Kitap_20130112160108_16838_8_1

İsmail Hakkı AVCI

İlk baskısı Yeni Asya Yayınları tarafından neşredilen, Araştırmacı – yazar Necmeddin Şahiner'in, 'Nurs Yolu' isimli araştırma mahsulü eserinin sayfalarında gezinmeye ne dersiniz?

Yollar; sonu gelmez gibi görünen, üzerinden aşarak dağları bile dize getiren yollar. Hasretlileri birbirine kavuşturan, yolcuyu maksuduna ulaştıran ve tehlikeli olanlarına rağmen Hakk ve hakikâte götüren, insanın önünde muntazır yollar.

 

"Nurs Yolu", hakikât yolunun son silsilesidir. Bu yol, yalnız O Bedi'nin tulu' ettiği Şark köyünün yolu değildir. Okuyucusunu, Nûr'un konakladığı beldelerde dolaştıran ve Nûr'a ulaştıran yoldur.

Bu yolda Nûr'u tanıyan aynı zamanda Nurs'u da tanımıştır. 'Bu nurlu hakikatler hangi vasıta ile ve nasıl bize ulaşmıştır?' diye suâl edildiğinde cevap olarak karşılarında Nurs'u ve Nurslu'yu bulmuşlardır.

Zindanlarda ve hapishanelerde Nurslu'ya arkadaş olan, yalçın kayaların eteklerindeki Nurs köyünü de gıyâben tanımıştır. Bilmedikleri pek çok şehir olmasına rağmen; yol vermez, âdeta çıkmaz bir sokak durumunda olan bu küçük, fakat mânevi sahası büyük köyü öğrenmişlerdir.

Böylece Nûra çevrilen yüzler, gönüller; Nurs'a gitmek istemişlerdir. Fakat oraya hemen varılmaz; daha önce gezilip dolaşılacak çok yerler vardır: Anadolu baştanbaşa, Selânik'ten Kafkasya'ya, Rusya'dan Almanya'ya, Orta Doğu'ya, hatta Kuzey Afrika sahillerine.

Nurslu'nun dolaştığı bu yerlerdeki menziller ziyâret edilir, O Bedi' ile aynı hâller hissedilir, sanki yaşanır. Sonra ulaşılır bu nurlu karyeye ve bu beldenin bahtiyar, mutlu insanlarına.

"Nurs Yolu"nda ilerlerken; tarihin kaydettiği dört Bediüzzaman'dan sonuncusu tanınır, O'nun doğduğu yer olan Nurs, dağlarıyla, bahçeleriyle gezilir. Dicle ve Zernabad Suyu'nda abdest alınır, Horhor medreselerinde secdeye varılır. Van Kal'asına çıkılır, Erek dağının haşmeti seyredilir.

Isparta'ya varılır bir gün, bir bahar günü. Bu mübârek beldenin, Nûrların yazıldığı medreseleri gezilir, Nûr ve Gül fabrikaları ziyâretle sohbetlerine iştirak edilir. Sava, Kuleönü, İslâmköy, Atabey, Eğirdir, Kuzca, Bedre, İlama (Ulema), Barla, Çamdağı derken 'Çamağacı'na çıkılır. 'Katran ağacı'nın kuru dalları arasından aşağıları temaşa edilir. (Bu çam ve katran ağaçları şimdi maddî olarak yoklar.) Bir başkadır buradan dünyaya bakış. Sağ yanda göğün aksini veren göl, karşıda göğe uzanıyormuş intibaı veren yol, yamalı bohça gibi görülen tarla ve bahçeler. Çepeçevre çam ve katran ağaçlarıyla donatılmış ve çeşitli çiçeklerle bezenmiş dağlar; Gelincik dağı ve sair tepeler. O Bedi'nin nurlu hakikatleri ders verdiği bu kürsülerinden sesi işitilmek istenir. Bazıları bunu işittiğini söyler.

Barla'ya avdette, Yokuşbaşı'ndaki altında çeşme olan medresesinin önündeki heybetli çınar'a güçlükle çıkılır. O Bedi' oraya çok rahat çıkarmış, hem elinde çay bardağı olduğu halde. Ulu çınarın koruyucu, müşfik, yazın serinletici dalları arasına çatılmış mütevazı köşkünden Barla denizi dediği; -'mavinin çeşitli tonlarıyla arz-ı endam eden'- Eğirdir gölüne bakılır. Sahilleri, Üstad'ın fırtınalı bir günde kayıkla Barla'ya geldiği günü hatırlatır. 'Barla Misafiri'nin yardımına, 'Barlanın Sıddıkları' koşar. Cefâkar ve fedâkâr bu saf ve temiz insanlar, O'nun mânevi himmetine, iltifatına mazhar olurlar.

"Nurs Yolu", Isparta'nın, Barla'nın gül, yemiş ve meyve bahçelerine, üzüm bağlarına götürür okuyanı. Orada yorgunluklar giderilir, gül koklanır, meyvelerinden tadılır. Sav köyünün çeşme ve pınarlarından kana kana sular içilir, mahkemelik kitâbeleri okunur:

"Din hayatın hayatı; hem nûru, hem esâsı

İhyâ-yı dîn ile olur, şu milletin ihyâsı."

Bu araştırma mahsûlü eser; Nursî'nin nurdaki hakikâtleri ve görüştüğü kimseleri tanıttırmakta, dolaştığı yerleri gezdirmektedir. Yapılan tesbitlerden bazılarını şöyle ifâdeye çalışalım:

Önce Anadolu'nun, 'Anadolu' oluşunun efsanesini okuyoruz.

Sarıyer, Fıstıklıbağlar'da Bedi'nin menzillerinden Boğaz'a nazır ahşap bir ev ve cumbalı odası.

Afyon hapishanesinde O'nun dersiyle hidâyete eren Kasap Tahir ve kendisine tesbih olan prangaları.

Mahallinde reis ve hâkim iken, şanlı Bedi'nin nûruna pervane olanlar.

Gül suyuyla abdest alan Isparta'nın Erenleri ve her biri bir îman kal'ası olan Nûr Kahramanları. Onları 'ermiş' yapan ve insanlığın kemâline çıkaran, öz yurdunda maruz kaldıkları zulümleri, çektirilen işkenceleri müşahede ediyoruz.

Isparta'nın Erenleri aynı zamanda maznunları idi. Yapılan her türlü hakaret ve zulümlere, vazifeliler bile acıyor, onların sabırlı tahammüllerine hayret, bunları revâ görenlere gizli gizli hiddet ediyorlardı. Bu mazlumlar ise, takılmak istenen kelepçelere ellerini itirazsız uzatıyorlardı. Çünkü dâhilde düşmanlık yapılmayacağını ders almışlar ve 'Bizler muhabbet fedâileriyiz, husûmete vaktimiz yoktur' diyorlardı.

'Kur'ân-ı Kerîm Arabistan'da nâzil oldu, Mısır'da okunda ve İstanbul'da yazıldı.' şeklindeki veciz ifâdenin hakikatini, usûlüne uygun yeniden yazılan 'tevâfuklu Kur'ân' ile isbat eden hattat ve hattatlar.

Gâyet mütevazı, fakat o nisbette imanın şâhikasında, Kafkas kartallarını andıran büyük insan M. Zübeyr Gündüzalp'ın fedâkarane ve sadıkane kahramanlığı.

Nurslu Zübeyr'in çığ'ın tepesinde noktalanan hazîn, fakat saâdetli vefâtı.

Hâlâ kendini yaşıyor zanneden, Bedi'nin yeğeni Übeyd'in şehâdeti.

Geçen asrın Müceddidine ait cübbenin, asrımızın sahibine intikalinin hikâyesi.

Zulmün her nevinin görüldüğü müstebit ve karanlık devirde bile rastlanabilen 'âdil hâkimler'.

1960 senesi baharında günlerce yağan çamur ve Urfa'da o Şanlı Bedi'nin Anadolu'yu hüzne garkeden vefâtı.

Nurların dünyaya yayılması ve çeşitli memleketlerden gelen haberler, hep bu eserin sayfa ve satırlarında okunmakta, ibret nazarlarımıza sunulmaktadır.

'Nurs Yolu', bunların ve benzeri yaşananların ifâdesidir. Anlatılan hakikatler, bu yolun yolcusunu Nurs'un Cennet misâl bahçelerine ve Nurslulara götürür. Onun için bu çalışmaya isim olarak "Nurs Yolu " uygun düşmüştür. Çünkü Nurs Yolu, Nur yoludur ve nurunun ışıklandırdığı yoldan aydınlık istikbâl görünmektedir.

Zamanın Bedi'sinden südûr eden iman hakikatlerinden müştaklar kana kana içmişler, hidâyete ermişlerdir. Pek çok insan, yerli malı ' Nursî hareketi'ne dâhil olmuş, imandaki mânevî lezzete nailiyetle huzura kavuşmuşlardır. İnsanın ve cemiyetin kalıcı huzuru da Nurlardaki bu hakikatlerdedir zaten.

Bu sâikle bu yola girenler Nurs'a varmayı, Nursluları görmeyi ve onları yakından tanımayı murad etmişlerdir. Sayfalar çevrildikçe, satırlar okundukça, okuyucular da aynı hâlleri yaşamakta ve hissetmektedirler.

Bu eseri meydana getiren ve Nurs yolunun karlı dağlarını meşakkatle aşan, her yerde Nursî'yı ve hatıralarını aramış, hep O'ndan haber sormuştur. Bu yolda çekilen cefâ ve sıkıntıların sonunda lezzetli, en unutulmaz ve ebedileşen sevinç levhaları olduğunu ifâde etmektedir. Bununla beraber bu yolun 'sevdalısı', bu tahkik ve araştırmalara devam etmekte olup yeni yeni şeref levhaları ilâve edegelmektedir.

'Nurs Yolu'nda ilerlerken bilmediğimiz, görmediğimiz yerleri; işitmediğimiz ve tanımadığımız, bizce meçhul mümtaz şahsiyetleri de tanımış, o Nursî Üstad'ın hasret ve muhabbetiyle ebediyete intikallerini de ibretle okumuşuzdur.

Netice olarak 'Nurs Yolu', okuyanı bahsi geçen yerler dolaşıldıktan, yalçın ve karlı dağlar aşıldıktan sonra, o Güneş'in doğduğu yere ve mâneviyat iklimine götürmektedir, vesselâm.