sadettin-kaynak-unutulmadi

Mehmet Nuri Yardım

Türkülerde ‘kaynak kişi’ tâbiri vardır bilirsiniz. Sadeddin Kaynak da Türk mûsikisinde gerçekten ‘kaynak bir kişi’dir. Gürül gürül akan berrak bir güzel kaynak… Bu sene Türk mûsikisinin efsane ismi, büyük bestekâr ve ses sanatkârı Sadeddin Kaynak’ın vefatının 50. Yılı. Bir çok kurum ve kuruluş hakkında programlar yapıyor. Ne güzel… Bir bakıma nisyanımız sona eriyor, vefalı bir toplum olmaya başlıyoruz. Bir çok yazar, şair, sanatkâr için de benzer hatırlayışlara şâhit oluyoruz. Evet bunlar çok iyi gelişmeler…

Eserleriyle gönüllerde yaşamaya devam eden Sadeddin Kaynak (1895- 1961) dinî bir atmosfer doğup yetişen, mûsikî hayatını da başarıyla devam ettiren bir sanatkârdır.

                   UNUTULMAZ ŞARKILARIN BESTEKÂRI

İstanbul mûsikî hayatının son devrinde büyük izler bırakan bestekârımız, Fatih Camii dersiâmlarından ve Huzur-ı Hümayun hocalarından Ali Alâeddin Efendi’nin oğludur. Kendisi bir din adamı olan ve meşhur bir hanende olarak tanınan Sadeddin Kaynak, dinî mûsikî sahasında yetişti ve çok değerli talebeler yetiştirdi. 42 ayrı makamda bestelediği 330 kadar eseri bulunuyor. Sanatkârımızın halkımız ve mûsikî çevrelerinde sevilen ve bilinen meşhur şarkıları arasında “Gönül Nedir Bilene Gönül Veresim Gelir”, “Leyla Bir Özge Candır”, “Niçin Baktın Bana Öyle”, “Çile Bülbülüm Çile”, “Ben Güzele Güzel Demem”, “Gönlüm Seher Yeli Gibi”, “Kara Bulutları Kaldır Aradan”. “Dertliyim Ruhuma Hicranını”, “İncecikten Bir Kar Yağar”, “Enginde Yavaş Yavaş”, “Ela Gözlerine Kurban Olduğum”, “Yanık Ömer” de bulunuyor.

Bestekârlığa 1926 yılında başlayan Sadeddin Kaynak 35 yıllık bestekârlık hayatı boyunca imza attığı yüzlerce eserle, milletimizin en çok sevdiği ve bağlandığı sanatçılar arasında yer almayı başardı. Askerlik münasebetiyle gittiği Mardin, Diyarbakır, Elazığ ve Harput’ta halk mûsikisinin örneklerini plâklara doldurdu. Yurtdışında da Milano, Paris ve Viyana seyahatlerinde Batı müziğini inceledi.

Sesi güzel olduğu için genç yaşta hâfızlığa teşvik edilen Sadeddin Kaynak’ın hocaları arasında, Hafız Melek Efendi, Kasımpaşa Küçükpiyale Cami İmamı Hafız Cemal Efendi, Neyzen Emin Dede ve Muallim Kâzım Uz da bulunuyor. Dinî mûsikî ile din dışı müziği birlikte yürüten sanatkâr, ilk bestesi olan hüzzam şarkısı “Hicran-ı Elem”i 1926’da yazdı. Müzik eğitimini İstanbul Üniversitesi’nde tamamladı, daha sonra Güneydoğu Anadolu’da mahalli müzikler üzerine ciddî araştırmalar yaptı. Bilhassa türkülerle ilgilendi. Bundan dolayıdır ki, eserlerinde bir türkü tadı ve lezzeti bulunuyor. Bugün adı İstanbul Üniversitesi olan Darülfünun’un İlahiyat Fakültesi’den mezun olan Sadeddin Kaynak hakkında Türk müziğine vukufiyeti bilinen bestekâr sanatkâr Fırat Kızıltuğ, Sanatalemi.net’te yazdığı “Şair Bestekârlar” başlıklı yazısında şöyle demektedir:

“Milletimiz, üç bestekâra sahibolmuştur. Sadeddin Kaynak, Selâhattin Pınar ve Yesarî Âsım Arsoy… Bu üç bestekâr şarkı formunu işleyerek, Türk Mûsikîsi geleneğinin belli bir seviyede muhafazasını sağlamışlardır.”

                   FİLM MÜZİKLERİYLE ŞÖHRET OLDU

Sanatkârımızın sinema arası hep iyi olmuştur. Belki de en büyük şöhreti, bu filmlerde bir mûsikişinâs olarak görev alması, eserlerini ve başka bestekârlara ait şarkıları seslendirmesi sonucu elde etmiştir. 1940-1950 yılları arasında 80’in üzerinde film müziği besteleyen Kaynak özellikle Arap filmlerinin musikî uyarlamalarını yaptı. Bir din adamı olmasına rağmen musikî piyasasında ve eğlence hayatında eserleriyle tanındı. Kendisinden sonra gelen müzisyenler arasında en fazla tesir bırakmıl olan bestekâr ve ses sanatkârı, 1955 yılında felç geçirdi, 3 Şubat 1961 tarihinde de vefat etti. Kabri Merkezefendi Mezarlığı’ndadır.

Sadeddin Kaynak, İbnülemin Mahmud Kemal İnal’e de hayat hikâyesini anlatır. Sanatkârımız, İbnülemin’in mühim eserleriden Hoş Seda’da şunları söylüyor:

“İstanbul’a döndükten sonra film mûsikisi bestelemeye heves ettim. Mısır’dan getirilen 85 adet filmi mûsikilendirdim. Her filmde 10 ila 20 tane eser mevcut idi. 5 sene müddetle İpekçi Kardeşler film şirketine bağlı kaldım. Bu esnada yerli filmler için eserler de besteledim. Yerli filmlerden ‘Allah’ın Cenneti’nde, Arap filmlerinden ‘Leyla ile Mecnun’da film sahasında ilk bestelerimi verdim.”

Kaynak, bu çalışmaları yaparken Atatürk’ün kendisini çağırdığını belirtiyor ve şöyle devam ediyor:

“Bir Kur’an’ı Kerim verdi. İmzasını koydu. Kur’an-ı Kerim’e muharebeye müteallik ayetlerin tercümelerini tesbit ederek, ordu kumandanlarına bir nutuk vermemi emretti. Hazırlandım. Atatürk’n karşısında, Ordu kumandanlarının hazır bulunduğu bir mecliste bu emri yerine getirdim. Atatürk ‘Yahu, Kur’an’da neler varmış da bizim haberimiz yok.’ dedi. Müteaddit defalar birçok vesilelerle Atatürk’ün huzuruna kabul olundum. Feridun Fazıl Tülbentçi’nin yazdığı ‘Yavuz Sultan Selim Ağlıyor’ filminin bestesi esnasında nezf-i dimağiye duçar olarak felç oldum.”

 

CİNUÇEN TANRIKORUR’UN KAYNAKLA TANIŞMASI

Kendisi de rahmetli olan büyük mûsikîşinas Cinuçen Tanrıkorur, Dergâh Yayınları arasında çıkan Sâz ü Söz Arasında isimli o nefis hâtıra kitabında Sadeddin çok sevdiği Kaynak ile tanışmasını anlatıyor. Oradan okuyalım:

“Bir gün çalışmamdan sona (57 Ramazanıydı yanılmıyorsam), Sadeddin Kaynak’ın delice tutuğunu olduğumu bilen Yüksel Esen (Kip), “Kaynak’la tanışmak ister misin?” diye sordu. Şaka mı yapıyor diye bir anlık tereddütten sonra, şaşırmış vaziyette ‘Tabiî, tabiî isterim’ dedim. ‘O zaman Perşembe akşamı iftara bize gel, beraber gidelim.’ dedi. Kaynak üstad Ramazanlarda Perşembe günleri, Yüksel’lere yakın oturan, onların ailece görüştüğü Dr. İzzettin Meriç beylere iftara gelirmiş. “Mevlâ görelim n’yler, n’ylerse güzel eyler” buyurmuş ya Erzurumlu İbrahim Hakkı Hazretleri, Kaynak’ı ne kadar çok sevdiğimi bilen Cenab-ı Allah onunla tanışmam için bir vesîle halketmiş, buna da çok sevdiğim bir arkadaşımı memur etmişti. O perşembeyi nasıl iplerle çektiğimi bilemezsiniz.

İftardan sonra Yüksel’le İzzettin beylere gittiğimizde Kaynak sedirin üzerine ayaklarını uzatarak oturmuştu. Bir süreden beri felçli olduğu için namazını da bu vaziyette kılıyormuş. Yüksel beni tanıştırıp elini öpmemizden bir süne sonra, ‘Ne okuyacaksın?’ diye sordu. ‘Müsaade buyurursanız sizin bir eserinizi efendim’ dedim. Hemen ‘Makamı?’ dedi. ‘Evç efendim.’ ‘Usûlü?’ ‘Sofyan efendim.’ ‘Güftesi kimin?’ Bu soruda durdum. Yüksel’le birbirimize baktık. Çerisizzlik içinde ‘Ben de bilmiyorum’ dercesine birhareket yaptı. Okumak için (böyle bir talep olabilir diye) çalıştığım ‘Doğuyor ömrüme bir yirmisekiz yaş güneşi’ şarkısının notasını Yüksel bana birkaç gün önce vermişti, ama notanın üzerinde güfte sahibinin adı yoktur. Bilmediğimizi anlayınca üstad gülümseyerek ‘Cenab Şahabeddin. Hadi şimdi oku bakalım’ dedi. Eski adamların yaptıkları işi ne kadar ciddîye aldıklarını, gençlerin de ne kadar ciddîye almadıklarını istediklerini, şu küçük kibar sınav açıkça gösteriyordu. (Yıllar sonra benden ders almaya gelip de okumak istedikleri şarkının bestekârını sorduğum gençlerin ‘Bilmiyorum’ demeleri bana hep bu sahneyi hatırlatmıştır.) Acaba neresinde unutup takılacağım da hoca beni kesecek diye titreyerek okuduğum şarkıyı yüreğim ağzımda bitirdim. Şükürler olsun, azarlanmamıştım. Yüksek sonradan ‘Seni beğendi’ deyince, inanmayla inanmama arasında mahçup bir sevinç duyduğumu hatırlıyorum.”

                   İKİ YIL SONRAKİ HÂTIRA

Cinuçen Bey’in anlattığı bu olaydan ardından iki yıl geçer. Tanrıkorur, Muhayyer Kürdi makamında eserlerden oluşan bir radyo programı yapmaktadır. Bir gün Üsküdar Musiki Cemiyeti’nde Emin Ongan Beye “Hocam, der. Kaynak’ın çok güzel bir şarkısı var bu makamda, ‘Tahir ile Zühre’ filmi için bestelemiş. ‘Bir içim su gibi gözlerim seni’, ‘Akşam yine gölgen’ kadar güzel. Koyalım mı programa?” diye sorar. Bunun üzerine Emin Ongan, “Getir notasını.” der. Ama nota Cinuçen Beyde yok, tam bu sırada okul arkadaşı ve Sadeddin Kaynak üstadın yeğeni Oğuz Kaynak’ı hatırlar ve kendisine gider: “Oğuz, amcanın bir eserinin notasına ihtiyacımız var, beni götürür müsün?” diye sorar. “Tabiî” der arkadaşı. Randevu alıp giderler. Bundan sonrasını yine Cinuçen Beyin o tatlı üslûbundan dinleyelim:

“Kadıköy-Koşuyolu’nda iki katlı ufak bir ev. Hocanın sonradan nikahına aldığı bakıcısı Gülfiye Hanım kapıyı açıp buyur ediyor. Gün aşırı iğne yiyen hoca salona kurulmuş yatağında. O gün iğne günü olmadığı için de nisbeten keyifli. Elini öpüp oturmamızla bana bakıp ‘Senin acayip bir ismin vardı.’ demesi bir oluyor. Daha 65 yaşındaki ve hasta yatağındaki hocanın hâfızasının mükemmelliğini düşünüyorum ki, bu sefer de ‘Senin lirik tenor bir sesin vardı yanılmıyorsam’ iltifatıyla mahcup ediyor, ‘Hadi bir şey oku da dinleyelim’ emriyle bir imtihana daha sokuyordu. Acemaşîran makamında (güftesi Fuzulî’ye ait) ‘Merhem koyup onarma sînemde kanlı dâğı’ bestesini okumaya çalıştım. Bittikten sonra ‘Âferin. Şimdi söyleyin bakalım niye geldiniz’ dedi. Ziyaretimizin sebebini söyleyince, ‘Oğuz, dedi, içeri odaya git, soldaki kütüphanenin alttan üçüncü rafında, sağ baştan 6. Defteri getir.’ Oğuz gitti, defteri getirdi. ‘Aç 20. sayfayı’ dedi.’Buldun mu?.. Hah. Kâğıdınız yoksa git içerden al. Oturun yazın.’ Bilâhare temize çekmek üzere, ‘Bir içim su gibi’ şarkısının notasını sür’atle yazdım.

Çaylar içilmiş, ayrılma vakti gelmişti. Hocayı daha fazla yormamak için izin istedik. Elini öpüp ayrılırken ‘Hocam, gençlik size hayran’ dedim. Mahzun, kırgın bir edâ ile ‘Ben benden geçtikten sonra!...’ dedi. İlâhiyat Fakültesi mezunu bir imam olduğu halde kartını ‘Bestekâr Sadeddin Kaynak’ olarak bastırmış ve bu meslekte hem şöhret hem servet sahibi olmuş olmasına rağmen, mutsuz görünüyordu. Belki de, meselenin para kazanmak olmadığını, esas özleminin Türk mûsikîsinin devlet katında ciddî bir itibara kavuşması olduğunu anlatmak istemişti. Kimbilir?.. Nitekim, Türk Mûsikisi Devlet Konservatuarı’nın açılması için 14 uzun yılın daha geçmesi gerekecekti. Allah makamını cennet eylesin.” (Sâz ü Söz Arasında, Cinuçen Tanrıkorur, Dergah Yayınları, İstanbul 2003, s. 87-89)

Sadeddin Kaynak’ın vasiyeti şöyledir:

“Bu evde benim bir pardösüm, iki kat elbisem, bir bavulum, bir radyom, bir buzdolabım var. Bunları Gülfiye (eşi)'ye bırakıyorum. Benim evimde birikmiş param yoktur. Emri hak vaki olduğu zaman Sıraselviler'deki apartmanımın 1, 3, 9 numaralı dairelerinden kiralar alınıp cenazemin teçhiz ve tekfinine (kefenleme işlemi) sarf edilsin. Cenaze namazım Nuruosmaniye Cami Şerifi'nde kılınsın. Merkezefendi'de kabrim hazırdır. Kabir taşımı Gülfiye yaptırır. Yazılacak şey şudur: Sultanselim Cami Şerifi Başimamı ve Sultanahmet Cami Şerifi İkinci İmamı ve Hatibi Meşhur Bestekâr Hacı Hafız Sadeddin Kaynak'ın ruhuna fatiha.”

Sadeddin Kaynak, vasiyetinde adı geçen Sıraselvilerdeki apartmanı varlık vergisi esnasında zor duruma düşen bir vatandaştan satın alır ve ölünceye kadar eski sahibinden kira almaz.

Maneviyat dünyası zengin olan Sadeddin Kaynak ile alakalı bir hâtıra:

Saadettin Kaynak birkaç gün ortalarda gözükmeyince dostları telâşlanır ve merak ederler. Nerede olduğunu sormak üzere yanına geldiklerinde kendisi, kayıp oluşunun sebebini şöyle izah eder: “Resulullah’la beraberdik. Artık o günlerde, bir daha dünya işleriyle alakadar olamadım'. Bunu anlayamayanlar tekrar sorunca da, “Onu görmek ancak rûyalarla mümkündür dedikten sonra şarkıyı okur: ‘Bende geçen gece vuslata erdim'. Meğer o muhteşem şarkı, böyle bir maneviyatlı gecenin sabahında yazılmış.

Sadeddin Kaynak’ın yaşayan tek talebesi olarak büyük bestekâr ve ses sanatkârı Prof. Dr. Alaaddin Yavaşça biliniyor. Sadeddin Kaynak hakında Serda Türkel Oter, Selçuk Üniversitesi’de bir tez hazırladı. Bu konudaki bir başka haber: Üstat Alaaddin Yavaşça, 12 Kasım 2011 tarihinde Kubbealtı Akademisi Kültür ve Sanat Vakfı’nda hocası Sadeddin Kaynak hakkında bir konuşma yapacak ve hâtıralarını anlatacak. Adnan Çoban ise, Sadeddin Kaynak’ın sevilen eserlerini seslendirecek.

Bir sohbette “Hazret-i Peygamber 63 yaşında vefat etmiş, ben de o yaşta ölmek isterim.” demişti. Cumhuriyet devri mûsikimizin yıldızlarından olan Sadeddin Kaynak’a Allah’tan rahmet ve mağfiret diliyorum. Kabri nur, mekânı cennet olsun. Bugün Zeytinburnu Kültür ve Sanat Merkezi’nde saat 19.00’da bir “Sadeddin Kaynak” programı saat 19.00’da başlayacak. Bendenizin idare edeceği toplantıda, şair ve mûsikîşinas Memduh Cumhur Sadeddin Kaynak’ın hayatını ve eserlerini anlatacak. “Zeytinburnu’nun Ebedî Sâkinleri” çerçevesindeki programda sanatçı Recep Çevirer de üstat Sadeddin Kaynak’ın sevilen şarkılarını seslendirecek.