neet_erta

Mehmet Nuri Yardım

Anonim türkülerdeki üstünlüğü, sadeliği, yüksek seviyesi ve içtenliği ile müzikseverlerin gönlünde taht kuran büyük türkü ve bozlak ustası Neşet Ertaş'ı bugün sonsuzluk âlemine yolcu ediyoruz. Sanatkârımızı uzun yıllar önce Harbiye'de Cemal Reşit Rey Konser Salonu'nda dinlemiştim. O büyük salonu dolduran bütün kalabalık tek nefes olmuştu âdeta. Dinledik mi sadece, hayır, sazı ve sözüyle mest olmuştuk, bir bakıma kendimizden geçmiştik. Neşet usta babası Muharrem Ertaş'tan devşirdiği Allah verdiği büyük kabiliyetiyle salonu dolduran yüzlerce türküseveri alıp Anadolu seferine çıkarmış, başka diyârlara götürmüştü. Gurbeti, hasreti, sevgiyi, aşkı, şefkati, merhameti hatırlatmıştı bize. Velhâsıl, büyük sanatkâr o inanılmaz coşkusuyla, müstesna güzellikle bir gece yaşatmıştı.

Neşet Ertaş için hazırlanan tanıtım broşüründe Neşet Ertaş Kitabı'nın yazarı değerli müzik adamı Bayram Bilge Tokel'in uzun bir değerlendirmesi yer alıyordu. Bu yazının sonunda Tokel şunları söylüyordu: "Neşet Ertaş'ın sanatı; müziğin özünü, ruhunu kavrayan birinin, hiçbir yapmacıklığa tevessül etmeden, olduğu gibi kendini, kendi özünü ve hissettiklerini saza, söze dökmesidir."

O gece ve daha sonra kendisiyle görüşme imkânım olmadı. Ama 12 yıl önce, yani 16 Ocak 2000 tarihinde Türkiye gazetesinde yayımlanan bir mülâkat yapmıştım kendisiyle. O yıl uzun bir aradan sonra Türkiye'ye gelmişti. Ve Lâleli'de kaldığı otele sadece ben, CNN Türk'ten ve Zaman gazetesinden iki muhabir gelmişti. Faydalı bir görüşme olmuştu.

Türkülerin yaşayan en önemli ustası Neşet Ertaş, birkaç günlüğüne geldiği İstanbul'da büyük bir sevgi rüzgârı estirmişti. Çıktığı televizyonlarda büyük seyirci toplayan, hakkında övücü yazılar yazılan sanatçıya gösterilen bu vefa duygusu, sevenlerini duygulandırmıştı. Yüreğiyle söylediği yanık türkülerle milletimizin gönlünde taht kuran sanatçı, tevazuun zirvesinde dolaştığı için bugüne kadar ön plâna geçmedi. Bu toprağın sesi, nefesi olan Ertaş, çeyrek yüzyıldan fazla bir zaman Almanya'da yaşadı.

Muharrem Ertaş, Hacı Taşan ve Çekiç Ali... Türkülerin ve bozlakların güçlü nefesleriydi onlar. Vefatıyla milletimizi hüzünlere sürükleyen Neşet Ertaş da, bu geleneğin bayrağını dalgalandırıyordu. Kırşehir'den çıkan bu yanık ses, önce mahalli ozan, sonra millî sanatkâr oldu. Ardından evrensel bir değer olarak Avrupa'da bizi temsil etti. "Türkülerin babası ben değilim. Babam Muharrem Ertaş'tır. O gerçi vefat etti, ama türküleriyle yaşıyor." diyor. Sanatçı türküleri söyleyiş tavrı ve ağırbaşlı duruşuyla kendi sanat kozasını coşkuyla örmeye devam etti. Bir ses, söz ve saz ustasıydı o. Hasret yüklü, sevgi dolu türküleri dillendiriyor. Neşet Ertaş bir bozlak üstadı olarak bilinse de onun halk müziğinin türkü, deyiş, oyun havası, semah türlerinden repertuarımıza kazandırdıkları azımsanamaz. Karacaoğlan, Agahî, Âşık Arap Mustafa, Toklumenli Âşık Sait, Ali İzzet Özkan, Nesimî gibi âşıkların şiirleri onun zengin moledileri ile buluşunca çok güzel eserler meydana geldi. Anadolu kır müziğinin en güçlü mızrabı, Horasan kökenli bu dev ozan, halk edebiyatımızın pınarından beslendiği duygularını sevenleriyle paylaşıyordu. Orta Anadolu'nun Abdal kültüründe çalgıcılık/müzisyenlik geleneğinin çağdaş temsilcilerinden ve sayısını kendisinin de bilmediği türkünün sahibi olan Neşet Ertaş, kalabalıklardan kaçmıştı hep. Kenarda kalmayı yeğlemiş ömür boyu. O kadar ki, bulunduğu Almanya'dan Türkiye'ye iki yılda bir ölüm haberi gelir. Bu haberlerin yayılmasından sonra dostları üzülmesin diye yurduna gelip yaşadığını ispat ediyordu.

 

                  HAYAT VE SAZ

Kendisiyle görüştüğümüz günlerde Neşet Ertaş, yarım asırdır elinde sazı, düğünlerde, topluluklarda çalıp söylüyordu. Sazla birlikteliği eskilere dayanan sanatçı, "Hayatım saz çalmakla geçti. Bana efsane diyorlar. Efsane nedir bilmem. Halkıma ulaştığım türkülerle gidiyorum. Ürettiğim parçalardan halkımın sevdiklerine sahip çıkıyorum. Diğerlerini, halkımın benimsemediklerini terk ediyorum." diyordu. Ertaş'ın türküleri insanı anlatıyor. "Gönül", "Gurbet", "Hasret" ve "Leylâ" türkülerinde en çok geçen kelimeler. O, "gönül"e "konul" diyordu. Tabii bu kelimeler, yüklendikleri anlamlarda büyüyor. Hikmet burcundan konuşuyordu Neşet Usta. "İçime ne doğarsa onu okurum." diyor ve ekliyordu.

 

                  DUYGUYA SAYGI

"Ozanların duygularına saygı duyulmalı. Ozanların getirdiği sevgi yolunun açılması lâzım. Onlara imkân ve fırsat tanınırsa toplumda birlik rüzgârı eser. Çünkü onlar gönülden gönüle akan türküleri seslendiriyorlar...

Türkülerinin başkaları tarafından okunmasına karşı değil, bu konuda oldukça verimkâr. Lâkin parçalarındaki sözlerin değiştirilmesine, müziğinin farklı şekillerde çalınmasına ve eserlerine sahip çıkılmasına içerliyor. Halen yaşadığı Almanya'da, düğünlerde saz çalarak türkü söylemeye devam ediyor, içi sevgi dolu olarak. 62 yaşındaki delikanlı Kırşehirli mahalli sanatçı, bugün sazı ve sesiyle milyonlarda insanı etkileyen sırrı yakalamış. Bu toprağın sahici âşığı ve garip ustasının gözü arkada kalmayacak, "çünkü" diyordu, "Gençlerimiz türküyü seviyor, bozlaklarımızı türkülerimizi milyonlarca insan dinliyor."

 

KIRTILLARDAN ALMANYA'YA

Neşet Ertaş'ın biyografisini yazan Bayram Bilge Tokel, sanatçının hayatını ve sanatını şöyle anlatıyor:

"Onun 1938 yılında Kırtıllar köyünde Döne'den doğma, Muharrem Ertaş'ın oğlu olduğunu; Kırşehir, Yozgat ve Keskin'in çeşitli köylerinde geçen çocukluk ve ilk gençlik yıllarının ardından 15 yaşında çıktığı gurbet hayatının hâlâ devam etmekte olduğunu bilmenin fazla bir anlamı olmayabilir. Neşet Ertaş, babası Muharrem Ustayla âdeta Anadolu'daki en olgun seviyesine erişen Türkmen/Abdal müzik birikiminin yeni bir yorumcusudur. O aslında bir anlamda tam bir yöre sanatçısı olmasına rağmen, yaygın şöhreti ve söylediği türkülerin popüleritesi ile ülke genelinde tanınan biri olarak, hem babası Muharrem Ertaş'tan, hem de bu geleneğin diğer usta isimleri olan Hacı Taşan ve Çekiç Ali'den de ayrılır. Bir başka söyleyişle onun sanatı için başta Muharrem usta olmak üzere Hacı Taşan, Çekiç Ali ve Abdal/Türkmen müziği geleneğinin çeşitli yörelerde farklı tavır ve üsluplarda karşımıza çıkan diğer ustaları da dahil olmak üzere hepsinin üst seviyede bir sentezi ve esrarlı bir bileşkesi denilebilir."

Anadolu âşıklık geleneğinin büyük bozlak ustasıydı Neşet Ertaş. Alçakgönüllü, yürekten konuşan bir örnek sanatçıydı. Sözlerinde samimiyet, türkülerinde bizim değerler vardı. "Doyulur mu", "Karlı Dağlar", "Yari Kaybetmem Yarsız Olamam", "Yar imiş Meğer", "Kesik Çayır", "Benim Yurdum", "Sevgidir Sevgi", "Sev Seveni", "Sevgisiz Yürekler Gülmüyor Canım", "Ya Dost, Kurban Olduğum", "Gelin Ne Olur", "Zahidem" gibi onlarca türküyü ezberletti bize, yüzlerce eser dillerde dolaşıyor. Garipti, "Garip" mahlasıyla aşk türküleri besteledi. Ve gün geldi, vade doldu. Sazı da bıraktı bir kenara sözü de. Büyük dâvete uydu. Bozlaklar yetim kaldı, türküler öksüz. Ama ben inanıyorum ki, Muharrem Ertaşları, Çekiç Alileri, Hacı Taşanları yetiştiren bu topraklar bir çok sanatkârı daha kazandıracak bize. Yeter ki, sanatla uğraşanlar, müziği dert edinenler çabalarını esirgemesinler, bağlamalarına sarılıp nağmelerimizi dillenirsinler.

Nasıl derler beklenen sevgililer için. "Geç buldum, erken kaybettim" değil mi? Evet Neşet Ertaş'ın da kıymetini toplum olarak geç öğrendik, ama erken kaybettik. Mevlâ rahmet eyleye. "Hem bahara hem yaza / Yârin ettikleri naza / Yar aşkına çalan saza / Doyulur mu doyulur mu?"

Doyulmaz be Neşet Usta. Zaten bu dünya doyumluk değil, tadımlıktır bilirdin. Kabrin nur, mekânın cennet olsun.