Recep Arslan 

Ağustos ve Eylül peş peşe iki ay. Arada 45 yıl var elbette. 45 yıllık bir ömre neler sığdırıyordu insanlar. Şinasi'nin hayat hikayesine bakıldığında eğitim, Arapça, Farsça, Fıransızca öğrenimi ve Türkçe sevdası. Ne yazık ki Paris'te başlanan, ama  tamamlanamayan sözlük çalışması. Devlet memurluğu, Sadrazamların gözdesi olmak, göreve gelmek, görevden alınmak, Paris'e gitmeler birkaç kere, orada Şarkiyat ustalarından dersler almak ve Fıransız şairlerinin kimi şiirlerini Türkçe'ye çevirmek. Orada gazeteciliği görmek, incelemek ve onu kendi ülkesinde hayata geçirmek, orada nesiri ve tiyatroyu, güldürüyü öğrenip kendi ülkesinde bu alanlarda eser vermek. İşte Şinasi bu. Ama onun, benim için ehemmiyeti Türk dili üzerine düşünce üretmiş olmasıdır.

nidayi-2
Nidayi Sevim
Altı yüz yıl boyunca büyük bir coğrafyada, kozmopolit yapıya hâkim olan Osmanlı Devleti'nin yazı dili olan Osmanlı Türkçesi'nin ders olarak sadece sosyal bilimler liselerinde verilmesini yeterli bulmayan uzmanlar, tüm liselere yayılması gerektiğine dikkat çekti. Yabancıların Osmanlı kaynaklarına ulaşabilmek için çaba gösterip bu dili öğrendiğini belirten Nidayi Sevim, "Mezar taşlarıyla ilgili önemli eserlerden biri de Alman asıllı Hans Peter Liquer'e aittir.

dil_bilmek

Recep Arslan 

İLESAM İstanbul Şubesi'nin haftalık kültür faaliyetlerinden birinde Purofesör Doktor Ümit Meriç hanımın İslam ülkeleri gezilerini anlattığı toplantıda söz aldım. Ramazan Bakkal'ın endişelerini belirtmesi üzerine söz almıştım. Salondakilere Arapça bilen var mı, Farsça bilen var mı diye sordum. Her birine birer kişi el kaldırdı.

Recep Arslan 

Dil ve Edebiyat Dergisinin Haziran 2011 sayısında bir yazı korkularımı tetikledi. İstanbul Kültür Üniversitesi Türkçe Öğretim Birimi’nden Rekin Ertem imzasıyla yayınlanan yazı bir gün Türkçe’nin ölü bir dil haline gelebileceğine dikkat çekiyor. Dergi’deki ilk yazı ise Zeynep Korkmaz imzasını taşıyor ve hamasetin insanı nasıl kör edeceğini, ilim adamının bile hamasete düştüğünde nasıl hakikatten uzaklaşacağını görüyoruz.

RIZA-TEVFIK-ABDULLAH-UCMAN

Recep Arslan 

1860 yılında Şinasi ile başlayan 1866’da Namık Kemal ile devam eden ve 1911’de Ömer Seyfeddin, Ziya Gökalp ve Ali Canip tarafından Türkçe’nin millileşmesi, Türkçe’nin bir ırk dili haline gelmesi için çalışmalar yapılırken hep siyaset ağır basmıştır.