Recep Arslan

Muhatabınız, kelimelere sizinkinden farklı anlamlar yüklemişse, hangi kelimeyi seçerseniz seçin, anlaşamayacaksınız. Kelimelere birer anlam yükler insanoğlu. Her kelimeyi duyarak öğrenir çocuk, genç ve yetişkinler. Hayatın her evresinde yeni kelimeler öğreniriz. Çoğu zaman o kelimeyi, anlamının sınırlarını da tam kavramamışken kullanırız. Sonra zaman içinde o kelimenin yüklendiği anlam daha bir belirgin hale gelir zihnimizde, belleğimizde.

Hinterland kelimesini ilk öğrendiğimde bunun yöresinde, çevresinde, etrafında, dolaylarında, taraflarında diye algıladım. Bir yazımda da bu firenk kelimesine neden ihtiyaç duyduğumuzu sorguladım. Sonra bu kelimeye her zaman benim dediğim anlamın yüklenmediğini öğrendim. Değerli senaryo, film metni yazarı Yusuf Özaslan bana bir uyarı yaptı. Osmanlı Türkçe'sinde bunun yerine kullanılan bir Türkçe kelime var mı bilmiyorum dedi. Çok geçmeden o kelimenin Türkçe'sini buldum. Egemenlik alanı, nüfuz alanı demekmiş. Osmanlı nüfuz alanı, Osmanlı hinterlandı gibi.

Kelimeleri cari hayatın içinde duyar ve öğreniriz. Bazen da akıllı insanlar o kelimenin anlam muhtevasını, kapsamını sözlüklere bakarak öğrenirler. Ama genel ekseriyet, çoğunluk sözlükle barışık değildir. Esasında sözlükteki anlam muhtevası da kesinlik arzetmez. Sadece genellik arz eder. Sözlükteki karşılıklar genel anlayışın ifade edilmesidir. Bu muhtevaya zaman içinde başka anlamlar girer ve çıkarlar.

İsimler için aynı sıkıntı yaşanmaz. Bir şeyin adı ne ise odur. Öğreninceye kadar değişik biçimlerde, bazı yanlışlıklarla birlikte kullanılır ama zamanla herkesin kullandığı şekil ortaya çıkar. Ambar, anbar, çenber, çember gibi. Zaten isimlerin yanlış söylenmesi her zaman toplum içinde ilgi çeker ve mizah konusu olur. Bağlaçlar için de çok sorun yaşanmaz. Ve, veya, ile, birlikte, öte yandan, diğer taraftan ama, fakat, lakin, binaenaleyh, mamafih gibi kelimeler öğrendikten sonra genellikle doğru kullanılır.

Sıfatlar ,yüklemler, fiillerde, kavramların ifade edilmesinde kullanılan ibareler, terimler hemen herkes için farklıdır.

Sıfatlardan birkaç örnek verelim. Sarı dediğinizde ne kadar sarı diye bir soru gelir akla. İyi dediğiniz de de öyle. Ne kadar iyi, kime göre iyi. Adil dediğinizde de durum aynıdır. Davalı ve davacıya göre adil farkklı anlamlar taşır.

Adalet, namus, vicdan, ahlak, hukuk, fedakearlık, diğergamlık, isar, merhamet, şefkat, fehamet, izan, aşk, sevda, sevgi, tutku, sevap, günah daha bir yığın soyut, mücerret kelime sıralanabilir. Bunların anlamları hemen her kişide başka başka sınırlara sahiptir.

Burada sormak lazım. Acaba neden her insanda kavramların, ibarelerin, terimlerin anlam alanları farklıdır?

İşte tam da bu sorun Dil felsefesinin ana konularından birisi olmalıdır.

Hemen söylemek gerekir. Her insan yaratılıştan getirdiği özelliklerle, genlerle, içinde bulunduğu coğrafi, iklimsel, fiziki ve içtimai toplumsal, maddi imkeanlarla, yaşanmışlıklarla, hayat tecrübeleriyle, talihiyle ilgili olarak kelimelere anlam verir. Bu verdiği anlam her zaman sözlüklerdekiyle örtüşmeyebilir. Sözlüklerdeki anlam geneldir ama herkes için kesin ve sabit değildir. O genel anlam katmalar, eksiltmelerle yüklenerek insan zihninde özelleşir, kişileşir.

Esasında kelimelere verilen anlam kadar kişisel tavırların saflığı ve netliği de insanlar arasında, iki insan arasında anlaşmada büyük rol oynar.

Samimiyet her zaman altın değerindedir. Samimiyet, saflık, netlik, dürüstlük hakiki anlamlarıyla bir insanda varsa o insanla anlaşmak kolaydır. Bir hesabı olan, kelimeleri eğerek bükerek konuşan, bir hesabı olan insanlarla anlaşmak zordur.

Eninde sonunda samimi olan, dürüst olan, hakiki olan, saf ve net olan, içsel olan, çıkarsız, menfaatsiz olan kişi kazanacaktır.

Bir takım korkularla, bir takım endişelerle, çıkarlarla muhatap olanlar gizlediklerini de aslında ilelebet gizleyemeyecekler.

İnsanlar ne istediklerini, niçin istediklerini açık seçik ortaya koyarsa muhatapta da vicdan, insaf, izan varsa tüm endişelerinin yersiz olduğunu anlayacak ve anlaşacaklardır.

Yaşanan hayat, edinilen tecrübeler kullandığımız kelimelere hangi anlamı ne kadar yüklediğimizin temel sebebidir.

Herkesin farklı edinimleri, deneyimleri, farklı yaşam şartları olduğundan herkes için ortak anlam dünyasından farklı bireysel anlam dünyaları, algı dünyaları vardır. Genel anlamlar ile anlaşılamıyorsa özel anlam dünyalarına saygı duyularak, duygudaşlık yaparak, muhatabı anlamaya çalışarak sorunları çözebiliriz.

Asıl olan anlaşmadır.