editorler1

Mustafa Demirci (Sanatalemi.net)

ESKADER Bâbıâli Sohbetleri'nde yayınevi editörlüğü ilk kez masaya yatırıldı. Türkiye'nin önde gelen yayınevleri editör ve yöneticilerinin bir araya geldiği programda editörün bilgi, birikim ve donanımı ile yayın dünyamızın belkemiğini oluşturduğu dile getirildi.

 

Edebiyat Sanat ve Kültür Araştırmaları Derneği (ESKADER)'nin her hafta perşembe günü gerçekleştirdiği Bâbıâli Sohbetleri'nde yine unutulmaz günlerden biri yaşandı. "Yayınevinde Editör Ne İş Yapar?" başlığı altında Timaş Kitapkahve'de yapılan, editörlüğün görev sahasının konuşulduğu ilk toplantı olma özelliği taşıyan programa, yazarlardan yayıncılara, edebiyatçılardan öğrencilere, ilgili ve kalabalık bir dinleyici topluluğu eşlik etti. Oturanlar kadar ayakta dinleyenlerin de olduğu gözlenen ve dinleyici katkıları ve sorularının da yoğun şekilde yer bulduğu toplantıyı Sanatalemi.net yayın yönetmeni Elif Sönmezışık yönetti. Doğan Kitap'tan Handan Akdemir, İletişim Yayınları'ndan Kıvanç Koçak, İz Yayıncılık'tan Hamdi Akyol, Ötüken Neşriyat Yayın Yönetmeni Cem Sökmen, Timaş'tan Seval Akbıyık, Yapı Kredi Yayınları'ndan Sabri Koz, yaptığı konuşmalarla yayın dünyamızda editörlüğün mahiyetini çalışma şartlarını ortaya koyarak genç editör adaylarına rehberlik edecek açıklamalarda bulunurken, yazarlar da editörlüğe bakışları konusunda görüşlerini paylaştı.

Açılış konuşmasını yapan ESKADER Başkanı Mehmet Nuri Yardım, yaz sıcaklarına rağmen kalabalık bir dinleyici grubu ile karşılaşmaktan son derece mutlu olduğunu dile getirdi. 35 yıldır içinde bulunduğu Cağaloğlu ve yayın dünyası adına editörlerin konuşulduğu toplantının hayati bir önem taşıdığının altını çizerek Türkiye'nin en büyük yayınevlerini temsil eden, yüzlerce dosyayı okuyan editör ve yöneticilerinin bir arada olduğu bir toplantının bilhassa yazı ve editörlük alanında kendini geliştirmek isteyen öğrenciler için son derece faydalı olduğunu dile getirdi ve böylesine önemli bir toplantıya ev sahipliği yaptığı için Timaş'a teşekkür etti.

158. defa gerçekleşen Bâbıâli Sohbetleri'nin yine çok sorulan fakat karşılığını tam bulamamış bir soruya cevap aradığını, "Yayınevinde Editör Ne İş Yapar?" başlıklı programın yayın dünyamıza ve dolayısıyla kültür hayatımıza katkı oluşturacak tespitler ortaya koymasını ümit ettiklerini dile getiren Elif Sönmezışık, toplantının Batı'dan ülkemize geçiş yapmış yeni bir meslek olarak kabul gören kitap editörlüğünün mahiyeti ve Türkiye'deki uygulama biçimlerini ortaya koymak amaçlı olduğunu kaydetti. Editörün medyada karşılığını daha net alabildiğine değinen Sönmezışık, "Yayınevlerinin işleyişine göre editörlüğün kapsama alanı farklılıklar gösteriyor. Yayınevi editörlüğünü anlatan belli başlı bir eser yok. Birkaç makale ve gazete soruşturması kayda değer çalışmalar." diyerek bu çalışmalardan alıntı yaptı ve konuşmacıları kısa özgeçmişleri ile takdim etti.

"EDİTÖRLÜĞÜN STANDART BİR TANIMI YOK..."

İlk konuşmacı olan Doğan Kitap editörü Handan Akdemir, editörlüğün okurlar tarafından çok bilinmediğini belirterek şartlara göre görünür hale geldiğini, kitabın iyi eleştiriler alması halinde hayalet, kötü eleştiriler aldığında ise sorumlu kişi olduğunu belirtti. Editörün yaptığı ön çalışmalardan kimsenin haberdar olmadığını kaydeden Akdemir, "Türkiye'de editörlük mesleği tanımı karmaşık ve yayınevlerindeki uygulanışı ile de bir standarda oturmuş değil. Her yayınevinde farklı biçimde uygulanıyor. Satın alınan bir kitabın en doğru, en anlaşılır biçimde ulaşmasını sağlayan kişi bana göre. Çeviri kitaplarda sağlama yapma ve dil sorunlarını giderme, yerli kitaplarda ise bilhassa anlam ve kurgudaki sorunları giderme işi editörün görevi. Yeni yazarlardan gelen dosyaları incelemek ve çalışmasının yayımlanması konusunda karar almak da editörün işi. Çok görülmeyen bir meslek. Bu durum bir yönden iyi. Bir kitabın editörünün kim olduğunu bilmek, bir anlamda o kitaptaki bir sorunla ilişkili olarak bilmek anlamına geliyor." dedi ve her editörün yeni bir yazar keşfetmek hayali olabileceğini ifade etti.

"EDİTÖR YAYIM MESELESİNİN MERKEZİNDE"

Timaş Yayınları editörü Seval Akbıyık, editörün görevinin esas olarak çok değişkenli bir ilişkinin merkezinde bulunup sürekli konum alma hali olduğunu dile getirerek metnin yayına hazırlanma sürecini yönetme işinde birçok faktör olduğunu belirtti. Yayınevi, yazar, metin, okur kitlesi ve piyasa editörün hareket alanının evreni durumunda olduğunu kaydeden Akbıyık, kurgusal mânâda metnin problemlerinin, anlatım ve gramer bozukluklarının giderilmesinin de editörün vazifesi olduğunu ifade etti. Kurgusal metinlerde kahramanların bulunduğu zaman ve yaşı ile uyumunu sorgulaması ama insafı da elden bırakmaması gerektiğinin altına çizen Akbıyık, "Empati kurması gerekiyor bulunduğu "evren" dediğim ilişki mekanizmasıyla. Piyasa rasyonellerini de görmezden gelemez. Timaş'ta her yazarın bir editörü olmasını önemsiyoruz. Metnin ilk okuyucusu editör. Bir taraftan şanslı olsa da üzerinde büyük bir sorumluluk var. Nadir de olsa metnin yayımına karar veren bir lektör (seçici uzman editör) ya da lektör grubu olabilir. Editör metne doğrudan temas eden kişi. Okumak istediği kitapların yayımcısı olabilmek meselesi bu meslektekilerin temel hedefi olsa gerek." dedi ve editörlüğün lektörlük ve redaktörlükten kesin sınırlarla ayrılamadığını, ancak lektörlüğü de tek başına yapmadıklarını, yayın kurulunun kararlarını göz önünde bulundurduklarını sözlerine ekledi.

HAYALET MESLEK, SÜBJEKTİF BİR İŞ...

İletişim Yayınları'ndan Kıvanç Koçak, "Editör ne iş yapar?" sorusunun en fazla yakın çevresinden geldiğine değinerek toplumda en çok sorulan sorulardan biri olduğuna dikkat çekti. Editörlüğün bir tür hayalet meslek olduğunu belirten Koçak, bugünün Kafkalarının, Dostoyevskilerinin karşısına dikilen yargılayıcılar olarak görüldüklerini belirtti. Bu mesleğin esasta doğruya ve doğru bilgiye nasıl ulaşılacağı konusunda yazarlara rehberlik ettiğini vurgulayan Koçak, "Editör kitapla ilgili her şeye dahildir. Bu kitabı basalım diye başlayan süreç, yayıma hazırlanması ile devam eder. Arka kapak yazısı, kapak tasarımı ve pazarlama boyutuna kadar uzanır. Yeni kitaplar bulmak, yeni dosyalar okumak, yabancı yayınevlerinin kataloglarını ve yayım dünyasını takip edip tercümesi yapılacak eserleri tespit etmek, çevirmen ve yazarlarla ilişki kurmak da hep editörlerin işi. Yazarları motive etmesi son derece önemli." diyerek kültür âleminin ne yöne aktığından haberdar olmasının editörün mesaisine dahil olduğunu kaydetti. Editörün yayımlanmasını sağladığı eserin kültür dünyasına bir katkı olmasının editör başarısı olduğunu da anlatan Koçak, editörlüğün son derece sübjektif bir iş olduğunu ve çok okumayı gerektirdiğini sözlerine ekledi.

"EDİTÖRLÜK CİDDİ BİÇİMDE ELE ALINMALI"

Editörlüğün garantili işler dışında kaldığını anlatan Ötüken Yayınları Yayın Yönetmeni Cem Sökmen, Ethem Somuncuoğlu'nun Gallemit kitabının son günlerdeki olaylarla gündeme gelişine değinerek, editörlerin kayıp kitapları gündeme getirmesinin de son derece önemli olduğunu kaydetti. 90'lı yılların ortalarında Türkiye'de yayımlanan yıllık kitap sayısının beş binlerde seyrettiğini, 2012 yılı itibariyle ise 42 bin civarına ulaştığı yayım dünyasında editörlüğün ne olduğunun ciddi bir biçimde ele alınması gerektiğini belirten Sökmen, "Rakamlar artık bize editörlüğün kurumsallaşması gerektiğini söylüyor. Editörlük bir meslek mi değil mi tartışmaları da işin bir başka boyutu. Toplumumuzda memuriyetin bir meslek olarak görülmesine nispet editörlük bu garanticiliğin tamamen dışında kalıyor. O zaman da toplumda bir karşılığı olamıyor. Çünkü ne yaptığını bilmiyor kimse. Tanıl Bora'nın adeta editörlüğün manifestosu niteliğinde yazdığı makale ve Notos Dergisi'nin editörlük üzerine çıkardığı sayı dışında bir tanım ortaya konmuş değil." dedi ve bir iki üniversitenin yüksek lisans programına dahil ettiğini de sözlerine ekledi.

KİTAP TÜRÜNE GÖRE MÜDAHALE SINIRI...

İz Yayıncılık Yayın Koordinatörü ve editörü Hamdi Akyol, editörlüğün kendini hata bulmaya konsantre olmayı gerektirdiğini dile getirerek kitap türlerine göre müdahale sınırlarının değiştiğine dikkat çekti. Telif bir eserde olan maddi bilgi hatasını düzeltebilirken, tercümelerde not düşmekle yükümlü olduklarını anlatan Akyol, birçok araştırma, inceleme eserlerinde elim hatalarla karşılaşıldığını belirtti. Metnin sağlamasını editörün yaptığını dile getiren Akyol, "Zaman zaman aldığımız sorumluluklara göre eleştirilerden pay alıyoruz. Bilhassa bugünlerde sıkça yapılan Osmanlıca çevirilerde son derece kötü çevirilerle karşılaşıyoruz ve baştan sona müdahale etmek durumunda kalıyoruz. Ama yayıncılığımızda da son derece önemli hatalar yapılabiliyor. Yayın kurulumuzda danışmanlarımızla birlikte ortak akıl ortaya koyarak eser seçimi yapıyoruz. Sonra eser üzerinde çalışmalar başlamış oluyor." dedi ve editörlüğün zaman içinde kişide oturan, deneyim ve okumalarla gelişen bir meslek olduğuna dikkat çekti.

 

"ARTIK AĞIZ TADIYLA KİTAP OKUYAMIYORUM"

editorler2

Yapı Kredi Yayınları'nın emektar editörü Sabri Koz, bir meslek hastalığına yakalandığını belirterek, bütün yayınevlerinin ilgi alanına giren kitaplarını da bir editör refleksiyle yazıp çizerek okuduğunu ve kitaptan alacağı tadı da kaçırdığını belirterek bu durumu editörlük mesleğinin varabileceği en kötü yer olarak tanımladı. "Elinde kalemle kitap okuyamıyorsun doya doya. Bana sorsalar ki dünyaya bir daha gelsen ne olmak istersin... İki şey: öğretmen ve editör olmak isterim." diyen Koz, her şeye rağmen editörlüğü çok severek yaptığını dile getirdi. Editörlük çalışmaları dışında kendi seçimi olan Osmanlıca çevirileri orijinalleri ile karşılaştırdığını ve çok önemli hatalara rastladığını anlatan Koz, Türkoloji okuyan ve Osmanlıca bilen akademisyenlerin dahi bu büyük hataları yaptıklarını belirterek bu tespitlerinden bir sergi açmak isteği olduğunu belirtti. Bu alana meraklı gençlerin Osmanlıcayı iyi öğrenmesi gerektiğinin altını çizen Koz, bu çalışmaların çok önemli olduğunu kaydetti.

Mehmet Âkif Ersoy Fikir ve Sanat Vakfı Başkanı Mehmet Cemal Çiftçigüzeli Türk dünyasına ülkemizde basılan kitapların yayılması konusunda yayımcı ve editörlerin bir görev üstlenebileceğini kaydetti ve bu konuda çalışma yapılabileceği önerisinde bulundu. Şair ve yazar Bestami Yazgan ise editörlerin bakışına ve eleştirilerine ihtiyaç duyduklarını, bu tür yaklaşımların eserleri güzelleştireceğine inandığını belirtti. Büyük bir dinleyici kitlesinin iki saati aşan toplantıyı büyük bir dikkatle takip ettikleri görülürken program konuşmacılara sorulan sorular ve verilen cevaplarla son buldu . Konuşmacılar ve dinleyiciler, daha sonra hatıra fotoğrafları çektirdiler.