Yazan: Ziya Şakir           

 Ramazan geceleri, İstanbul camilerinin minareleri arasında kandillerle yazılan yazılara halk arasında (mahye) denilir.

(Mahye) nin aslı, (mahya) dır. Ve bu kelime hakkında Kamus-u Türkî’de şöyle bir tarif vardır:

(1-Aylık şehriye, maaş…

2-Minareler arasında iple kandiller asılarak teşkil edilen bir yazı veyahut şekil. )

Bir rivayete göre (mahye), semadaki (Ay) a yakın olduğu için böyle tesmiye edilmiştir. Lakin mahyenin, ramazan ayına mahsus olduğu için, o şekilde adlandırılmış olduğunu iddia edenler de eksik değildir.

Birçok tarihi tetkiklerden sonra mahyenin, Fatih camii müezzinlerinden (Hafız Kefevî) tarafından icat edilmiş olduğuna hükmedilmiştir. Bu zatın, o devrin en meşhur hafızlarından olduğu nazarı dikkate alınırsa, bu hükme kanaat getirmek lazım gelir. Yine Tarihi rivayetlere nazaran Hafız Kefevî (gayet musanna bir çevre işlemiş: ve bu çevreyi iki minare arasına kandil ile nakşetmiş) imiş. Aradan bir müddet geçtikten sonra Süleymaniye Camii kandilcilerinden Abdullatif Efendi isminde bir zat, Hafız Kefevînin buluşunu ıslah etmiş; kandillerle havaya resmedilen yazı ve şekil usullerini tekemmül ettirmiş ve bundan dolayı kendisine mahyeci başı unvanı verilmişİstanbul’da ilk mahye, birinci Sultan Ahmet devrinde ve 1026 senesinde, Sultanahmet camiinin şimale nazır iki minaresine kurulmuştur. O zamana kadar İstanbul’da görülmemiş olan bu icat halk tarafından büyük bir hayret ve takdirle temaşa olunmuştur.                                                          

Bu derece beğenilen mahye, ertesi sene Süleymaniye ve Eminönü’ndeki yeni cami minarelerinde de tatbik edilmiş; iyi netice verdiği için; 1133 senesinde Üsküdar’daki (eski Vaide camii) nde de mahye kurulması için hükümet tarafından ruhsat verilmiştir.                                                       

Mahyenin bütün iki minareli camiler arasında kurulması, Üçüncü Sultan Ahmet devrine ve 1134 tarihine müsadiftir. Süs ziynet ve bedif sanat meraklısı olan Padişahın vezir-i azami ve sevgili damadı Nevşehirli İbrahim Paşa, gecenin zulmetleri arasında semaya irtisam etmiş olan o pırıl pırıl yazı ve şekillerin sanat ve zarafetini takdir etmiş; İstanbul’daki bütün iki minareli camilerde mahye kurulması için emir vermişti.(Raşid tarihi) nde de, mahyenin umumileştirilmesi hakkında uzunca bir malumata tesadüf edilir. Bir hayli tafsilatı ihtiva eden bu malumatın hulasası şundan ibarettir:                              Üçüncü Sultan Ahmedin valdesi için Üsküdar’da, Balaban iskelesi civarında, o civarda yeni yapılmış olan Valde camii o mevkie büyük, bir şeref ve revnak vermiş; Üsküdar halkı, bunu bir kat daha arttırmak için, İstanbul’da Sultan Ahmet, Süleymaniye ve Bahçekapı’daki Valde camii yani Eminönü’ndeki yeni cami gibi Üsküdar’daki Valde camiinde de mahye kurulması için Anadolu Kazaskeri Yahya Efendi zade Feyzullah efendiye müracaat etmiş; istidalar verilmiş ve bu müracaatların Sadrazam İbrahim Paşaya aksetmesi üzerine o da meseleyi derhal üçüncü Selime arz etmiş; Üsküdar halkının bu müracaatı derhal kabul edilerek halkın arzusu yerine getirilmiş..Üsküdar’da Valde camiinde kurulan ilk mahye 1123 senesi Ramazan ayının on sekizinci gecesine müsadiftir. İlk gece yazılan yazı (ya razzâk) ismi celili idi. İkinci gece (Elhamdülillah) yazılmakla Cenabı hakka karşı hamd ve şükür hisleri semalara kadar yükseltildi. Ve bu da Üsküdar halkına büyük bir neşe ve sürur verdi.                                                    

İşte bu tarihten itibaren İstanbul un Ayasofya Sultanahmet, Yeni cami, Nuruosmaniye, Beyazıt, Sultan Selim, Fatih Şehzade, Laleli, Aksaray da valde, Hırkai şerif, Eyüp Sultan, Kumbarahane, Kasımpaşa, Nuratiyye, Dolmabahçe, Ortaköy, Beylerbeyi, Üsküdar’da Mihrimah Sultan, keza Üsküdar’da Yeni Cami ve yine Üsküdar’da eski Valde ve Selimiye camilerinde ramazan geceleri mahye kurulmak, usul ittihaz edildi.

Eyüp Sultan camiinin minareleri çok alçak yapılmış olduğu için, mahye kurmağa kâfi değildi. Bunlar bir miktar daha yükseltilerek, mahye kurulmasına müsaade edildi.

Mahye kurmak âdeti, münhasıran Ramazan-ı şerif ayına mahsustu. Yalnız bir defa bu inhisar vaziyeti değişti.

İstiklal harbinden sonra kazanılan büyük zaferden sonra, düşmanın sevgili topraklarımızdan dışarı atılması üzerine de İstanbul’da, Edirne’de, Bursa’da yapılan şenlikler arasında, buradaki camilerde mahyeler kurulmasına müsaade edildi.

Mahyelerin kurulmasında da bir usul vardı. Mahyeciler ramazanın ilk gecesi ya (hoş geldin) veyahut (Merhaba) kelimelerinden mürekkep kısa cümlelerle mahye kurarlardı. Bu mübarek ayin on beşinci gününe kadar kurulan mahyeler, daima kısa kelimelerden mürekkep cümlelerden teşekkül ederdi. Ramazanın on beşinden sonra mahyeler, basit şekillerde resimler gösterirlerdi. Her ramazan ayının son gecesi, bir kayak resmetmek adetti. Bu da (artik ramazan gidiyor) manasını ifade ederdi.