Eda Durmuş

Haberleşme, her dönem her devlet için çok mühim bir konudur. Osmanlı için de bu böyleydi. Üç kıtaya yayılmış imparatorluğun her köşesinden zamanında haber alabilmek ancak iyi bir haberleşme sistemiyle gerçekleşebilirdi. Bunun için Osmanlı Devleti, kuruluşundan posta nezaretinin kuruluşuna kadar iki ayrı haberleşme usulü izlemiştir. Bu usullerden ilki, ulak hükmü vasıtasıyla gerçekleştirilen haberleşmedir. İkincisi ise Kanuni döneminde sadrazam olan Lütfi Paşa'nın kurmuş olduğu menzilhaneler vasıtasıyla gerçekleştirilen haberleşme usulüdür.
Menziller, Osmanlı devletinde resmi haberleşmeyi sağlayan posta teşkilatlarıdır. Ayrıca menzilhaneler, ordunun konaklama ve ihtiyaç karşılama noktalarıdır.
Yaklaşık bir günlük alınabilecek mesafeler arası menziller bulunurdu. Bir ordu veya kervan buralarda mola vererek dinlenirdi. Ayrıca yiyecek, giyecek ve beygir ihtiyaçlarını buralardan karşılarlardı.
Menzilin kuruluşu, işleyişi gibi hususlar bir nizam dahilinde yürütülmekle beraber, bu nizamın zaman içinde aksadığı ve devletin bu aksamayı gidermek için birtakım önlemler aldığı görülmektedir. Menzil nizamının tam olarak ne zaman bozulmaya başladığına dair net olarak bir tarih verilmemekle beraber bunun 18. yy da olduğu söylenebilir.
MENZİLHANE SİSTEMİNİN BOZULMA SEBEBLERİ
Ulakların sade devlet işi için değil, özel işler için de kullanılması. Mesela herhangi bir yere gidecek olan mal ve eşyaların ulaklar ile gönderilmesi ve bu iş için menzil beygirlerinin kullanılması
Ulak hükmünü vermede sade padişahın değil; vezir, beylerbeyi hatta subaşının bile yetkili olması sonucu ulak hükmünün çok fazla kişiye verilmesi
Ulakların keyfi hareket etmesi istedikleri kişilerin beygirlerine ve mallarına keyfi el koyması
Menzil masraflarının fazla gösterilmesi ve bunun fakir köylüden temin edilmeye çalışılması
Menzilcilerin ulaklardan kanunsuz bahşiş istemesi ve bunu vermeyen ulakların hizmetlerini yapmamaları
Menzilde beslenen hayvanların ihtiyaçlarının yüksek fiyatla satılması sonucu menzillerin büyük sıkıntılara düşmesi
Ulakların bir şekilde tarihi açık menzil hükmü elde etmeleri ve bunu defalarca kullanmaları
Devlet adamlarının da menzil yolunu kullanmaları
MENZİLHANE SİSTEMİNDE YAPILAN DÜZENLEMELER
Osmanlı Devletinin ilk dönemlerinde haberleşme, ulak adı verilen ve ellerindeki ulak hükmüyle ihtiyaç duydukları hayvanları geçtikleri yerlerden temin eden görevliler vasıtasıyla gerçekleşmiştir. Ulak hükmü, Osmanlı Devleti'nde menzilhaneler kurulmadan önce, haberleşmenin sağlanması için ülkenin dört bir yanına gönderilen ulaklara, uğradıkları yerlerde ihtiyaç duydukları binek hayvanları ile yiyecek ve konaklama ihtiyaçlarının karşılanması için verilen resmi belgelerin genel adıdır.[1] Elinde ulak hükmü olan görevliler, geçtikleri mahallerde kendilerinin ve hayvanlarının ihtiyaçlarını her kimden olursa olsun talep etmek, istediği atlara ücretsiz el koymak ve istedikleri yerlerde gecelemek hakkına sahiptiler. Önceleri ulak hükmü yalnız padişah tarafından verilirken, daha sonra vezirler, defterdarlar beylerbeyiler, sancakbeyleri, kadılar ve hatta subaşılar bile ulak hükmü vermeye başladı. Bu şekilde çok sayıda ulak hükmünün verilmesi, her an halkın atına el koymaya hazır çok sayıda ulağın ortaya çıkmasına sebep oldu. Ulaklara tanınan bu geniş yetkiler, çoğu zaman ulakların keyfi hareket etmelerine neden olmuştur. Bu tür keyfi hareketlerin önlenmesi için 1529-30 yılında yayınlanan bir kanunname ile ulak hükmünün hangi şartlarda ve kimler tarafından verilebileceği tespit edilmiştir. Ancak bu hükümle de, ulakların memleket içinde halka verdikleri zararların engellenememesi üzerine, yaklaşık 10 yıl sonra, Kanuni, bu meselenin halli için Lütfi Paşa'yı görevlendirmiştir. Bu vesile ile Lütfi Paşa halka büyük sıkıntı kaynağı olan "ulak hükmü" ile haberleşme usulüne son vermiştir. Ulak hükmünün kaldırılmasından sonra ise, Lütfi Paşa ana yollar üzerine belirli mesafelerde menzilhaneler tesis ederek, haberleşme işlerinin sistemli bir şekilde yürütülmesi sağlamıştır. Yeni kurulan bu sistemle ulakların ihtiyaçları olan beygirleri, devlet tarafından kendilerine verilen "in'am hükmü" adlı bir belgeyle, menzilhanelerden almaları ve ihtiyaçlarını buralardan gidermeleri sağlanmıştır. Lütfi Paşa'nın getirmiş olduğu yeni nizamla, yolcu götüren ulaklardan menzillerde kendilerine verilen beygirler karşılığı belirli bir ücret alınacak, fakat ellerinde in'am hükmü olan resmi işle görevli ulaklardan ise hiçbir ücret talep edilmeyecekti. Böylece Anadolu ve Rumeli yolları üzerinde menzilhaneler tesis olunarak ulakların buralardan beygir almaları ve dinlenmeleri usulü getirilmiştir. Bununla beraber tüm menzilhanelerde in' amat denilen defterler tutulmaya başlandı. Bu defterlerde, beygir verilen ulakların ünvanları, görevleri ve verilen beygir sayısı yer almaktadır.[2] Ancak bu sistemde de birtakım aksaklıklar doğurdu. Böylece yeni bir sisteme gidildi. Ulaklar aldıkları her beygir için 8 ila 10 akçe arası bir ücret ödeyeceklerdi.[3] Bu usulde bazı ulaklar tarafından suistimal edilince menzilhaneler kiraya verildi. Burada amaç, ulakların gidecekleri yerlere zamanında varması ve halkın güvenliğinin ve huzurunun sağlanmasıydı.[4]
Kira usulü sistemi, ilk önce Rumeli'de başlatılmış, daha sonra da Anadolu'da uygulamaya konulmuştur. Bu yeni düzenlemeye göre, menzilhanelere uygun kişilerden kiracıbaşılar tayin olunacaktır. Ayrıca ulaklara verilecek olan menzil beygirleri için saat başı belirli bir kira ücreti alınacaktır. Bu yeni düzenlemeyle ulaklar ellerindeki hükümlerde belirtilene göre, kiracıbaşı tarafından sağlanan beygirlerin ücretini, ya kiracıbaşına peşin olarak ödeyecekler, ya da bedeli sonradan miriden ödenmek şartıyla teslim alacaklardı. Buna göre ulakların ihtiyaçları için halktan bir şey talep edilmeyecek, ulaklara ihtiyaç duydukları yem ve yiyecek gibi ihtiyaç maddeleri kendi ceplerinden verecekleri uygun bir ücret karşılığında kiracıbaşılar tarafından tedarik edilecekti. Bunun yanı sıra daha önce menzilhanelerin bakım ve onarım masrafları bölge halkı tarafından karşılanmakta iken, kirahane sistemi ile birlikte bu tür giderlerin kiracıbaşılar tarafından yapılması öngörülmüştür. Kiracıbaşılar bu giderleri, elde edecekleri kira bedeli ile karşılayacak ve ayrıca halktan para talep etmeyeceklerdir.
Kirahane sisteminin uygulanmasındaki en büyük amaç, menzilhanelerdeki bozulmanın önüne geçmek, halkın zarar görmesine engel olmak ve ulakların bekletilmeden, zamanında işlerini görebilmelerini sağlamaktı. Yapılan bu yeni düzenlemeden başlangıçta olumlu sonuç alındıysa da kısa bir süre sonra kirahanelerin yönetiminde de suiistimaller görülmeye başlanmıştır. Bu suiistimallerin en yaygın olanı ise, kiracıbaşıların gelir ve giderlerin kaydedildiği defterlerin düzenlenmesi esnasında yaptıkları usulsüzlüklerdir. Kirahanelerin gelir-gider defterleri, bölgeden bölgeye büyük farklılıklar göstermiş, hatta aynı eyalet sınırları içinde bile gelir –gider farkı çok büyük olmuştur. Gelir-gider dengesi arasındaki farklılıkların sebebi bölgeler arası coğrafî şartlara bağlı olmaktan ziyade, kirahanelerin yönetiminden ve o bölgedeki yöneticilerin tutumlarından kaynaklanmıştır. Meselâ bazı kiracıbaşılar, gerçekte olmayan giderleri defterlerine kaydederken, bazı yöneticiler de kendi adamlarının kirahanelerden ücretsiz olarak yararlanmalarına göz yumuyorlardı. Bunun sonucunda da haberleşme masraflarında büyük artışlar meydana geliyordu. Bu gibi usulsüzlüklerle kiralama usulünden de istenilen fayda temin edilememiş ve menzillerin ilgası için emirler yazılmıştır.[5] Bunun sonucunda haberleşme işi posta idaresine bırakılmıştır.
[1] Pakalın, M.Zeki, Osmanlı Tarihi Deyimleri Sözlüğü
[2] Maliyeden Müdevver Defter,nr.19533, 21844, 21857
[3] Maliyeden Müdevver Defter, nr.3169 s:6
[4] Muhtelif ve Mütenevvia Defteri, nr.56, s.5
[5] BA, Cevdet Tasnifi, Dahiliye Kısmı, nr.589