ya_iiri_grseli

M. Talat Uzunyaylalı

"Yaş gazeli" diye de bilinen "Bir güzel ki on yaşına girince" adlı uzun havayı derleyen ve o güzel sesiyle yorumlayan Celal Güzelses'tir. TRT repertuarına girmiş bu ünlü uzun havanın yöresi Diyarbakır'dır. Aşağıdaki güfteyi pek çok sanatçı okumuştur. Halen sevilerek dinlenen uzun havlarımızdandır. 'Bir güzel ki on yaşına girince' adlı uzun havanın sözleri şöyle: Bir güzel ki on yaşına girince
Gonca güldür de henüz açılır
On birinde gonca diye koklarlar
On ikide elma deyip saklarlar
On üçünde cevr-ü cefa çekerler
On dördünde hamre şekere benzer

On beşinde güzelliğin çağıdır
On altı da gören aklın dağıtır
On yedide göğsü cennet bağıdır
Uzanır kameti selviye benzer

On sekizde hem artırır zarını
On dokuzda terk eylemiş arını
Yirmisinde gözdedir şu karını
Zincirlerden kopmuş aslana benzer

Yirmi beşte bıyıkları burulur
Otuzunda akan sular durulur
Otuz beşte günahları sorulur
Yalana karışmış irfana benzer

Kırk yaşında gazel dökülür bağlar
Kırk beşinde günahlarına ağlar
Ellisinde insanlara bel bağlar
Dağ başına çökmüş dumana benzer

Elli beşte sızı iner dizine
Altmışında duman çöker gözüne
Altmış beşte hiç bakılmaz yüzüne
Ahreti gözetir süphana benzer

Atmış beşten sonra beller bükülür
Bütün damarlardan kanlar çekilir
Gel gel diye toprak çağırır
Geldi geçti şimdi yalana benzer

Beni ağlatma ki sen de gülesin

leyli leyli ha leylim
Hem murada hem maksuda eresin 

Yavru yavru yavru ha yavrum

Yaş gazeli insanın sergüzeştini pek güzel anlatır. Çocukluktan başlayıp ihtiyarlığın son zamanlarına kadar insanoğlunun macerasını gözler önüne serer ve bir ibret çıkarılmasını arzular.

Ömrü olan her insan gelişir ve değişir. Adeta halden hale girer. Her çağın ayrı bir bahçesi ve mevsimi vardır. İnsan kendi bahçesinde kendi mevsimlerini yaşar ki buna ömür denilir.

Güftenin ilk kıtasında insanın on-on dört yaşları arasındaki durumu ele alınır. On yaşlarındaki bir çocuk bir goncaya benzer. Gonca aylar yıllar ilerledikçe yavaş yavaş açılır ve gül haline gelir. İnsanın bu gonca çağı en güzel çağıdır. Adeta ilkbaharıdır. Ailesi çevresi üzerine titrer. On üç on dört yaşına doğru goncanın iyice açması ve yeni bir görünüm kazanmasıyla karşılaşırız. Gonca gül olmaya doğru ilerlemektedir. Büyümekte ve değişmektedir. Yaş ilerledikçe bedeninde ruhsal yapısında farklılaşmalar baş gösterir. Dünün çocuğu yetişkin dünyasına yüzünü çevirmiş, gonca dikenlerini göstermeye başlamıştır. Huysuzluklar, ters davranışlar artmıştır. Aidiyet duygusu, cinsellik, çeşitli tecessüsler, velhasıl, cevr-ü cefa hâlleri bahçenin güneşini bulutlandırmıştır.

İkinci kıtada, on beş on yedi yaşları ele alınır. Bahçenin goncası artık taze açmış bir güldür. Boyu posu endamı rengi ruhsarı kıvamındadır artık. Hem kendine hem çevresine mutluluk, sevinç, övünç, güven, hatta teselli ve huzur kaynağıdır. Kim evladıyla, taze goncasıyla, mefahirlenmez ki!

Üçüncü kıtada on sekiz yirmi yaş arası yıllar anlatılır. İsteklerin, arzuların güçlendiği çağdır. Baharın iyi zamanıdır. Bahçedeki her şey gittikçe daha bir kıvamına doğru evirilmektedir. 'Benim! Benim!' demeler artmıştır. Kendi acılarını, kendi sevinçlerini, kendi deneyimlerinden çıkarmaya başlamıştır. Yani ki bahçe, rüzgar görmeye, yağmur ve dolu döken bulutlara maruz kalmıştır. Islanmalar şahsi tecrübeler bitirmiştir. Bir bakıma 'zincirlerinden kopmuş aslan' gibidir. Günahın sevabın öznesidir. Kendi avını avlayabileceğini hissetmiştir, denemiştir. Maddi ve manevi avların arzusu içinde bir ateş yakmıştır. Her ulu dağ göze alçak gelir! Önüne hedefler koyar. Hedefleri için yollar yürümeye hazırdır. Demir asa demir çarık zamanıdır. Değil mi ki yollar da yürümek içindir; yürümeyen ne görür ne bilir? Artık arkadaşları vardır. 'Hanlarda' oturup kalkmayı öğrenir!

Dördüncü kıtada yirmi beş otuz beş yaşları ele alınır. Mevsim yazdır. Ah bu on yıl! Artık bir eş seçmiştir. kendi de ana baba olmuştur. Çocuk yetiştirme, ev idare etme, işini geliştirme, işinde başarılı olma günleridir. Bahçenin bağa dönüşme zamanıdır. Artık çevreyle ilgili farkındalığı artmıştır, her şeyin anlamı daha belirgindir. Hesabı kitabı artar, saçında sakalında değişiklikler barizdir. Yaz bahçesinin yüzünü sonbahar bahçesine çevirmeye başladığının alametleridir bunlar. Arzular hâlâ kuvvetlidir, lakin zaman zaman sükut anları peydahlanır. Bir yaz bulutu gibi vurup geçer. O sıralarda kıyısından köşesinden tutup, geriye doğru, mazisine, orada birikenlere bakar. Güler, hüzünlenir, iç geçirir, 'keşkelerini!' çoğaltır. Lakin bu gerçek bir irfan hali değildir; evet, anlayışı, tecrübesi artmıştır, ancak hâlâ kalıcı bir olgunluktan uzaktır. Bu nedenle de yaptığı muhasebe 'yalancı bir irfandır.'

Beşinci kıta kırkla ellili yaşların macerasıdır. Mevsim artık sonbahar başlarıdır. Bedende, ruhsal yapıda değişmeler artar. Sosyal çevresinde değişmeler olur. Oğlu kızı evlenir. Hatta büyükanne büyük baba olunur. Ölümler itimler eksik olmaz. Hastanelere daha sık gidilip gelinmeye başlanır. Bahçedeki rüzgâr, nesim-i nevbahar değildir artık, esen hazan rüzgârlarıdır, dallar yere inmeye başlamıştır. Ahret duygusu kuvvetlenir. Dindarlık alametleri çoğalır. İnsandan, insanın değerinden söz etmeler artar. Saygıyla anar, saygıyla anılmayı ister. Dağ ve üzerindeki dumana benzemiştir artık.  

Altıncı kıta elli beş altmış beş yaşları anlatır. Ömür ileri son bahara girmiştir, bahçe artık kış önü bahçesidir. Fiziki güçte azalmalar hastalıklarda artmalar devam eder. Sık sık ömrün muhasebesi yapılır. Çevresindeki neşe ve sürur azalır. Çoluk çocuğu çoluk çocuğa karışmıştır. Araya gurbetler girer. Artık emeklidir. Geliri azalmıştır. Fakat dünya ile ilgisi de azaldığından artık bu o kadar önemli değildir. Evdeki, sokaktaki yalnızlığı artmaya devam eder. 'Şu da gitti, bu da gitti!' hayıflanmalarını kıyıya vuran hatıra dalgaları kumlardaki köpükler gibi alıp götürür. Göz daha çok ıslaktır. Kabahatli sonbahar bulutlarıdır. Ezan sesini şimdi daha net işitmektedir. İyi bildiği yollardan biri caminin yoludur.

Yedinci kıta ile yetmiş yaşına ulaşırız. Altmış beşle artık mevsim kıştır. Bahçede karlar görülmeye başlar. Nasıl güz ağaçlarının dalında yaprağında su kalmamışsa insanın da artık beti benzi solmaya, derisi iyice ezilip büzülmeye başlamıştır. Dizler sızılı beller büküktür. Gözlerde kataraktlar oluşmuştur. Baston mevsimidir! Toprağın sesi daha sık duyulur: 'Gel! Gel!' Dönüp geriye baktığında ki, son zamanlarda en çok yaptığı odur, onca yaşanan şey; sevinçler, kederler... hepsi de sadece bir hayaldir.

Ağam; artık kış ortasındayız; geldiğimiz son kapı kabir kapısıdır. Dört mevsimi de görmüş, yağmurlarda ıslanmış, dolularda ürün kaybetmiş, fırtınalarda yolunu şaşırmış, dağlar bayırlar aşmış bir adam konuşuyorsa dur, dinle. Kendini say ki bu şiirin yazarısın. O çukurun başındaki adamsın. Ya da kendini ilkbahar bahçesi say. İlla göreceğini gösteren adamdan öğren. Uzun havanın şu son sözlerine kulak ver:     

Beni ağlatma ki sen de gülesin

leyli leyli ha leylim
Hem murada hem maksuda eresin 

Yavru yavru yavru ha yavrum