Yazdır
Gösterim: 602

2-ediz_hun

Elif Sönmezışık (Sanatalemi.net)

ESKADER'in düzenlediği Bâbıâli Sohbetleri'nde konuşan ünlü aktör Ediz Hun, "Yeşilçam'ı eleştirenlere saygı duyarım, ancak Yeşilçam'da çok büyük işler yaptık ve kimseye bir kötülüğümüz dokunmadı." dedi.

Bâbıâli, tarihî toplantılardan birine daha evsahipliği yaptı. Edebiyat Sanat ve Kültür Araştırmaları Derneği'nin (ESKADER) her hafta Perşembe akşamları Timaş Kitapkahve'de gerçekleşen Bâbıâli Sohbetleri'nin bu haftaki konuğu Türk sinemasının efsane oyuncularından Ediz Hun oldu. Takdimini senarist ve yönetmen Erol Mermer'in yaptığı programda kendine has nükteli üslûbuyla ve güçlü hitabetiyle Yeşilçam'ı anlatan Ediz Hun, kendi hayat hikâyesini, Yeşilçam'a giriş macerasını, Türk sinemasının iyi ve kötü günlerini, bugünkü sinemadan beklentilerini, yeni nesle bakışını ve sanat anlayışını da detaylı bir şekilde aktardı.

 

Timaş Kitapkahve'yi hınca hınç dolduran dinleyicilerden gelen soruları tek tek cevaplandıran Ediz Hun, yoğun ilgiyle karşılandı ve dakikalar boyunca kitaplarını imzalayarak hâtıra fotoğrafları çektirdi.

EDEBÎ ESERLER SİNEMAYA UYARLANMALI

Programın açılış konuşmasını yapan ESKADER Başkanı Mehmet Nuri Yardım, 1985 yılında Ediz Hun ile yaptığı söyleşinin meslek hayatındaki ilk mülakatlardan biri olduğunu söyleyerek o gün Ediz Hun'un kendine hediye ettiği kalemi hâlâ sakladığını ve uğur getirdiğini belirtti. "Ediz Hun, Türk sinemasının en beyefendi aktörlerindendir. Filmlerini dâima ailece izleyebildik. Şaibesiz pırıl pırıl bir hayatı oldu." diyen Yardım, Yeşilçam sinemasında bir hayat tarzının yansıtıldığını, konuşma üslubu ve taşıdığı geleneklerle bugün özlenen bir sinemanın hayat bulduğunu belirtti. Türk sinemasının yeteri kadar Türk edebiyatından istifade edemediğini anlatan Mehmet Nuri Yardım, "İstenirse Kemal Tahir'in, Peyami Safa'nın, Reşat Nuri'nin, Tarık Buğra'nın kitaplarından çok güzel filmler yapılabilir, nitekim bunun örnekleri var. Yönetmenler edebiyattan yararlanmalı." dedi. Türk sinemasının 100. yılı olan 2014 yılı içinde çok sayıda sinemacı ile program gerçekleştirmek istediklerini ifade eden Yardım, Ediz Hun'un hâtıralarından genç sinemacıların ziyadesiyle istifade edebileceğini ifade etti.

EFSANELER AZALIYOR

Programın takdimini gerçekleştiren Erol Mermer, Ediz Hun'un son derece değerli ve örnek bir kişilik olduğunu vurgularken, şahsında geçmişe ait güzel günleri hatırlattığını dile getirdi. Ediz Hun'un çok renkli bir sanat hayatı ve renkli anılarını olduğunu belirten Mermer, sinemanın gerçek bir efsanesi olduğunu ve bir döneme imzasını attığını belirtti.

Ediz Hun konuşmasına 2014 yılının ülkemiz adına hayırlı gelişmelere vesile olmasını dileyerek başlarken, Yeşilçam sinemasının artık yok olduğunu, o günlerden kalan sanatçı adedinin de çok azaldığını, dostlarının yılbaşını tebrik etmek isterken bunun bir kez daha farkına vardığını söyledi. 74 yaşında olduğunu söyleyen Ediz Hun, "Sekiz on erkek, sekiz on kadın sanatçı kaldık. Yeni bir dönem var artık. Yeni dönemin, yeni aktör ve aktrislerin yolu açık olsun." dedi ve hayat hikâyesi ile Yeşilçam serüvenini şöyle özetledi:

İSTEMEYE İSTEMEYE OYUNCU OLDUM

"Babam makine mühendisi, annem felsefe hocasıydı. Tek çocuktum. Hiçbir zaman şımarık yetiştirilmedim. Her zaman paylaşımcı oldum. Almanya'da diş doktorluğu okurken İstanbul Büyükada'ya tatile geldiğim sıralarda sinema filmlerinde oynama teklifi aldım. Ama bunun için önce Ses mecmuasının elemelerinde birinci gelmem gerekiyordu. Son derece ilgisiz olduğum bir alan olduğu için umursamadan elemelere katıldım. O yıl erkekler arasında ben, kadınlar arasında Ajda Pekkan birinci seçildik. Çok şaşırmıştım. Bu yarışmanın ödülü ise bir filmin başrolünde oynamaktı. O zamana dek izlediğim iki Türk filmi vardı. Biri Fosforlu Cevriye, diğeri Acı Hayat'tı. Oysa ben tahsilimi düşünüyordum ve oyunculuk hakkında hiçbir bilgim yoktu. Hiçbir eğitim almadan kamera karşısına geçtim ve Türkan Şoray ile Hülya Koçyiğit'in de olduğu Genç Kızlar adlı filmde rol aldım. Orada bir öğretmeni canlandırdım. Filmi izlediğimde kendimi hiç beğenmedim. Ama çok izlenmeye başladı. İzmir ve Ankara'da galaya katıldım. Böylelikle sinemaya adım atmış oldum ve tahsilime ara verdim. Film iş yapınca Ülkü Erakalın'dan ikinci film için teklif geldi. Ben ise taraftar olmasam da bu işin içinde olduğumu anlayıp kabul ettim. Türkan Şoray'la birlikte oynadığımız Mualla adındaki filmdi. Setteki bütün rol arkadaşlarımdan hem sevgi hem de saygı gördüm. Türkan Şoray bana o filmde çok yardımcı oldu."

"SANATTA USTALIK YOKTUR"

Yeşilçam'a giriş macerasının ardından sanata ilişkin görüşlerini dile getiren Ediz Hun, "Sanatta ustalık yoktur. Kim ben sanatta ustayım diyorsa, o sanatçı değildir. Gerçek sanatçı daima talebedir." diyerek sinemada seyirci gözünün göz ardı edilemeyeceğini, oyunculuk yeteneğinin rol yaparken kendinin seyirci gözünden nasıl göründüğünü hissedebilmek olduğunu kaydetti. Sinemada üç boyut olduğunu, gerçek hayatın ise beş boyutlu olduğunu belirten Ediz Hun, "Dördüncü boyut zaman, beşinci boyut ise şuurdur. Zihinsel kudretimizle hayıtımızı yönetiyoruz." dedi. Yeşilçam döneminde toplam 130 film çektiğini, şimdiki mevcut teknolojilerin olmamasından dolayı çok büyük güçlüklerle setlerin oluşturulduğunu ve çekimlerin sürdüğünü anlatan Ediz Hun, bir film çekiminin yaklaşık bir ay sürdüğünü belirtti. 1973 yılında evlendiğini belirten Ediz Hun, sinemanın o yıllarda çok kötü bir kulvara kaydığını, fırsatçı yapımcıların açık saçık filmler çekerek kadın seyirciyi ve aileyi sinemadan uzaklaştırdıklarını söyleyerek sözlerini şöyle sürdürdü:

SİNEMA BENİ DİSİPLİNLİ BİRİ YAPTI

"1975 yıllarından itibaren sinema işini bazı kendini bilmezler sulandırdı. 35 yaşındaydım. Sinemada devam edemeyeceğimi anlayınca işi bırakmak istedim. Çünkü artık bizim çektiğimiz filmler arasına da uygunsuz sahneler sıkıştırılmaya çalışılıyordu. Almanya'ya giderek yarım kalan tahsilimi tamamlamak istedim. Aradan on yıldan fazla geçtiği için okulum beni kabul etmedi. Yeniden başlamak istesem de Almanya'nın o zamanki şartlarında kendime yaşayacak uygun bir yer bulamadım. Ben de kuzey ülkelerinde arayışımı sürdürdüm. Birkaç ülkedeki okullara başvuruda bulundum. Norveç Oslo Üniversitesi tarafından kabul edildim. Oraya eşimi ve bir yaşındaki kızımı da alarak gittim ve evliler için özel tahsis edilen yurda yerleştim. İlk gittiğimde 3 aylık Norveççe dil kursunun ardından derslere adapte olmam hiç kolay olmadı. Hem dil sıkıntısı yaşıyordum hem de derslerdeki anlatımları yakalamakta güçlük çekiyordum. Bunu çok çalışarak aştım. Sabah 2-3'e kadar çalışıyordum. Böylelikle üniversiteyi, ikincilikle bitirdim. Bugün derslerime giren yaşı ilerlemiş öğrencilerime de bakınca ve kendi hayatımı göz önüne alarak gençlere hep çok çalışmayı tavsiye ediyorum. Çünkü insan istediği her şeyi böyle elde edebilir ve yaşınız kaç olursa olsun zihninizi hiç durdurmamanız lâzım. Sinemaya ara verdikten sonra olabilecek sıkıntıların tamamını eşim sayesinde atlattım. Sinema bana disiplini öğretmişti. Hayatımdaki bütün işlere yaklaşımım hep o disiplin üzerinden oldu."

6-ediz_hun

YENİ BİR HAYAT

Norveç'teki eğitiminin ardından biyolog olan ve Amerika'dan aldığı tekliflere rağmen babasının ricası ile Türkiye'ye dönüş yaptığını belirten Ediz Hun, babasını döndükten iki yıl sonra kaybettiğini belirtti. Hayatında zaman zaman duyguları ile hareket ettiğini ve bundan pişmanlık duymadığını belirten Ediz Hun, "Duygulardan yoksun kalmamak lâzım. Gönlün sesine kulak vermek de lâzım." dedi. Sinemaya verdiği uzun aradan sonra 1985 yılında Acımak dizisini çektiğini anlatan Ediz Hun, o yıllarda bu dizinin büyük beğeni topladığını ve bundan mutlu olduğunu dile getirdi. Şimdilerde ancak çok iyi bir rol teklifi geldiğinde, bunca yıllık sinema çizgisini zedelemeyecek karakterler söz konusu olduğunda teklifi kabul edebileceğini anlatan Ediz Hun şunları söyledi:

"SAÇMA BİR ROLLE İZLEYİCİ KARŞISINA ÇIKMAM"

"Bizim aktörlerimiz, artistlerimiz, yönetmenlerimiz var ama senaryomuz yok. Senaryo üretemiyoruz. Bizlere belli bir yaştan sonra anne baba, büyükanne, büyükbaba rollerini uygun görüyorlar. Oysa benim yaşımdaki bir insanın da bir hayatı var. Dünya sinemasına baktığınızda her yaş için çok orijinal hikâyelerle karşılaşıyorsunuz. Sevginin çok çeşidi var ve bu sinemada çok güzel işlenebilir. Hafif ve saçma sapan bir rolle izleyici karşısına çıkmam. Öyle dizi teklifleri geliyor ki, yalnızca üç bölümün senaryosu yazılmış. Sorduğunuzda henüz yazılmamış olduğunu söylüyorlar. Üç bölümden sonra bana sunulan karakterin ne yöne evrileceğini bilemediğimden kabul etmiyorum. Kendi yaşayışıma ve Türk sinemasındaki tutumuma uygun roller teklif edilmesini bekliyorum. Türkiye'de biyografik filmler yapılmıyor. Bizim hayatını aktarmamız gereken çok önemli fikir adamlarımız var. Bu hayatları bütün dünyaya izletebiliriz. Bu tür filmlerde önemli bir portreyi oynamayı çok isterim. Dünyada Amerikan, Fransız ve İtalyan sinemasında da bir gerileme var. Bizde de geride ve diziler ön planda. Sinemanın verdiği keyfi diziler veremez. Dizinin etkinliği tılsımı çok zayıf."

"YEŞİLÇAM YOK OLDU"

Güzel işlerin yapıldığını, ancak Yeşilçam'ın büyülü dünyasından eser kalmadığını anlatan Ediz Hun, Yeşilçam'ı eleştirenlere saygı duyduğunu, ancak Yeşilçam'ın çok büyük işler yapmasına rağmen kimseye kötülük etmediğini vurguladı. "Yeşilçam'da aşkı ve sevgiyi işledik." diyen Ediz Hun, o ortamda çalışmış olmaktan son derece mutlu olduğunu, 130 filmi de evladı gibi gördüğünü dile getirdi. Bugün oynadığı rolü hissetmeyen birçok oyuncu gözlemlediğini anlatan Ediz Hun, rolü hissetmeden gerçek oyunculuk yapılamayacağını belirtti. Her şeyin başının sevgi olduğunu ve sevgi olmayan yerde birlik beraberlik ve dostluktan söz etmenin mümkün olmadığını anlatan Ediz Hun, Mevlâna'dan, Yunus Emre'den ve Âşık Veysel'den yaptığı alıntılarla sevgi ile ilgili mesajlar verdi. Bu büyük insanların çevreye karşı da son derece duyarlı olduklarının altını çizen Ediz Hun, bugün dünyada 7,2 milyar insan yaşadığını, 2050 yılında bu sayın 10 milyarı aşacağını belirterek hayatın daha da zorlaşabileceğine dikkat çekti. Yaşı ilerleyen sinema ve tiyatro sanatçılarının sıkıntılarına da değinen Ediz Hun, bir zamanların halka mal olmuş isimlerini kaderine terk etmenin doğru olmadığını, bir emekli maaşı ile bir ev sahibi yapmanın devlete büyük bir külfet getirmeyeceğini dile getirdi.

"EDEBİYAT, DİZİLERDE YAPMALANIYOR"

Dinleyiciler arasında bulunan Nazif Tunç, Ediz Hun ile 16 bölümlük Asla Unutma adında bir dizi çalışması yaptıklarını kaydederek, Ediz Hun'un setin neşe kaynağı olduğunu, bu şekilde sevgi dolu zamanlar geçirdiklerini ve yine çalışmak istediğini belirtti. Türk edebiyatının dizilerde yağmalandığına dikkat çeken Tunç, "Bu şekilde olmamalı. Edebiyattan uyarlama yapılacaksa bu saygın bir iş olmalı. Kültür adamlarımızın ve önderlerimizin biyografilerinin film yapılması son derece önemli." dedi.

Şimdilerde iki üniversitede akademisyenliğini sürdürdüğünü belirten Ediz Hun, Hüsnâ Karanfil'in hâtıralarını yazmasının çok yönlü ve birikimli bir sinema oyuncusu olarak gençlere ve genç sinemacılara yol gösterici olacağı yönündeki tavsiyesi üzerine, "Kendimi hâlâ sinemada öğrenci olarak görüyorum. Hayatım biraz sükûnete ulaşırsa belki böyle bir çalışma yapmayı düşünebilirim." dedi. Star gazetesi kültür-sanat editörü Gülcan Tezcan Ediz Hun'un entelektüel duruşuyla dikkat çektiğini belirterek 2014'ün Türk sinemasının 100. yılı olduğunu ve bu anlamda yılın ilk etkinliğinin bu toplantı olduğunu kaydederek yıl içinde ne yapılabileceği ile ilgili bir soru yöneltti. Eski sinemacıları onore etmek gerektiğini belirten Ediz Hun, Kasım ayında 100. yılını dolduracak olan Türk sineması için o tarihe kadar somut ve güzel çalışmalar yapılması için görüş alışverişinde bulunulması ve bunun için geç kalınmaması gerektiğine dikkat çekti.

5-ediz_hun