nisantasi

Ok atma yarışmalarında atılan okun düştüğü yere hatıra olarak dikilen taşlara "nişan taşı" denilmektedir. Eski Türklerin bozkır koşullarına dayalı olarak kendilerine özgü yaşam biçimlerinde en önemli öğelerden biri olması sebebiyle, Türklerde ok ve yaya ayrı bir önem verilmiştir. Egemenliğin simgesi olarak kabul edilen ok ve yay Türkler için kutsal sayılmış, İslamiyet'in kabul edilmesinden sonra da bazı ayet ve hadislerde okçulukla ilgili sözlerin bulunması bu geleneğe ayrı bir değer kazandırmıştır.

Orta Doğu ülkeleri içerisinde sistematik spor faaliyetlerinin yapıldığı ilk devlet olma özelliğine sahip olan Osmanlı Devleti, okçuluğu spor olarak devam ettirerek günümüze de bu yönüyle ulaştırmıştır. Fatih Sultan Mehmed (1432- 1481), İstanbul'u kuşattığı sırada padişahlık çadırını bugün Okmeydanı olarak bilinen yere kurdurtmuş, savaştan sonra ise burayı okçulara vakfetmiştir. Daha sonra gelen Osmanlı padişahları da okçuluğa destek vermiş, Okçular Tekkesi kurularak bu spor dalıyla ilgili olarak bazı kurallar ve töreler oluşturulmuştur.

 

Okçuluk yarışmalarında "kemânkeş" adıyla anılan okçuların yeni bir menzil açması, bir menzilde rekor kırması ve taş diktirmesi belirli usul ve kaidelere bağlı olarak yapılmaktaydı. Bu kaidelere uymayan okçuların açtıkları menzil sayılmaz, diktirdikleri taş sökülür ve o kimse meydandan uzaklaştırılırdı. Okçunun yeni bir menzil açabilmesi için öncelikle meydan şeyhinin ve ihtiyarların izni gerekmekteydi. Her 900 gezi atanın menzil açacağı ve sonunda meydanın menzilden geçilemeyeceği düşünülerek buna kolaylıkla izin verilmezdi. Menzil açma iznini alan kişi öncelikle atış yapacağı noktaya bir "ayak taşı" diktirir, devamlı olarak çalışır, 900 gezden fazla atarsa bir ziyafet eşliğinde "ana taşı" diktirirdi.

Önceden dikilmiş bir nişan taşından daha ileriye atış yaparak rekor kırmaya "menzil atmak" veya "menzil almak" denilirdi. Gerekli izin alındıktan sonra okçular kimi zaman tek başına kimi zaman toplu halde ayak taşına geçip oradan atış yaparlardı. Atış yapılacak Meydan Günü, halka önceden bildirilir; seyirciler ve oyuncular ayak taşı çevresinde bağdaş kurarak yarışmayı izler, "havacılar" da okun düşeceği yere gözlemci olarak gönderilirdi. Yarış başlamadan önce duacı ortaya çıkar, gerekli dualar okunur, okçular sırasıyla kararlaştırılan sayıda ok atarlardı. Ok, en ilerideki nişan taşına yakın düşmüşse havacılar, ucuna taş bağlanmış olan tülbenti, menzil alınmışsa da sarıklarını çözerek havaya fırlatırlardı. Durum iyice belli olmadan ok yerinden çıkarılmaz, hep birlikte ok yerine gidilirdi. Bu esnada küçük bir tören yapılır; meydan şeyhi veya ihtiyarlardan biri salavat getirir, bir Fatiha, üç İhlas okunarak pirlerin ve geçmişlerin ruhuna hediye edilirdi. Sonra hep bir ağızdan tekbir getirerek sağ elleriyle oka dokunurlardı. Kemânkeşin üstadı Besmele ile oku yerinden çekerek "Mübârek ola!" diyerek, oku sahibine verirdi. Kazanan okçu tevâzu ile tebrikleri kabul eder, ok yeri işaretlenerek taş dikilinceye kadar öyle bekletilirdi. Kazanan okçu bir taraftan taşçıya "nişan taşı"nı yaptırır, diğer taraftan ziyafet hazırlıklarıyla uğraşırdı. Ziyafet, rekor sahibinin maddi imkanlarına göre düzenlenir, kimi zaman bir padişah, vezir yahut bir paşa, masrafı okçunun yerine üstlenirdi.

Nişan taşları, genellikle mermer bir sütun şeklinde yaptırılır, atış yönündeki kitâbeye okçunun adı, mesleği, atış mesafesi ve tarihi yazdırılırdı. Sultanlara, vezirlere ve hatırlı kişilere ait olan nişan taşları, devrinin üslubunu yansıtan bir abide görünümünü taşırdı. Kitâbelerdeki bilgilerin yanına usta bir şairin medhiyesi meşhur bir hattata yazdırılarak taşa işlenirdi.

Günümüzde birçoğu kayıp olan nişan taşlarının İstanbul'da en çok bulunduğu yer Okmeydanı semtidir. Bununla beraber Teşvikiye, Nişantaşı, Maslak, Kağıthane, Paşabahçe, Hasköy, Çubuklu, Küçük Çamlıca civarın, Aynalıkavak çevresi, Gülhane Meydanı, Haydarpaşa Garı'nın önü ve Ihlamur'dan Yıldız'a çıkan Yıldız Caddesi üzerinde günümüze kadar ulaşmış birçok nişan taşı bulunmaktadır.