sabahat_emir-sevginin_ad_kadriye

Mehmet Nuri Yardım

Sabahat Emir, edebiyatımızın iyi bir hikâyecisi. Daha önce basılan kitapları yeniden yayınlanmasa da, medyamızda hikâyeleri üzerinde durulmasa da onun mükemmel hikâyelere imza attığını biliyoruz. O zaten, Ceviz Oynamaya Geldim Odana, Öküz Kafalı Şaban Bey Destanı, Geceyle Gelen, Zamane kitapları ile Türk edebiyatında kendine özgü bir yer ayırdı. Ama bana göre Sabahat Emir'in son yıllarda kaleme aldığı hikâyeler de çok önemlidir ve bu hikâyeler ne yazık ki henüz okuyucusu ile buluşamadı. Dileğim bu kitabın da bir an önce günışığına çıkmasıdır.

Sabahat Emir'in Karakutu Yayınları'ndan bir kitabı yayımlandı: Sevginin Adı Kadriye. Adından da anlaşılacağı gibi yazar, bu kitabında yıllar önce önce kaybettiği ablası Kadriye Emir'i anlatıyor. Kitabı bir solukta okudum. Anlatılanların bir kısmını bizzat yazarından dinlemiştim. Bir kardeşe duyulan sevgi bu denli güçlü, bu kadar samimi ve bu oranda içten anlatılabilir. Evet hakikaten Sabahat Emir Sevginin Adı Kadriye'de bir kardeşlik manifestosu sunuyor bize, unuttuklarımızı yeniden hatırlatıyor. Baştan sona yaşanmış iki hayat, ama artık neredeyse özdeşmiş, eskilerin tabiriyle aynileşmiş bir hayat ile karşı karşıyayız. Kitabı ablasına ithaf eden yazar, onun doğum günü olan 27 Ekim'in de "Dünya Sevgi ve Kardeşlik Günü" ilan edilmesini istiyor. Emir: "Bu çağrı dikkate alınır veya alınmaz, ben bunu ilan etmekle yetiniyorum. Her fırsatta birbirlerine zulmeden, bilinçleri düşük, yalnızca çıkar gözeten insanların çok önemli ve hayati bir olgu olan 'kardeşlik' üzerinde düşünmeleri, Hz. İsa'nın 'Kardeşini sev, onu ruhun gibi gözet' öğüdünü hayata geçirmek ihtiyacını duyacakları bir günün geleceğine inanıyorum." diyor.

Sabahat Emir sorumluluk hissi duyan bir aydın olarak, cesaretle çağımızı sorguluyor. Sevgiden soyutlanan insanlığı masaya yatırıyor. Yüreği sevgi, şefkat ve merhamet dolu bir aydının vicdan sızısıdır kitap. Kapağı Kadriye Emir'in bir fotoğrafı ile şu söz süslüyor: "Canımın ve Eylül'ün yarısı..."

Yazar önsözde, "Bir yazar olarak ne ürettiysem onun desteğiyledir. Yarı emek onundur. Onun için beni ananlar onunla birlikte ansınlar." diyor Çocukluk yıllarından başlanarak bir aile fotoğrafı ortaya konuluyor. Biz bir bakıma Kadriye-Sabahat kardeşlerin gölgesinde Emir Ailesi'nin hayatını ve aile fertlerini de yakından tanıyoruz. Çocukluk, gençlik ve olgunluk yılları... Eski İstanbul'un eski güzel semti Lâleli... Yaşanan mutluluklar, acılar, tedirginlikler, azim, çalışma ve bütünüyle bir hayatta bütünleşmiş iki can'ın hafızalara kazınan efsanesi... Ablası Kadriye Emir'i kitabın birinci bölümünde anlatan yazar, ikinci bölümde birer günlük biçiminde kaleme aldığı mektuplara yer veriyor. Kaybettiği kardeşine bazen "canım", bazen "ablam", bazen "annem", bazen "bebeğim" diyor. Hüzünlü bir duygu seli sarıyor içinizi... İki insanın aynı anne ve babadan olsalar bile bu kadar birbirini sevişleri, kenetlenişleri çok anlamlı ve ulvî geliyor insana. Sevginin, vefatının giderek azaldığı günümüzde yadırgatacak ölçüde bir yakınlık bu. Ama hoyrat dünyanın, kirli ilişkilerin ve yapay arkadaşlıkların boy attığı yeryüzünde bu gerçek anlamdaki 'kardeşlik' daha da özel bir mânâ kazanıyor kanaatimce.

Sabahat Emir, Sevginin Adı Kadriye'de aslında bir zihin yolculuğuna çıkıyor. Ölümü araştırıyor, ölümün hakikatini anlamaya ve anlatmaya gayret gösteriyor. Bunun için hem doğu hem de batı kaynaklarını tarıyor. Ayet-i kerimeler, hadis-i şerifler, kelâm-ı kibarlar, filozofların özdeyişleri, edebiyatçıların aforizmaları ve diğer yol gösterici hüküm ve sözler... Tagore'a İbrahim Hakkı eşlik ediyor. Şark'ın hikâyelerine, Garb'ın efsaneleri yoldaş oluyor. Bir tefekkür deryasında yüzüyor yazar. Bizi de ilgi çekici bir yolculuğa çıkarıyor. Mesnevi, Fihi Mafih eserleri ile Mevlânâ, Yûnus Emre ve diğer bilgelerden yapılan seçmeler bizi sarıveriyor... Ve okuyucuyu da insanoğlunun ezelî ve ebedî meselelerinden biri olan 'ölüm' hakkında zihin jimnastiği yaptırıyor. Ziya Osman'ın ölümü sevdiren şiirlerini okuduktan sonra Yahya Kemal'in ölümsüz mısralarına dalıyoruz. Eskilerin ne güzel tabirleri vardır: "Kahır içinde lütuf" bunlardan biridir. Kadriye Hanımın vefatı, Sabahat Emir'in zaten aydınlık olan dünyasını daha da nurlandırmış. Ve bana göre Sabahat Emir âdeta yeniden doğdu. Aslında büyük bir imtihan geçirdi yazar. İnsanlar ölüm gerçeği karşısında "isyan" veya "teslimiyet" duygularına kapılıyorlar çoğu zaman. Önce ölümü kabullenemeyiş, ama ölüm üzerine düşünüş ve neticede tevekkül ve teslimiyetle Yaradana sığınış...

Kitabın bir önemli özelliği insan Kadriye Emir'in bir de sanatçı yönünün ortaya çıkmasıdır. Diş hekimi olan Kadriye Emir'in yazdığı ve "Vurkaç hikâyeleri" olarak tanımlanan bu hikâyelerin toplu olarak bir kitap halinde yayımlanması edebiyatımıza bir kazanç olacaktır. "Benim efsanemin teması sevgidir. Şifre adı Kadriye" diyen yazar, ölüm ve sevgi üzerine uzun uzadıya kafa yoruyor. Ardından müşterek olarak hazırlanan edebî eserleri yayımlatacağı sözünü de veriyor.

"Canımın yarısı", "Kadriye'ye Mektuplar" ve albüm ile kitap insana dair temel meselelerin ele alındığı ve yorumlandığı kıymetli bir çalışma. Sanırım, Sabahat Emir'in sadece özel hayatında değil, edebiyat dünyasında da artık "Kadriye Emir Öncesi" ve "Kadriye Emir Sonrası" dönemleri olacaktır. Ve ben inanıyorum ki, yazar bu ikinci dönem ile çok daha seçkin, parlak, derinlikli, incelikli ve kalıcı eserlere imza atacaktır. Çünkü çoğalan bir yazar var karşımızda... Bekleyelim göreceğiz.

Söylemeye gerek var mı? Nefis bir edebî eserden tat almak isteyenler, ölüm hakikatini daha iyi anlamak isteyenler Sevginin Adı Kadriye'yi okuyacaklardır.

(Karakutu Yayınları, Cağaloğlu Yokuşu, No. 6-8, Kavrar İş Hanı, Kat.4 Eminönü-İstanbul Tel. 0 212 5198374 Faks: 0 212 5198377)