Yunus Emre Tozal

İnsanoğlu tarih boyunca dinin tanımına eklemeler yapmış, her zaman inanma ihtiyacı içerisinde olmuştur. İnanma ihtiyacı, fıtrîdir. Toplumların hiçbir şeye inanmadığı bir zaman dilimi gerçekleşmemiştir, gerçekleşmeyecektir de. Her ne kadar Kopernik sonrası dönemde, evrenin sırlarının çözüldüğü, çözüldükçe ve madde denetim altına alındıkça, dinin insana aracı olduğu manevi yolculuğun sona ereceği öngörüldüyse de, bu tahminde bulunanlar yanılmışlardır.

Madde çözüldükçe ve evrenin sırları ifşa olundukça insan, daha azimli sıkı bir biçimde dine yanaşmış, kendisini güvende ve emniyette hissedecek ibadetlere daha şevkle sarılmıştır.

 

 

Din araçtır; insanın hakikate ulaşmasına vesile olan bir yoldur. Peygamberimiz kendisine yöneltilen "Din nedir?" sorusuna "gittiğiniz yoldur" cevabını vermiştir. Bu cevap, konuyu en hikmetli biçimde özetleyerek, insanın da aslında dine bakış açısını ortaya koyar. Çünkü din, bir insanın ve dolayısıyla insanlardan oluşan toplumun tüm değer yargılarını, ahlak kurallarını, yaşam biçimlerini içeren bir bütünlüktür. Kuran'da da din terimi, bu anlamda kullanılır. Mevdudi Kuran'ın Dört Temel Terimi'nde din'i İngilizce "state" kelimesi ile tanımlar. Beyan etmek, belirtmek, belirlemek, konum anlamlarına gelen bu kelime, haleti ruhiye anlamına da gelmektedir.

Din'i bir yol olarak tanımlarsak, sırat-ı müstakim'i Müslümanların Fatiha okurken yöneltilmeyi dilediği yol olarak tanımlayabiliriz. Sırat-ı müstakim, ümit edilendir, kendisinden ayrılmak istenmeyendir, hep erişilmek ve üzerinde bulunmak istenen, arzu edilendir. Bir anlamıyla da hedef edinilendir. Sıratı müstakime ulaşmak, Allah'ın lütfü ile beraber, kulun talep etmesi, gayret göstermesi, inançlı ve ihlâslı (içten) olmasına da ilgili bir durumdur. Enam suresinde mealen şöyle buyrulmaktadır: "İşte benim doğru yolum budur. Ona uyun. Başka yollara uymayın ki, sizi Allah'ın yolundan ayırmasın. Azabından korunasınız diye Allah, size böyle tavsiye etti." (6-153)

O yüzden namazın her rekâtında Fatiha suresinde "Bizi doğru yola ilet, hidayet et'' denilerek, kulun ilk talebinin sıratı müstakim üzere olması gerektiği bildirilmiştir. Namazın her rekâtında tekrarlanan Fatiha suresi ile kul, devamlı olarak Cenabı Zülcelâl'dan doğru yol talep etmekte, ayetin devamıyla "Kendilerine nimet verdiklerinin yoluna, Gazaba uğrayanların ve sapmışlarınkine değil" duasıyla Rabbine doğru yol üzerinde sabit kalmak için dua etmektedir. Kuran'da "Kim Allah'a sarılmışsa doğru yola iletilmiştir" (Ali İmran 10) buyrularak, El Vedud'a sarılmanın ehemmiyeti ortaya konmuştur.

İnsan, Nahl suresindeki ayette "Doğrusu Rabbin, kendi yolundan sapanları da, doğru yolda olanları da en iyi bilendir" (16-125) buyrulduğu gibi, sürekli uyarılandır. Hakikate karşı gözünü kapatsa da, içinden bir ses sürekli uyarır insanı. Hidayete ulaşmak için gidilen yol, Kur'an'a göre sıratı müstakim'dir ve aynı zamanda Sıratullah'tır. Yasin Suresi'nin 59.ve 61. ayetlerinde Rabbimizin insana "Ey âdemoğulları, ben size 'Şeytana tapmayın, o sizin apaçık bir düşmanınızdır. Bana kulluk edin, bu doğru yoldur' diye bildirmedim mi?" sorusuyla hitap etmesinin sebebi de, hazır imkân ve vakit varken insanın ölmeden önce kendisini sorguya çekmesi, nereye doğru gittiğinin farkına varması, silkelenerek ne yaptığının farkına varması içindir.

Hakikat, bakmasını bilen için her yerdedir. İslam medeniyetinde ve tasavvufta bir ağacın rüzgârda sallanışı, bir kuşun ötüşü, bir horozun sesi ya da denizde dalgaların sesi, O'nu aramak ve hayatın sırlarına vâkıf olmak için çok önemlidir. Bu anlamda İslam dininin insanın kalbine açtığı sırların gözlemlendiği ve hissedildiği ulvî mekânlarından biri de türbelerdir. Müslümanlar, türbelere ve mezarlıklara giderek, içinde bulundukları durumu, nefsi ve Rableriyle olan ilişkilerini gözden geçirirler, sorguya çekerler. Bir gün kendilerinin de toprak olacaklarını düşünerek ve bu düşünceyi iç dünyasında yenileyerek hakikat yolcusu olabilmeye gayret ederler.

Hem ilahiyatı hem de beşeri bilimleri dikkate alan disiplinlerarası çalışmaların birinden söz edeceğim. Marmara Üni. İlahiyat Fak. Din Psikolojisi Anabilim dalından Prof. Dr. Ali Köse ve Dr. Ali Ayten, türbeyi kapsayan araştırmaları, okurlara din sosyolojisi ve din psikolojisi açısından ciddi veriler sunmakta. Türbe olgusunun fotoğrafını çekmeye çalışan kitabın, fotoğrafın bütününe bakmayı amaçlaması, popüler dindarlığın anlaşılmasında önemli katkılar sağlayabilecek bir çalışma ortaya konmasına vesile olmuş. İnsanların türbelerde yaptıklarını yargılamanın, "batıl inançları" ve "hurafeleri" ortaya çıkarmanın yerine, insanların anlam dünyalarını yakalamaya çalışan Prof. Dr. Ali Köse ve Dr. Ali Ayten, çalışmanın Psiko-sosyolojik yönelimle gerçekleştirildiğini, bu yüzden de antropoloji, etnoloji, psikiyatri ve din bilimlerine de katkıda bulunacağını belirtiyorlar. Araştırmalar "Kim gidiyor? Ne yapıyor, Niçin yapıyor, Nasıl yapıyor?" sorularıyla "3N 1K" şeklinde formülize edilmiş. 2008-2009 yıllarında 23 ilde 30 türbede 3003 ziyaretçi üzerinde gözlem, mülakat ve anket yöntemiyle gerçekleştirilen araştırmalar, Türkiye genelini kapsaması açısından bir ilk olma özelliğini de taşıyor. Yaşayan dinin en belirgin biçimde gözlemlendiği yerler olan türbeler hakkındaki bu araştırmayı okurken, türbelerin ruhen rahatlama ve kutsal mekân arayışı ihtiyaçlarına karşılık veren bir umut kapıları olduğunun da farkına varacaksınız. Çünkü ilginç ritüellerin gözlemlendiği, çeşitli menkıbelerin anlatıldığı bu ziyaretgâhlar, sadece insanla Allah arasında bir bağ kurmuyor, aynı zamanda bir terapi ve sosyalleşme mekanı olarak da rahatlatıcı etkilere sahip olduğundan, insanların iç dünyalarıyla iletişime geçerek çok katmanlı okumalara imkan sağlıyor.

www.milligazete.com.tr