erif_abi_manet1

Elif Sönmezışık (Sanatalemi.net)

Türk Edebiyatı Vakfının Çarşamba Sohbeti'nde konuşan hikâyeci yazar Şerif Aydemir, "İncelmiş bir halk ne demek istemişse türkülerle söylemiştir. Bizden başka bir millete bulamazsınız bu türküleri." dedi.

Türk Edebiyatı Vakfı'nın bir sohbet geleneği olarak sürdürdüğü Çarşamba Sohbeti'nde bu hafta hikâyeci yazar Şerif Aydemir "Bizim Toprakların Hikâyesi" başlıklı bir konuşma yaptı. Dinleyicilerin âdeta büyülenerek dinlediği ve bitmesini hiç istemediği sohbetin kısa zamanda tekrarlanması dile getirildi. Anadolu'nun bilgeliğini ortaya koyan konuşmanın içinde sık sık Yunus Emre, Âşık Veysel, Fethi Gemuhluoğlu, Sâmiha Ayverdi, Cemil Meriç ve Fuzûlî'nin sözleri kulaklara çalındı. Edebiyat Sanat ve Kültür Araştırmaları Derneği (ESKADER)'nin kurucularından ve idarecilerinden olan Aydemir programını, ESKADER Başkanı ve kadim dostu Mehmet Nuri Yardım yönetti.

Açılış konuşmasını gerçekleştiren Türk Edebiyatı Vakfı Başkanı Servet Kabaklı, bütün misafirlerin Miraç Kandili'ni tebrik ederek sözlerine başladı. "Benim için bir ağabey" dediği Şerif Aydemir'i uzun zamandır bir sohbet programında ağırlamak istediklerini, bu güzel buluşmanın gerçekleşmesinden büyük mutluluk duyduklarını belirtti. "Onu tanıdığım ilk yıllarda hamurunu yoğuruyordu. Sonra bir fırıncı ustası olarak ortaya çıktı. Mendilim Sende Kalsın, hayatım boyunca okuduğum en güzel hikâye kitabıdır." diyen Kabaklı, Aydemir'in özgeçmişine dair bilgiler vererek Elazığ doğumlu olduğunu kaydetti. Aydemir'in son çıkan hikâye kitabına adını veren Çiçekten Harman Olmaz'ın çok sevdiği bir türkünün adı olduğunu söyleyen Kabaklı, "Bir edebiyatsever olarak kendisine minnetlerimi ve şükranlarımı arz ediyorum." dedi.

_DSC0154

BİR AĞABEY, BİR ÖNDER...

Sözü devralan Mehmet Nuri Yardım, Türk Edebiyatı Vakfı'nın kültür sanat ve edebiyat alanındaki temel kurumlardan biri olduğunu kaydederken 1978'den bu yana Mehmet Kaplan, Faruk Timurtaş ve Muharrem Ergin gibi hocalarının tavsiyesiyle bu birikimden istifade ettiğini belirtti. Kültür dünyamız için Sâmiha Ayverdi'nin kurduğu Kubbealtı Vakfı'nın ana kucağı, Ahmet Kabaklı ile de Türk Edebiyatı Vakfı'nın baba ocağı olduğunu vurgulayan Yardım, bu şahsiyetlere rahmet diledi. "Bugün benim için müstesna bir gün. Ayrı bir heyecan içindeyim. Şerif Aydemir Bâbıâli'de tanıdığım müstesna şahsiyetlerdendir. Kendisini bir ağabeyim gibi görüyorum. 40 yıl boyunca adliyede hizmet etmiş, ESKADER'in kurucularından, büyüğü ve önderidir. Edebiyat çevresinin geç keşfettiği bir değerdir. Ağın Haber gazetesinde yazdı uzun yıllar. Bu yönüyle kendisini hep Fethi Gemuhluoğlu'na benzettim. Gemuhluoğlu merhum da Arapgir Postası'na yazıyordu. Aydemir, sohbetlerinde bulunarak kitaplarını okuyarak istifade etmemiz gereken bir insan" diyen Mehmet Nuri Yardım, yazarın Ruhuma Saplanan Şehir, Yazık Olmuş Yarsız Ömrü Geçene, Mendilim Sende Kalsın, Çiçekten Harman Olmaz adlı eserleri bulunduğunu belirtti. Aydemir'in yakın zamanda Sanatalemi sitesinde köşe yazmaya başladığı müjdesini de veren Yardım, "Yazmak nasıl bir duygu?" sorusu ile sözü Aydemir'e bıraktı.

_DSC0192

"İÇİMİZİN SESİNE ULAŞMADAN YAZAMAYIZ"

"Fethi Gemuhluoğlu'nun 'İsimden ve resimden uzak olmalıyız' sözü benim için çok mühimdir. Âşıklar destur gelmeden konuşmaz, sükût ariflerin geleneğidir." diyerek sözlerine başlayan Şerif Aydemir, sessizliği seçmesinde büyüklerinin tavsiyelerinin büyük tesiri olduğunu dile getirdi. Yazmayı sadece yazmakla değil, okumakla da tadabildiğini anlatan Aydemir, "Okuduğum her kitabı sadece bana yazılmış gibi okurum. İnsanların gözünün içine bakarak ve onları duyarak yazarım. Fethi Gemuhluoğlu 'İnsanlar bağırsaktan ibaret değil, keşke gönülden ibaret olsa' demiştir. Yazmak gönül inşa etmek, fotoğraf çekmek ve o fotoğraf karesine girebilmektir." diyerek yazının kendindeki tesirlerini aktardı. Mehmet Nuri Yardım'ın yazmaya geç başlamasını 50 yaşından sonra yazıya sarılan Abdülhak Şinasi Hisar'a benzetmesi ve neden geç kaldığını sorması üzerine "Doğrudur geç kaldığım. Çıraklığım biraz uzun sürdü. Ben bu dükkâna erken geldim ve kendim için çalışmadım, başkalarının malını sattım. Uzun yıllar memuriyet yaptım. Bürokratik ve sentetik havayı teneffüs ettim. Orada iklimimi bulamadım. İçimizin sesine ulaşmadan yazamayız." diyen Aydemir, geç kalışına dair kaleme aldığı ve Ağın Haber gazetesinde yayımlanmış yazısından kısa bir bölüm okudu.

TÜRKÜ, İNCELMİŞ BİR HALKIN ÇIĞLIĞI

Mehmet Nuri yardım, eserleri bir bütün olarak okunduğunda hikâyelerin sık sık çocukluğa gittiğini ve folklorun ağır bastığına dikkat çekerek deyimlerin, atasözlerin ve türkülerin Aydemir'in kitaplarında neden bu kadar önem kazandığını sorduğunda, "Tarihiniz ve coğrafyanız sizi başkalarından ayırır. İnsanlar yaşadıkları yerlere, yerler de üzerinde yaşayan insanlara benzer. Şehrini yüzüne taşıyan insanlar vardır. Ateş, hava, su, toprak. Bütün bir kültürü bu dört süvari belirler. Ben ise bu süvarilerin yanına ışık, renk, koku ve ses ilave ederim. Bu dört unsur da sanatçı olmak için önemlidir. Bu süvarilerden biri atına binmeden sanat yapmak zordur. Bunların arasında 'ses' benim için başat durumdadır. Çünkü en çok ses biriktiren toprakların çocuğuyum. Türkülerin dilden dile diyardan diyara gezdiği..." diyerek sevdiği türkülerden dizeler okuyan Şerif Aydemir, bu seslerin rahat bırakmadığını ve bu hikâyeleri yazdırdıklarını ifade etti. Türkülere de ayrıca değinen Aydemir, "Türkülerin vebali var üzerimizde. İncelmiş bir halk ne demek istemişse türkülerle söylemiştir. Bizden başka bir millete bulamazsınız bu türküleri. 'Türkü bilen kötülük bilmez' sözü de sadece bu coğrafyada söylenir. Sâmiha Ayverdi 'Biz dünyaları kazanmış ve dünyaları kaybetmiş bir milletin çocuklarıyız.' demişti. Bizde türkü mü biter? Bu mahzun gönüller hangi acılara giriftar olmuş da bu türküleri yazmış. Çorbasına daldırdığı kaşıktan su içtiği maşrapasını süsleyen bir milletten başka ne beklenebilir ki..."diyerek halkımızın edepli olduğunu ve ancak edepli olanların bizim türkülerimiz olabileceğini kaydetti. Yardım'ın "En çok sevdiğiniz türkü hangisidir?" sorusuna "Hüma Kuşu" diyerek cevap veren Şerif Aydemir, bu türkünün türkü barlarda söylene söylene banallaştığını, ancak o güzelliği hep taşıyacağını söyledi.

HÜZÜN ŞEHRİ HARPUT

Mustafa Kutlu'yla özel bir dostluğu bulunan Şerif Aydemir Kutlu için, "Bazı adamlar yaşadıkları yerlerle anılırlar. Ben bu yüzden ona Can Erzincan diyorum. Türkü yüzlü, Erzincan yüzlü bir adam. Erzincan'a gitmenize gerek yoktur, onun yüzünü görmeniz yeter." dedi. Mehmet Nuri Yardım'ın "Bir yanım Harput bir yanım Eğin" sözünün sebebini sorması üzerine Eğin ve Harput'un tarihçelerinden yola çıkarak bu yaklaşımın kaynağını açıklayan Aydemir, "İki yanımıza düşmüş iki bereketli yerdir. İki yanda iki ışık yaladı yüzümüzü, biri Eğin biri Harput. Bu iki yerin arasında Ağın var, benim doğduğum yer." diyerek yaşanan acılarla ve tarihi vakalarla yüzleşen halkın bu tecrübeleri damıtarak ilmek ilmek dokuduğu kültürü bir şark masalı gibi dile getirdi. Bu iki bölgenin de kadim şehirler olduğunu ve acıların ağıtlara dönüştüğünü anlatan Aydemir, Yazık Olmuş Yarsız Ömrü Geçene kitabının da Eğin'e dair bir derleme olduğunu kaydetti. "Harput bir folklor atölyesi, hüzün şehri" diyen Aydemir, Cemal Süreya'nın "Günde Beş Vakit Harput ve Hüzün" şiirini hatırlattı ve Cemil Meriç'in Harput'ta esnafın bile Fuzulî şiiri bildiğini aktardığını anlattı.

_DSC0199

"SANAT DERT ÇEKMEDEN OLMAZ"

Anne babası ile akrabalarından sık sık bahseden, onların nasihatlerini sözünde ve yazısında taşıyan Aydemir, "Anne babalarımızdan işittiğimiz sözlere bakınca birer folklor hocalarıydı onlar. 'İnsan Kulağından şişmanlar' sözü bu durumu açıklıyor. Babamın tesirli sözleri hikâyelerimin başlangıcı gibiydi. Babamın atının her şeyi olması, ona doğada yol göstermesi çok mühimdi. İnsanın hikâye olabilmesi için yere basması, toprağa yakın durması çok önemlidir. Doğayı kucaklamak lâzım. Hacı Bayram-ı Veli 'Toprağa yakın olan hayata yakındır' der." diyerek bu bağın kuvvetli olması gerektiğine, nesillerden nesillere intikal eden kültürün önemine dikkat çekti. Deyim ve atasözlerini hikâyelerinde yaşatan Aydemir, atasözlerinin hayattaki yaşanmışlığına göre hikâyelerine dahil olduğunu ve bunu kaçınılmaz gördüğünü dile getirdi. Son olarak "Sanat nedir?" sorusuna cevap veren Aydemir, "Üç merhalede sanatçı olunur. Kabiliyet, emek ve dert, nasip... Kabiliyet olmazsa yapabilmeye yol bulunmaz. Emek vermek, dert etmek, çile çekmek gerekir. Sanat uğruna rahatınız kaçacak. Üçüncü olarak nasibiniz olmalı" diyerek sözlerini noktaladı. Büyük bir ilgi gören program, çekilen hatıra fotoğrafları ile son buldu. Aralarında kültür sanat dünyasından Dursun Gürlek, Cemal Aydın, Bestami Yazgan, Yusuf Dursun, Atilla Şahiner, Recep Arslan, Fatma Ersem Yargıcı, Ayşe Sultan Emine Çelik ve Harun Nihat Öztürk gibi isimlerin takip ettiği program yaklaşık iki saat sürdü.