Gaziantep'te açılan yurdun tek cam müzesi ilgilisini bekliyor. Medusa Cam Müzesi 20–25 yılın birikimi sonucu koleksiyoncu Kamer ve Füsun İşsever çifti tarafından özel olarak 2008 yılında açıldı. Tarihi eserlere yeteri kadar ilgi gösterilmediğini söyleyen müze yetkilileri tarihi eserlere yerlilerden çok yabancıların ilgi gösterdiğini, devlet nezninde de herhangi bir yardım almadıklarına dikkat çekiyor.

İlk duyduğunda insana ilginç gelen cam müzesi kurulduğu zamanda gazetemize haber konusu olmuştu. Bir kez daha giderek gezdiğimiz cam müzesinde birbirinden dikkat çekici eserleri tekrar görme fırsatı bulduk. Roma, Yunan, Hitit, Urartu, Bizans, İslam medeniyet ve erken dönemine ait başta camdan yapılmış, yaklaşık 9000 bin yıllık tarihi eserler tarihi Antep evlerinde açıldığı günden bugüne kadar Türkiye'nin ilk ve tek cam müzesi olan Medusa'da ilgilisinin görücüsüne çıkmaya devam ediyor.

ÇEŞİT ÇEŞİT CAM ESERLER

Cam müzesinde M.Ö. 7500'lü yıllardan M.S. 1600'lü yıllara kadar yaklaşık 5000 bin eser bulunuyor. Müzenin yüzde 80'nin cam eserlerden oluşmasının yanı sıra müzede bronz ve pişmiş toprak eserler, Roma ve İslami döneme ait altın ve bronz sikkeler ve altın takılarda yer almaktadır. Eserler arasında çeşit çeşit cam şişeler, bardaklar, parfüm ve yağ şişeleri, süt cam pompası, cam ördeklerin(tıbbı aletler) yanı sıra cam ve taştan yapılmış kolyeler, çeşitli takılar, pişmiş toprak kandilleri gibi birçok eser dikkat çekici. Bu eserlerin yanında Medusa da giderek unutulan bazı elişi sanatlarına da ev sahipliği yapılıyor. Yine ustaların maharetli ellerinden üfleme cam, telkari, boncuk, sedef, bakır, butik işleme sanatlarını da görme fırsatı bulabiliyorsunuz. Yine burada yapılan ürünleri ve Antep yöresine ait yapılan ürünleri satın alma fırsatınız da var.

25 YIL MANEVİ ÇABAYLA

Müze müdürü İbrahim Halil Algın, müzenin eşi benzeri olmadığını ifade ederek, müzenin tek olmasından dolayı ilgi çekici müze olduğunu anlatıyor. Müze sahibinin 20-25 yılını eserlere toplamaya verdiğini söyleyen Algın, "Maddi zorluklardan çok manevi çabalar göstermiştir. Herkesin buraya yeterli desteği vermesini istiyoruz. Türkiye'de tarihi esere pek önem verilmiyor. Çok ilgi çekmiyor. İlgi çeken kimselerde var ama azınlıkta" diye konuştu.

BURANIN SAHİBİ HERKES

Füsun İşsever, kendisinin müze sahibesi olarak tanıtmak istemiyor. Çünkü bu eserlerin sahiplerinin sadece kendilerinin olmadığının, sahibinin herkes olduğunu söylüyor. "Eserleri toplamakta tabii ki zorluklarla karşılaşıyoruz" diyen İşsever, "Ancak bu sıkıntılara çok girmek istemiyorum. Bazen yanlış anlaşılabiliyorum" diye konuştu. İşsever, yurttan kaçırılan tarihi eserlerin yeni yeni toplanmaya başlandığını da belirtti.

TARİHİ ESERİN ANLAMI BİLİNMİYOR

Birçok insanın eserin atasından, dedesinden kaldığını zannettiğini, tarihi eserle, etnografik eser arasında farkı bilen az kişi olduğuna dikkat çeken İşsever, "Etnografik eser dediğiniz bilemediniz 300–350 yıla kadar olan eserlerdir. Tarihi eser dediğimiz 1000- 10000 yıl arasında farklı farklı dönemlere ait eserler. Etografik eser belki size atanızdan, dedenizde kalabilir. Ancak tarihi eser size atanızdan dedenizden çok zor kalabilir. 1000 yıllık eserin atanızdan dedenizde kalması mümkün değildir" diye konuştu.