Daha yakın tarihlere kadar en büyük bir neşe ve hararetle Ramazana hazırlananlar, çocuklardı.

Minarelere mahye ipleri gerilmiye başladığını görür görmez, bütün çocuklarda meseret ve memnuniyet ifade eden bir heyecan başlardı. Çünkü Abitlerin ve salihlerin ibadet hisleri kadar, bunların da bu mübarek aydan aldıkları bir nasip vardı. Evvela Ramazana iki üç gün kala kalınca bir telin ucuna bağladıkları bezleri petrol içine koyarlar; bu suretle meşalelerini hazırlarlar ve Ramazanın ilk akşamı o meşaleyi yakarak Ramazanı davulla ilan eden mahalle bekçisinin peşine takılırlar;

Hekkam başı, yağlı pilav.                                   

Ala Ala heyyy! ...

Diye bağırarak bütün mahalleyi dolaşırlardı. Sonra, akşam namazı ile yatsı namazı arasında salâtin camilere dolarak oralarda koşarlar; sıçrarlar; muhtelif oyunlar oynarlardı. Hem aile erkânı ve hem de cami hademeleri çocukların bu oyunlarına karşı müsamahada bulunurlardı.                          

Ramazanın ilk gününü tayin etmek, takvime tabi değildi. Saban ayı hitam bulduktan sonar semada (hilal) görünür görünmez, derhal Ramazan ilan edilirdi. Ancak, Şaban ayının başladığı günden itibaren otuz günü ikmal edilmesi şart ittihaz edilmişti. Bu yüzden birçok karışıklıklar husule gelirdi. Mesela yüksek yerlerdeki memleketlerde hilâl, dağlarla ihata edilmiş memleketlerden daha önce göründüğü için Ramazanın ilk günü ve gecesi de bazen tehalüf ederdi. Bazen de hava bulutlarla kapalı olur; hilâl görünmezdi. O zaman gecen ayin otuz güne iblağ edilmesi lazım gelirdi.

Bu işin peşinde koşan adamlar vardı. Bunlar, Şaban ayının son gününde yüksek yerlere çıkarlar; hilâli görmiye çalışırlar ve görür görmez memleketin kadısına koşarlar; hilâli gördüklerini yemin ile temin ederek bahşiş alırlardı. Lakin bu adamların doğru sözlü namaz kılıp oruç tutan, işret ve zina gibi dini memnuniyetlerle ülfet ve ünsiyeti olmayan ehli iffet güruhundan olmaları şarttı.

 Şaban ayının son gününe “yevmi şek”derlerdi. Bu, (şüphe günü) demekti. Ramazan muhbirleri o günü beklerler ve o gün gelir gelmez faaliyeti geçerlerdi. Halkın ekserisi bunları bildiği için şek gününde bunların vaziyetlerine intizar ederlerdi.               

Vaktiyle (Cerrahpaşa) camiinin bir imamı varmış. Bu zat şek gününün mütehassıslarındanmış. Bunun için hilâli bekler, görür görmez derhal Mesihaf Dairesine koşarak bahşişini alırmış.                          

O tarihte Ramazanı dört gözle bekliyenler, bu zati gözetlerlermiş. Onun kunduralarını koynuna sokarak koşa koşa gittiğini görünce:

Bizim imam, hilâli gördü diye derhal birbirlerine Ramazan tebrik ederlermiş.