri geride bıraktık ve şimdi herkes istediği içerikle radyo kurabiliyor, dinleyicisine ulaşıyor. İnternetten yayın yapma imkânları ile de bu özgürlük sınırsız oldu. Başından beri radyoculuktaki anlayışımız, bizim kültürel geleneğimizdeki değerlerini bugünün ve yarının dünyasına nasıl taşırız, sorusuna cevap aradık. Erozyon ve aşınmalara meyletmeden bunu başarmak istedik. Bediüzzaman Hazretleri'nin Nur Risalelerinin değişik yerlerinde radyonun büyük bir nimet-i ilâhiyye olduğunu belirtiliyor. Nasıl olması gerektiğine dair de tavsiyeler var. Biz de Moral FM'in çizgisini bu şekilde biçimlendirdik. Toplumun irfanının artması konusunu öne çıkararak bizim yönetiminde bulunduğumuz ve program yaptığımız radyoda bir nesil yetişti. Gençlere örnek alınması gereken şahsiyetleri tanıtmakta gayret gösterdik. Kendimize kutsal hedefler koyduk. Bunun irfan kalitesinin artışında etkisi olduğunu düşünüyorum."

"RADYOCU, İYİ BİR YOL ARKADAŞI"

Kültür ve medeniyet taşıcısı radyoları gündemine alan ESKADER'e teşekkür ederek sözlerine başlayan Selahaddin Kocaarslan, 2002 yılından bugüne muhabbet ağları ile gönül köprüleri kuran, dinleyicisinin varlığını önemseyen, bizi biz yapan hakikatleri en büyük sada ile duyurmayı kendine dert edinen radyolarda çalışabilmesinin şükür vesilesi olduğunu dile getirdi. "Biz kelimelerle cümle kuyusu açma oyunu oynuyoruz." diyen Kocaarslan, böylelikle kalplere ulaşmaya çalıştıklarını, böyle oldukça dinleyicilere değerli anlar sunabilmenin mümkün olacağını söyledi ve şöyle devam etti:

"Her program aslında bir dinleyici için yapılır. Siz bir söz söylersiniz, belki uzakta bir yerde muzdarip bir insana ulaşırsınız. Anlatacak hikâyesi ve söyleyecek sözü olanlar için radyoculuk bir aşka bir muhabbete dönüşür. Sesimizi değil, sözümüzü çoğaltabildiğimiz sürece muvaffak olunabilir. Radyo programcılığında 12 yılı geride bıraktım ve bana kazandırdığı müthiş zenginlikler oldu. Birçok önemli yazar, fikir adamı, şair ve kültür insanını ağırlayarak onlarla çok güzel programlar yaptık. Bugüne kadar yüzünü hiç görmediğim ve belki hiç göremeyeceğim o kadar çok arkadaşım, dostum, kardeşim oldu. Bu vesileyle iyilikleri çoğaltabiliriz. Çok yalnız, çok muzdarip, çok garip insanlar var. Bazen kurduğunuz bir cümleyle böyle insanların dünyasına güzel bir sayfa açabiliyorsunuz. Sizin söylediğiniz herhangi bir mısra ya da cümleyi ihtiyacı olan insan alır, çoğaltır ve farklı yansımalar yaşanabilir. Sesinize kulak veren insanlar gün gelir sesinize ses vermeye başlar ve siz de çoğalırsınız. Çok iyi bir derttaş, çok iyi bir sırdaş, çok iyi bir gönül dostu, bir yol arkadaşı olabiliriz."

"ÇOCUK PROGRAMCILIĞINDA KARMAŞA VAR"

Karükatürist Demirhan Kadıoğlu, çocukluğundaki radyo gerçeğinden yola çıkarak, "ilk özel radyo" dediği Polis Radyosu'nu dinlemekten büyük keyif aldığını belirtti. 2007'de Bizim Radyo bünyesinde radyoculuğa başlamasının çocuk ve mizah programları ile olduğunu anlatarak, radyo alanındaki boşluklardan ötürü bu alana giriş yaptığını söyledi ve yaşadıklarını şöyle anlattı:

"Çocuk programı yapıyordum. Üstelik canlı yayımlanıyordu. Tam bir deli cesaretiydi. Önce kendi çocuklarımı ağırladım, sonra başka çocuklarla özel söyleşiler yaptım. Usta çırak ilişkisi yok radyolarda. Bu sebeple deneme yanılma yöntemiyle doğru şekli bulmaya çalıştık ve kendimizi geliştirdik. Çocuk programından mizah programına geçtik. Değişik konseptlerde programlar yaptık. Şimdilerde sabahları haber manşetleri okumaya başladık. Çocuklara özel programlar neredeyse yok. Yapılan programlarda da hangi yaşa hitap ettiği konusu aşılamadı. Bu konuda bir karmaşa var Türkiye'de. Var olan çocuk yayınları Avrupa standartları düzeyinde değil. Bu durumun aşılması gerek."

"RADYOCULUK KIYMET GÖRMÜYOR"

Senem Uluhan Özkan, 21 yıl önce radyo ile tanıştığını anlatarak, bunun kendisi için bir şükür sebebi olduğunu belirtti. Radyoculuğun bugünlerde kıymet görmeyen bir meslek olduğunu belirten Özkan, internet ve uyduyla beraber radyonun dinlenme alanının genişlediğini, çok sayıda insana ulaştıklarını ve bunun son derece önemli olduğunu dile getirdi ve devam etti:

"Bu öylesine bir meslek değil aslında. Kimi zaman birilerinin hayatına şahit oluyorsunuz. Benim gibi radyocuları DJ olarak tanımlamak da son derece yanlış. Amacımız sadece müzik yayını yapmak değil, her kesimden insanı bir seste buluşturmak. Radyoculuk gerçekten hayatı okumak. Tanımadığınız insanlara çok yakın oluyorsunuz. Yüzümü hiç görmeden portremi çizen bir dinleyicim olmuştu. Bu beni çok etkilemişti. Hafta sonları program yapıyorum ve mikrofonla buluştuğumda onunla bir süre hasret gideriyorum. Çünkü işimi büyük bir aşkla, çok severek yapıyorum."

"TRT DAHA SEÇİCİ"

Radyo ile 1990'lı yıllarda tanıştığını anlatan Aydın Çakırtaş, Akra FM'i dinleyerek radyo algısının da değiştiğini belirtti. 1995'te Ankara Akra FM'de yayın teknisyeni olarak göreve başladığını, 1997'de İstanbul'daki Akra FM'e geçerek bu ortamda içinde bulunduğu kültür atmosferinin radyoculuğu sürdürdüğünü söyleyen Çakırtaş, birçok radyocu ile bu çalışmalar esnasında tanıştığını, ilk mikrofona geçişinin de yine Akra FM'de olduğunu dile getirdi ve radyoculuk anlayışı ile ilgili olarak şunları söyledi:

"Canlı yayın risklidir. Mikrofonu insan için efsunlu bir alet, radyoyu da bir sihir kutusu gibi düşünüyorum. 90'lı yıllarda radyo daha revaçtaydı ama bugün de insanlar arabasında ya da cep telefonu aracılığı ile daha çok dinliyor. Bir program dağ başında bir ateş yakmaktır ve o ateşin etrafında ısınmaya çalışmaktır. Her programa böyle baktım. 2014' kadar bir mesafemiz oldu radyoyla. Şimdilerde TRT ile 'Cihan Şehri İstanbul' adlı bir program gerçekleştiriyoruz. Yaşadığımız İstanbul'daki tarihî güzellikleri paylaşmayı hedefliyoruz. Daha önce özel radyolarda çalıştığım için TRT'nin daha farklı olduğunu düşünüyorum. Özel radyolarda otokontrol ön planda değil. TRT'den çıkan sesle özel radyolarda çıkak sesler arasında da epey fark var."

"KÜLTÜR RADYOCULUĞU YÜKSELİŞTE"

20 yıllık radyoculuk geçmişi olan İsmail Tongar, radyo ile bir kere alışverişi olan birinin devam etme isteği duyduğunu anlatarak özel radyoların serüveni hakkında bilgi verdi. Daha çok deneme yanılma ile yol almak durumunda kaldıklarını söyleyen Tongar, bu kanaatlerin tecrübeler biriktirdiğini belirtti. Sektörle ilgili istatistiki bilgiler de paylaşan İsmail Tongar, radyo dinleyicisinin yüzde seksen beş müzik, kalan yüzde on beş oranında da haber, aktüel, kültür içeren programları dinlediğini ifade etti ve sözlerini şöyle sürdürdü:

"Bu sonuca göre İstanbul'da yayın yapan 10 radyo sözlü yayın yaparken kalan radyolar kopya kâğıdı ile çoğaltılmış gibi birbirinin aynı. Müzik radyolarında format daha sıkıntılı. Kültür açısından baktığımızda radyoya, sözel olarak paylaşılacak irfanı, ilmi ne şekilde anlatabiliriz derdindeyiz. Böyle radyolara sektörde konuşan radyolar deniyor. Program yelpazesi genişliyor. Radyolardaki nitelikli programcı ve sunucular, özel televizyonların açılması ile televizyon sahasına kaymıştı. Ama son zamanlarda hatırı sayılır kişiler radyo alanına kaymaya başladı yeniden. Radyonun yayın alanı genişledikçe radyonun biteceğine inanmıyorum. Çünkü radyo birçok alandan yayını sağlanan bir alan. En büyük sıkıntılarımızdan biri kalitesiz reklamlar. Bunu da yavaş yavaş aşıyoruz artık ve azalıyor. Müzik ile sözlü radyoculuğun dengesini sağlamak için müzik radyolarında sözlü yayını, sözlü radyolarda müzik yayınını artırmak bir çözüm olabilir. RADYODER adında bir kuruluşumuz var ama radyoculuğun gelişmesinde çok etkin olamadı. Şu sıralar yeni bir yapılanma var bu alanda, ancak çok yeni."

İNTERNET GENÇLİĞİNİ RADYOYA ÇEKMEK

Nesrin Songül Yardım, radyoyla tanışmasının "Arkası Yarın" programları sayesinde olduğunu ve o yıllarda dinlediği radyoyu halen sakladığını dile getirerek günün birinde o kutunun içindeki insanlardan biri olacağını hiç düşünmediğini anlattı. Kültür sanat programları yapmak kaydıyla radyoya geçiş yaptığını belirten Yardım, radyonun müzik kutusu olarak yaygınlaşmasını doğru bulmadığını belirtti. "Edebiyat derken radyoculukta şiir okumak anlaşılıyor. Edebiyatçıların yer aldığı programlar yapılmasını daha önemli buluyorum." diyen Nesrin Songül Yardım, Radyo İstanbul Ajansı'nın internette vakit geçiren gençler için kurulduğunu belirtti. Televizyon sahasında da çalışmış biri olarak radyoculuğu televizyonculuktan daha zor olarak değerlendiren Yardım, radyonun canlı yayında hata affetmediğini sözlerine ekledi. Eğitimci olarak birikimini yıllarca radyo dinleyicileriyle paylaştığını anlatan Mustafa K. Topaloğlu, Özel FM'den gelen teklifi değerlendirerek radyoculuğa başladığını, uzun zaman programının sürdürdüğünü belirtti. Radyo sahasının ve mikrofonun cazibesinin olduğunu dile getiren Topaloğlu, amatör bir radyocu olmasına rağmen programın büyük ilgi ile karşılandığını, uzun zaman bu ilgi sayesinde herhangi bir karşılık beklemeden manevi tatminle programlarını sürdürdüğünü ve şu sıralar radyoya ara verdiğini söyledi. Gençlerin yalnızca kulaklıkla müzik dinleme ihtiyacı için radyoya yönelmesini sağlıksız bulduğunu belirten Topaloğlu, bu konuda araştırma yapılması gerektiğini vurguladı.

Moral FM'de dinleyicisi ile buluşan Safa Mürsel, özel radyoların ufuk açıcı olduğunu, birbirimizi tanımamızı sağladığını anlatırken aynı zamanda Türkiye'nin demoktratikleşme sürecine büyük katkı sağladığını belirtti. Toplumdaki kaliteyi entelektüel düşünce boyutunda arttırdığını söyleyen Mürsel, tekelci düşüncenin aşılması konusunda büyük fayda sağladığını, radyo sayılarına bakıldığında Türkiye'de önemli bir medya aracı olduğunu kaydetti. İnsanlığın hayrına ve müspet alanlarda kullanıldığı müddetçe olumlu sonuçlar meydana getireceğini sözlerine ekledi. Programın kapanış konuşmasını yapan ESKADER Başkanı Mehmet Nuri Yardım, toplantının son derece verimli geçtiğini, Türkiye'de radyoculuğun meselelerinin ciddi olarak konuşulduğunu belirterek, bundan sonra zaman zaman bu konuları ele alacaklarını söyledi. Dinleyicilerin de sorularıyla katkıda bulunduğu program, çekilen hâtıra fotoğrafları ile son buldu.

3-Radyocular_bulutu