1_osm_trkesiTürkler İslam Medeniyeti dairesine girdikten sonra zamanla alfabelerinide değiştirmişler Arap harflerini kullanmaya başlamışlardır. Bu önemli değişiklik, Türklerin Anadoluya yerleşip burada Türkçeyi edebiyat ve devlet dili olarak geliştirmeleriyle, bin yıllık devâsâ bir birikimi doğuracak sürecinde başlangıcı olmuştur.

Toplumsal hafızanın yaşatılması ancak yazılı metinlerin bilinip anlaşılmasıyla, okunmasıyla mümkün olabilir. Osmanlı Türkçesi bilgisi yalnızca bir kısım bilim adamı ve arşiv uzmanı için gerekli değildir.Dilin, önce bireyin, sonra toplumun var oluşundaki yeri göz önünde tutulduğunda herkesin bu bilgiye sahip olması gerekir.Kendisinden yalnızca yarım asır önce yapılmış felsefi, bilimsel, siyasi tartışmalardan habersiz olan bir kimsenin, yalnızca gününün bilgileriyle, yani toplumsal hafızaya sahip olmadan bu pâyelere gerçekten sahip olabilmesi mümkün

1_imp

Anadolu"da 13. yüzyılda ilk yazılı ürünlerini vermeye başlayan Türk dilinin sonraki yüzyıllar boyunca görülen gelişmesinin çeşitli cepheleri hakkında şimdilik elimizde ne kadar bilimsel incelemenin var olduğunu huzurunuzda hatırlatmak gereksizdir sanırım.

Bu değerli eserlerin, kitapların ve makalelerin sayesinde Batı-Oğuz kökenli bu dilin gelişmesi, yani eniş bir sahaya yayılması, bir yazı dili ve edebi dil olarak gösterdiği dönüşümünün çeşitli safhaları, yapısında görülen değişiklikler, tarih boyunca ortaya çıktığı ağızlarının özellikleri hakkında bir çok şeyler biliyoruz. Aynı zamanda bu dilde yüzyıllar boyunca ortaya çıkan yazılı ürün ve edebi eserlerin malzemesinin aklı şaşırtacak ölçüdeki zenginliğini göze alırsak, sonraki kuşakların şimdiki bilgimizi kolaylıkla genişletebileceği hakkında şüphemiz olamaz.

Bu durum bu Kongreye katılan değerli araştırıcılara bir yenilik sunmak amacı ile bildiri okumak isteyen bir dilcinin durumunu bir hayli güçleştirir Konu seçmek sorunu beni, samimiyetle söyleyeyim, çok düşündürdü.

1_sivil

Uzun bir süreden beri, İstanbul"da ve Ankara"da (mesela, Arjantin Felsefe Grubu gibi) entelektüel ilgileri, geçmişteki birikimimizi "sahih" bir biçimde kavrayıp değerlendirmeye yönelen aydın insanlarımızın Osmanlıca öğrenmeye başlamalarını, çok anlamlı buluyor, bunu bir vesile ile dilegetirmek istiyordum;- Rahime Sezgin"in yazısı "vesile-i hasene" oldu. Gerçekten de, hep söylendiği gibi, geçmişle bugün arasındaki zihinsel kopukluğun bütünüyle giderilmesi mümkün olamasa da, en azından belli ölçüde onarılması sözkonusu olduğunda, ilk akla gelen, Osmanlıca oluyor. Bir kültüre nüfuz edebilmenin yolu, o kültürü inşa eden dilin biliniyor olmasından geçer ve bu kural elbette Osmanlı kültürü için de geçerlidir;- Osmanlıca bilinmeden Osmanlı kültürüne nüfuz edilemez! 

 1_osmn_ter

Acemi oğlanı ; Acemi ocağına yeni alınmış,henüz eğitim görmekte ve yetişmekte olan genç yeniçeri adayı.Akağa ; Sarayın haremindeki zenci olmayan hadım harem ağası.(Darüssaade ağası)

Arpa Emini ; Saraydaki padişah ahırının en üst düzeydeki yöneticisi.Ahır masraflarını ken disine emanet edilen paradan yapan kişi.Arz odası ; Padişahların devlet büyüklerini ve yabancı elçileri kabul edip dinledikleri oda.Askeri Rüşdiye ; Askeri ortaokul.Aşçıbaşı ; Saray mutfaklarındaki aşçıların başı.

Babıâli ; ( Yüksek kapı anlamında) Osmanlılarda Sadaret (Başbakanlık),Dahiliye ve Hariciye (İçişleri ve Dışişleri Bakanlığı) ve Şurayı Devlet (Danıştay) dairelerinin bulunduğu bina

1_osmanl_trkKaşgarlı Mahmud"un "Dîvân"ında bahsettiği Oğuz ve Hâkâniye diye adlandırdığı iki edebi şiveden biri olan Oğuz Türklerinin kullandığı dilin devamı olan ve Türklüğün Îslâmi devlet içinde gelişen, Osmanlı hanedanına nisbetle, devlete ve resmî yazışma diline şâmil olarak Osmanlıca adını alan, Selçukluların son zamanlarından Cumhuriyet Devrine kadar yedi yüzyıl kullanılan ve kesintisiz eserlerini veren Osmanlı Türklüğü"nün dilidir. Bu itibarla Osmanlı Türkçesi olarak adlandırmak gerekir. Osmanlıca deyimi daha çok müsteşrikler tarafından verilmiştir.