Yazan: Ziya Şakir  

Mahyecilik kolay olmadığı gibi, hatta yazımızın başlığını teşkil eden şu suale cevap vermekte o kadar kolay değildir.

Evvela su ciheti arz edeyim ki mahyecilik, dünyanın en tehlikeli işidir. Bir mahyeci eğer bir kazaya kurban gitmezse, mutlaka ciğer hastalığından can verir.

Bir kış ramazanını tasavvur ediniz. İstanbul’da hiç eksik olmayan lodos rüzgârı şiddetle esiyor. Ve yüksek minarenin tepesinde bir kasırga tesiri husule getiriyor. Hatta orada ne varsa, birer kuru yaprak gibi havada kapıp savurmak istiyor. Böyle bir fırtınada, minarenin o daracık şerefesinde durmak; orada bulunan yüzlerce kandilin tahta kovanlarını rüzgârın müthiş hücumlarına karsı korumak ve o bas döndürücü uğultu içinde mahye kurmak; kolay bir is değildir.

Çocukluğumda (Arap Bilal) isminde mektep arkadaşlığı ettiğim fakir bir çocuk vardı. Bunun babası, Sultanahmet caminde mahye kurardı. Ve mahyeciler arasında da, oldukça name vardı. Aradan bir hayli seneler geçtikten sonra Arap Bilal a rast geldim.

- Ne işle meşgulsün?

Dedim. O, acı acı gülümsedi:

-Babam zatürreeden öldü. Onun yerine ben mahye kuruyorum.

Diye cevap verdi. Ben ötekilerden beri mahyenin nasıl kurulduğunu merak ederdim. Bu merakımı, tatmin için ona sorduğum sualleri ve aldığım cevapları not ettim. Şimdi onların hulasasını, meraklı okuyucularıma arz ediyorum:

Evvela, minarelerinin üst Şerifelerinde yekdiğerlerine kalın bir halat gerilir. Halatın bir ucuna, (boncuk) denilen şimşirden mamul halka geçirilir. Birer arşın fasıla ile ince bir ipe merbut olan bu boncukların altlarında uçak birer kanca vardır. Boncukların miktarı, iki minare arasındaki mesafeye göre 30 – 40 – 50 metre uzatılır ve yahut kısaltılır.

İki minare arasında bir ip daha gerilir. Buna da (yedek) denilir. Bu ip iki kattır. Bir ucu karşıki minarenin şerefesine bağlanmış olan makaradan geçtikten sonra, tekrar öteki ucun bulunduğu şerefeye bağlanmıştır. Yani ipin her iki ucu, aynı şerefede bağlıdır.

Bu ipin vazifesi, üzerine bağlanan kandilleri ileri sürmek ve geri çekmektedir. İste bu boncuklar ipe geçirilir. Boncuklara bağlanmış olan kandiller de bu vasıta ile boşluğa salıverilir. İcabına göre, yine o ip vasıtasıyla ileri ve geri çekilir.Mahye ipleri ve halkaları bu suretle hazırlandıktan sonra, mahyenin tertibine geçilir. Mahyecilik için, biraz resim ve yazıda bilmek lazım gelir. Evvela üzerinde dört köşe çizgiler bulunan bir kâğıtta, kurulacak mahyenin planları tertip edilir. Mesela eski yazılarla (Ata) kelimesi yazılacaksa, bu kelimenin ilk harfi olan elif için mahyenin büyüklüğü veyahut beş metre uzunluğunda bir ipe sıra ile kandiller dizilmek icap ettiğinden, bunların yerleri o dört köşe çizgiler bulunan kâğıtta noktalarla tespit edilir. Bu suretle, eski yazıların (elif) harfi belirir.İkinci ipte (T) harfinin ucu vardır. Bunun için de ikinci ipe iki kandil koymak lazımdır. Üçüncü ve dördüncü iplere, birer kandil koymak kâfidir. Beşinci ip, yine (elif) dir. Buna da birinci elifde ne kadar kandil varsa o kadar kandil konulduğu takdirde eski yazı ile (Ata) kelimesi meydana çıkıverir. Eski yazı sağdan sola yazılmadığı için yazı inkılâbından evvel ki mahyelerde evvela kelimenin sol harfleri belirirdi. Birçok meraklılar, mahye kurulurken minarelerin görüldükleri yere toplanarak, yazılan kelimenin tekemmül etmesini beklerlerdi.Mahye kurulacak kandiller birer tahta kutu içine konulur. Yarısı bu tahta kutu içinde kalan kandillerin, ancak kutu içinde kalan kısmından istifade olunur. Fakat bu kandiller, hem içinde bulunan yağlar ve sular; hem de kendilerini muhafaza eden kutular dolayısıyla bir hayli ağırlaştığı için, bunları, sevk ve idare etmek pek zordur.Fırtınalı havalarda mahye kandilleri fena halde sallanırlar. Birer kutu muhafaza içinde bulunmakla beraber birbirlerine çarpar ve kırılırlar böyle sert rüzgârlı gecelerde mahyeciler çok büyük tehlikeler geçirirler. Hatta bazıları ipleri çekmek için bütün kuvvetlerini sarf ederken, minareden düşüp ölürler.        

Onun için böyle havalarda mahyeciler haklı olarak çok korkarlar. Adeta, mahye kurmamak için bahaneler ararlar.Şimdikileri bilmiyorum; lakin eski mahyecilerin oldukça zengin bir mahye defterleri vardı. Bunda, ramazanın otuz gecesinde kurulacak olan mahyeler (merhaba) kelimesinden, ramazan ayının binip de gittiğini temsil eden kayığa kadar, bütün planlarıyla sıralanmıştı. Bu defterler, daima babadan oğla miras kalırdı. Hatta maddi ihtiyaca maruz kalan mahyeciler bunları gözden çıkarmak mecburiyetinde kalırlarsa oldukça, büyük paralar mukabilinde, yine meslektaşlarına satarlardı. Bazı mahir mahyeciler, renkli kandillerle de mahye kurarlardı. Ramazan ayının on beşinden sonra şekiller yapmaya başladıkları zaman, mesela bir gül resmi yaparlar; bunun çiçek kısmını kırmızıya, yapraklarını da yeşile boyarlardı.Kandillere renk vermek zor bir iş değildi. Bunun yegâne ….. kandillerin içindeki zeytinyağının altında bulunan şu kısmına lazım olan renkte boyalar karıştırmaktan ibaretti.Vakıa bunlar çok basit gibi görünen şeylerdi. Lakin hepsi de ayrı ayrı buluşurlar olup cidden birer zekâ eseridir.Şehrimizde elektrik taammüm ettikten ve camilere kadar girdikten sonra, camilerden bazılarına, mahye yerine sabit birer kelime asılmıştır. Lakin sabit mahyeler, halkta hiç bir alaka uyandırmamıştır. Her gece minarelerde ayrı ayrı kelime cümle veyahut şekillerden mürekkep mahyeler görmeye alışmış olan halk, senelerce ve senelerce gördükleri şeyleri aramıştı. Bu sebepten dolayı, halkı tatmin etmeyen o sabit mahyelerde kaldırılmıştır. Onların yerini, yine kandillerle kurulan ve akşam değişen mahyeler almıştır.                                                                               Maamafih elektrik taammüm ettikten sonra, mahyecilik de oldukça mühim bir inkılâp geçirmiştir. Birçok külfetli ve hatta masraflı olan kandillerin yerini, artik elektrik ampulleri işgal etmiştir. Fakat mahyenin kurulma şeklinde, hiçbir şey değişmemiştir.