Güngör Uras Olayların içBu e-Posta adresi istenmeyen posta engelleyicileri tarafından korunuyor. Görüntülemek için JavaScript etkinleştirilmelidir..tr

14 Kasım 2010

Ekonomi denilen şey hep almak değildir. Almasını kadar, vermesini de bilmektir. Şimdilerde hemen her köşe başında bir ATM/Bankamatik kulübesi var. Parasını olan, bankamatiğe uğrayarak parasını alıyor. İyi de parası olmayan ihtiyaç sahipleri ne yapacak?

Eski İstanbullular (gerçek İstanbullular) bunu düşünmüş. Bugün ATM/Bankamatik kulübelerinin bulunduğu köşelere "Sadaka Taşları" oturtmuş.

Yeni İstanbul'lular ise o Sadaka Taşları'nı yerlerinden sökmüş. Kaldırım taşı yapmış. Onların yerine de ATM/Bankamatik Makineleri'ni yerleştirmiş.

İhtiyaç sahiplerine allah rızası için verilen mala, paraya sadaka denir. Müslümanlar için sadaka farzdır.

Sadaka gizli verilir. Kur-an'da "Eğer sadakaları gizler ve gizlice fakirlere verirseniz; işte bu sizin için daha hayırlıdır" (el-Bakare, 271) buyurusu vardır. Sadakanın gizli verilmesi ile sadakayı veren riyadan kurtulur. Sadaka alanın da şeref ve haysiyeti rencide edilmemiş olur.

Vermesini bilmek gerek

İşte bu nedenledir ki eski İstanbul'lular şehrin hemen her köşesine bir 'Sadaka Taşı' dikmiştir. Bu taşlar mermerden yapılır. Bir buçuk-iki metre yüksekliğindedir. Üst kısımlarının ortasına çanağa benzer bir oyuk açılır, sadaka verenler parayı buraya bırakırlar. İki metrelik taşların yanında, tepesine rahatça ulaşılabilmesi için birkaç basamak bulunur.

İhtiyaç sahipleri gecenin geç saatlerinde taşın yanına para almaya gelir ama bırakılan meblağın tamamını değil, ihtiyaçları olduğu kadarını alır.

Medeniyetimizde Toplumsal Dayanışma ve Sadaka Taşları konusunda bir yayını olan Nidayi Sevim (Kitap dostu Yayınları, 2009, 160 sayfa 10TL) İstanbul'da 25 kadar sadaka taşını tesbit ettiğini belirtmektedir.

Ne yazık ki İstanbul'da bugün yaşayanlar bu taşlardan habersiz ve de taşlar işlevlerini yitirmiş durumda.

Vermenin bir 'raconu' var

Yazıyı bitirmeden kısaca "Zimem (Borç) Defteri"nden de söz etmek istiyorum.

Eski İstanbul'da varlıklı kişiler özellikle bayram önceleri kendi yaşadıkları semtin dışındaki fakir semtlerde, bakkalın, manavın tenha zamanlarını seçerek:

- "Zimem defteriniz var mı?" diye sorarlardı,

"Zimem defteri", o esnaftan borcunu yani veresiye mal alan mahalle sakinlerine ait hesap defteridir. Borçluların adının ve borcunun miktarının yazılı olduğu defterdir.

Bakkal, manav Zimem Defteri'ni açar, varlıklı kişi gücüne göre defterin tamamında yazılı borcu veya bir kısmını öderdi.

- "Silin borçlarını, Allah kabul etsin" derdi.

Borçtan kurtulan, borcunu ödeyenin kim olduğunu, borçları ödeyen, kimleri borçtan kurtardığını bilmezdi.