ipek-bocegi

Yusuf Bilge


Kızgın sularda haşlanan bir kozanın

Emektar tırtılıydın sen !..

Ölümüne koştururken iç deniz atlarını,

Başkalaşan cisminle uçmak heveslerinden

Mahrum bıraktı yurduna göz dikenler,

İpeksi kanatlarını !..

 

 

Geçen gün,

Rast gele katıldığım bir defilede,

İşveli mankenlerin alüfte çiğinlerinde,

Dal çiçek desenlerle tiril, tiril,

Savrulurken gördüm de içim ezildi,

Dekolte dışavurumlar da parıldayan

Muhteşem umutlarını !..

 

O gün, orada yaşadım, gördüm:

Emin ol (!) , pek çok kişi,

Ellerinin tersiyle alınlarından silmişti,

Fokurdayan kazanların buharında terleyen

Ölümcül feryatlarını !..

 

Yıllar öncesi,

Devletimizin ikinci bânisi

Kayı Osman Gâzi Bey'in türbesini,

Ziyârete gittiğimde uğramıştım:

Bursa'da, Uzunçarşı'da

Bir ' Koza Han ' vardı;

Her kim gezerse onu,

Âhın merkezi sayardı;

Kasvetine Uludağ tutulur,

Duvarları sarıya çalardı.

 

Çağırsam tüm koza simsarlarını,

Dağıtırlar mı dersin,

Gözlerimi tutsak alan,

İntizârınla ezgilenmiş,

Hüzzam bulutlarını !?

 

Yüreklerinde duyarlar mı bir kez olsun,

Hoyrat ellerin sağdığı,

Çile sarmallarında buğusu tüten

Ve çıkıntı darasında diyeti ödenmeyen,

O telif yazgıların,

Kavruk ağıtlarını?

 

Taze dut yapraklarından süzdüğün,

Değişimin geçici barınağı

Mahreminden kaçman mümkün olsa da,

Bu yakıcı tutku dimağında var;

Ateşböcekleri görse kıskanır,

Her özgür pervane bir alev arar;

Benliğe güdümlü şifre komutla

Sanki yok etmeğe programlılar,

Kurtuluşun özden kanıtlarını...

 

Böylesi bir sonu kabullenmekle

İraden ürktüğün korkuya teslim;

Değişmek isterken ördüğün duvar,

Gerçekte,

Bezirgân destekli kör coşkularla

Ruhuna kazdığın soyut bir mezar!..

 

Doğrusu, anlamakta zorlanıyorum:

Kim öğretti sana umarsızlığı,

İstismar döngüsü duyarsızlığı?

Bir ateşten kurtuluyor

Diğerine koşuyorsun;

Sorgula kendini, sonlandır artık,

Düşmana ram eden kararsızlığı !..

 

"Belâyı berzah"ın salıncağında,

Panik-atağını hayat sandıkça,

Özgelik tahtından nemalandıkça,

Ürettiğin değer can ister naçar;

Azatlığa ceza,

Nemrut'a seza,

Er veya geç sana değmekte bu hâr...

 

Oturdum, bin pişman bir destan yazdım,

Kopuksuz çözdüğüm saf ipeklerden;

Okuyanlar, haberdar olur mu (?) , bilmem,

Kalplerinin kaynarında kavurmak için,

Kor kütükçe yanıp tutuştukları,

O mahzun ve masum kelebeklerden...

 

YUSUF BİLGE

Kırlangıç Fırtınası - 31