Batman

Bugün size Güneydoğu'da Siirt'in bir ilçesiyken 23 yıl önce il olmuş eski ilçe ama yeni il Batman'dan ve sınırları içinde yer alan çok önemli bir tarihi kent, Hasankeyf'ten bahsetmek istiyorum.

Daha sonra da kurulma aşamasındaki Batman Müzesi'nden ve onun başarılı ekibi ile bu ekibe başkanlık eden çok çalışkan ve başarılı müdiresi Tenzile Uysal hanımefendiden.

Önce Batman'ı tanıyalım: Cumhuriyetin ilk yıllarında İluh adlı bir bucak merkezi olarak Siirt iline bağlıydı. 1957'de Batman adıyla ilçe, 1990 da aynı adla il oldu. Yerleşmenin en önemli özelliği petrol çıkarımı ve arıtımıydı. Yüzölçümü 4649 km2 olan ilde, 2000 Yılı Genel Nüfus Sayımı geçici sonuçlarına göre 446719 kişi yaşamaktaydı. Merkez ilçenin yanı sıra Beşiri, Gercüş, Hasankeyf, Kozluk, Sason Batman'ın ilçeleri.

Cumhuriyet döneminde kurulmuş olan bu kentimiz petrol sanayi sayesinde hızla gelişti. Raman Dağı ve Garzan Bölgesi'nde üretilen petrolü arıtmak için kurulan modern Batman Rafinerisi 1955'te işletmeye açıldı ve daha sonraki yıllarda genişletildi. Madencilik ve sanayi alanındaki asıl gelişim, Batman-İskenderun arasındaki 494 km'lik petrol boru hattının tamamlanmasıyla gerçekleşti.

İlin ulaşımında İstanbul Haydarpaşa'yı Kurtalan'a bağlayan demiryolu hattı önemini uzun süre korudu. 1942'de Batman'a ulaşan bu hat, 1950'li yıllara kadar tek ulaşım damarıydı. Bu tarihten sonra ağırlık karayoluna kaydı. GAP'ın tamamlanmasıyla, ham petrol rafinajının yanında hizmet ve ticaret sektöründe güçlenme sağlandı ve bakır üretiminde dünya piyasalarını temel alarak ihracata yönelik üretim yapıldı.

Siirt'e ilk turist kafilesini götüren rehberim. Grubum ve ben 'kafile ve 'mihmandar' terimleriyle ilk kez Siirt'te karşılaştık, bu kelimeleri lügatimize ilk defa Siirt'te kattık. Dolayısıyla öğle yemeğimiz rotaya göre kâh Siirt'te kâh Batman'daydı. Bir keresinde Amerikalı grubuma şimdi Batman'ı ziyaret edeceğiz dediğimde bayağı bir gülmüşlerdi. Ne de olsa 'Batman' onların film karakteriydi.

Gruptakilerden birinin günlüğündeki not bu anlamda dikkat çekiciydi: "We visited the cities; pronounced as 'Batman' and 'One' but read as 'Van'. (Batman ve Van olarak telaffuz edilen kentleri ziyaret ettik).

Hasankeyf

GAP'ta en gözde beldelerden Hasankeyf, Batman iline bağlı hem tarihi hem günümüz yerleşimi. Ülkemizde tarihi kent üzerine kurulu olup 1978 yılında SİT alanı ilan edildikten sonra kaderi değişen ve özellikle Ilısu Barajı suları altında kalacağı endişesiyle geçtiğimiz 10 yıl zarfında gündemden hiç düşmeyen bir turistik istasyon.

Zaman içinde tarihi değer arz eden neyi varsa talandan ve yağmadan nasibini almış. En son hatırladığım giriş kapısındaki akrep figürü çalınmıştı yanılmıyorsam. Korumaya açıkçası korunmaya çok ihtiyacı var Hasankeyf'in. Bu anlamda Batman Müzesi'ne büyük görev düşüyor.

Bölge hem Mezopotamya'nın hatırı sayılır nehirlerinin aktığı bir akarsu havzası ama aynı zamanda bu nehirlerden yararlanamayan, iç kesimleri itibariyle de yine Mezopotamya'nın en kurak ve sıcak coğrafyası olma özelliğini taşıyor. Öyle ki tanrılar tanrısı Zeus öfkelendiğinde kızgınlığını dünyada belli başlı birkaç yerden çıkarırmış. Bunlardan biri de Mezopotamya'nın sıcak ve kurak arazisiymiş. Yaz sıcağında Batman'a Raman-Gercüş taraflarında seyahat ederseniz şayet, ne demek istediğimi daha iyi anlayacaksınız.

İşte bundan dolayıdır ki bölgenin su ve enerji ihtiyacını daha rasyonel karşılamak üzere üretilen projelerden biri de Ilısu Barajı. Fakat baraj inşaatı ile sular altında kalma riski ile karşılaşan Hasankeyf ve otuz köy, elli mezra toplam 350 hektarlık baraja karşılık ödenecek bedel. Projenin 2015 yılında tamamlanması bekleniyor.

Mağara, kaya kovuğu gibi doğal oluşumlarla bütünleşen ortaçağ kent dokusu, Hasankeyf'in Batman tarihinde önemli bir yere oturmasına neden oldu. Hasankeyf, Roma ve sonrasında Bizans, İran ve Orta Asya kültürlerinin buluştuğu bir merkez olmuş zamanında.

Tarihin karanlıklarında, hem bereket, hem korku kaynağı olan Dicle Nehri'nin geçit verdiği noktalardan biri olan bu yer, kayalık tepelerde ve derin kanyonlarda, doğanın oluşturduğu binlerce mağarayla, insanlığa çok cazip bir sığınaklar demeti sunmuş. Bu bakımdan tarih öncesi dönemlerden itibaren buranın bir yerleşim merkezi haline geldiği varsayılabilir. Hasankeyf tarihinin M.Ö. 7.yüzyıla kadar indiği düşünülmekte.

Antik çağın sonları ve erken Ortaçağ (M.S. 4-6 yy.) sıralarında bağımsız bir kilise teşkilatının kurulması buranın dini bir merkez haline geldiğini de göstermekte. M.S. 8.yy'dan itibaren Arap akınlarıyla, Anadolu'nun İslamiyet'e giren ilk bölgesi olan bu bölge, Selçuklu ve diğer Müslüman beyliklerin fethiyle de kültür ve sanatını değiştirmeden günümüze ulaşmış.

Özellikle Artukluların bölgeyi fethinden sonra 'İpek Yolu'nun önemli geçiş merkezlerinden biri haline gelen Hasankeyf'te, Eski Köprü, Rızk Camii, Ulu Cami, Sultan Süleyman Cami, Kızlar Cami, İmam Abdullah Zaviyesi, Zeynel Bey Türbesi, Küçük Saray, Büyük Saray, gibi eserler bugüne ulaşan yapılardan. Birçok uygarlığın yaşadığı Hasankeyf'in yanında Beksi, Bozikan, Hazro, Kandil, Rabat kaleleri de Batman'ın diğer kültür varlıklarını oluşturmakta.

Şimdi Hasankeyf için farklı ve de pek bilinmeyen bir yönünden bahsedelim: Orta Çağdan bu güne kadar Hasankeyf mağaralarında kurulu bulunan tezgâhlarda dokunan yukarıdaki kumaşların ham maddesi olarak kullanılan iplik, boya ve sıvı yapıştırıcı gibi malzemeler doğal ortamlarda, keçi kılından ve koyunyününden, boya ve sıvı yapıştırıcılar ise bitki köklerinden ve yapraklarının büyük kazanlarda kaynatılarak elde ediliyordu.

Maalesef zaman içinde bu ham maddelerin elde edilmesi durunca, ana ihtiyaç maddesi olan iplik ve boyalar pamuk ipliği ve sentetik boyaya dönüştürülüp en yakın merkez olan Gaziantep ilinde kurulan tekstil fabrikalarından karşılanmaya başlandı.

Hasankeyf halkının tamamen amatörce yaptıkları dokuma işi, kendi ihtiyaçlarını karşıladığı gibi Hasankeyf'e komşu olan Turabdin Bölgesine de (bugünkü Mardin il sınırları içindeki bütün yerleşimler ile Suriye sınırına kadar olan bölge) gönderiliyordu. Ayrıca Erzen Bölgesi (bugünkü Beşiri, Kurtalan, Siirt, Kozluk ve Silvan il ve ilçe sınırları içindeki yerleşimler) götürülüp satılmakta ve Hasankeyf'te üretimi az olan buğday, arpa, nohut ve bakliyat türü ürünlerle takas edilmekte idi.

Hasankeyf'te üretilen dokuma türleri şunlardı: Cav (Şile Bezi'nin aslı), Mebrum (desenli kumaş), Şemet (kaygan kumaş), Şal-Şepik (desenli kaput bezi), Dıgurt, Nasafi, Peşgir (hamam havlusu) ve Merş (kilim).

Bakanlar Kurulu kararıyla kazı çalışmalarının yapıldığı ve kazı başkanlığını Batman Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Abdüsselam Uluçam'ın yaptığı Hasankeyf'teki kazılarda ortaya çıkarılan çok eski bir yerleşimden de bahsedelim. Çoğumuzun duymadığı ama arkeoloji dünyasında ses getiren bu kazı ülkemizin prehistoryası için önem arz etmekte.

Hasankeyf'te Eski ve Yeni Köprüler arasında yapılan sondajlarda iki katlı bir han kalıntısı ile İmam Abdullah Zaviyesi'nin kuzeybatısında yeni bir yerleşim alanı tespit edildi. Neolitik dönem evlerine benzer birbirine bitişik, çoğunun kapısı ve penceresi olmayan ve damdan evin içine indirilen portatif bir merdivenle giriş sağlanan yapı tipi bulundu. Kazı ekibi başkanı Prof. Dr. Uluçam, evlerde yerleşik düzene yeni geçen kalabalık ailelerin kaldığını sandıklarını belirtti.

Ortaya çıkarılan bu yeni yerleşim arkeoloji dünyasının ezberini bozacak gibi. Adını koymak için henüz çok erken ama sanki Anadolu ikinci bir Çatalhöyük'e kavuşuyor; yani Hasanhöyük'e...

 

Asil S. TUNÇER

Profesyonel Turist Rehberi