1_BULDAN_VE_YRESNDEK_KTABELER

Kitâbe, binaların iç ve dış duvarlarında mermer, taş, ahşap, çini, maden gibi maddeler üzerine oymak veya kabartmak suretiyle işlenmiş yazıya verilen isimdir.

Binanın yanı sıra çeşme, köprü, nişan taşı veya menzil taşı, mezar taşı gibi eserler de akla gelmelidir. 

Genellikle dinî, sivil ve askerî binaların belli yerlerine özenle işlenen kitabeler,

içerdiği bilgilerle çok önemli bir mimarî eleman olmanın yanı sıra dekoratif de bir

unsurdur.

Yapıların çoğunlukla giriş kapıları üzerinde yer alan ve eserin kimin tarafından

ve ne zaman yapıldıgını bildiren kitabelere târih kitâbesi; eserin tamir edildiğini anlatan kitabelere tamir kitâbesi adı verilmistir. Selçuklu ve Osmanlı döneminden kalan eserlerin bazılarında kitabeler kemerler üzerinde, bazıları ise iç kapıların üzerinde yer almıstır. Çok az olmakla beraber dış duvarlarda da levhalar görülmektedir. Bunlara da kitâbe levhası adı verilmektedir.

Biz bu gün kitabenin yanında yazıt kelimesini de kullanıyoruz. Yazıt için Türk Dil Kurumu'nun Türkçe Sözlügü'nde su karsılıklar vardır:

1) Bir kimse veya olayın anısını yaşatmak için bir şey üzerine kazılan yazı, kitabe: Orhon Yazıtları

2) mim.

Çevresi kabartma silmeli, içinde yazı olan taş.

Medeniyet tarihi, sanat tarihi, dil ve tarih alanlarında yapılan arastırmalarda

önemli bir kaynak olan kitabeleri inceleyen bilim dalına Osmanlı ilm-i kitabet adını

vermiştir. Günümüzde yazıt bilimi olarak karşılanan terimin Batı dillerindeki karşılığı

ise epigrafidir.

Batıda başlayan kitabe okuma ve inceleme çalısmaları önce Mısır'a, daha sonraları da bize geçmistir. Gabriel Colin, Max van Berchem, Franz Teaschner, Paul Wittek gibi Avrupalı âlimler ilk çalısmaları yapmıslardır. Bu konuda çalısan Türk ilim

adamları arasında Halil Ethem, Rıdvan Nafiz, İsmail Hakkı Uzunçarsılı, Abdürrahim

Serif Beygu, İ. Hakkı Konyalı, Sevket Beysanoglu sayılabilir. Remzi Duran, Affan

Egemen, Mahmut Karatas, Kasım İnce gibi günümüz araştırıcılarını da bunlara eklemek

gerekir. Bu gün üniversitelerimizde yer alan Sanat Tarihi Bölümlerinin bu işi layık-ı

vechile yaptıklarına inanıyorum.

Kitabelerde metinler genellikle girift olup bazen de istif kuralları dışına çıkılarak

bazı harf ve kelimelerin yeri degişebilmektedir. Bu sebeple kitabe okuyacak kisinin eski yazı bilmekten baska, bir takım ek bilgileri de haiz olması lazımdır. Hat bilgisi,ebced hesabı, siir, vezin bunların baslıcalarıdır. Ayet, hadis ve kelam-ı kibar bilmek ise bu isin mütemmim cüzüdür.

Tarihsel yapılarda, kitabeler yazıldıkları yere göre ayrı önem ve anlam tasır.

Mesela camiye girdiginizde duvar boyunca bir şeyler yazılıysa, bu büyük bir ihtimalle

bir sure veya uzun bir sureden alınmış ayetlerdir (bu gelenek bu gün de devam

etmektedir). Buna kuşak yazısı denmektedir. Mihrapta "fevellü vecheke satrülmescidil-

haram / Artık yüzünü Mescid-i Haram tarafına çevir (Bakara 2/144)" veya "kullema dahale Zekeriya aleyhel-mihrab / Zekeriya onun yanına (Hz. Meryem) her girisinde mihrabın yanında bir rızık bulurdu (Ali İmran 3/37)" ayetleri bulunmaktadır.

Çesmelerde "Evelem yerelleziyne keferu eenne's-semavati ve'l-ard kâneteretkan

fefeteknahüma ve cealna minel-mai külle seyin hayy efela yuminun / Biz her canlı şeyi

sudan yarattık ( Enbiya 21-30) kütüphanelerde ise " Fîhâ kütübün kıymetün/ Orada esaslı kitaplar vardır (El-Beyyine 98-3) ayetleri ya iktibas halinde ya da bütünüyle yer almaktadır. Bunların mutlaka çok önemli mesajları vardır.

Mezar taslarında ise genellikle "Hüvel Baki/ Allah ve hüve'l-mevt" yazýlarıyla karsılasıyoruz.

Kitabeler hakkında genel bilgi verdikten sonra Buldan görebildigimiz kitabelere

geçebiliriz.

Buldan'da karsılastıgımız ilk kitabe, eski müftülük binasındaki bir kütüphane

kitabesidir. Bu kitabenin aslında buraya ait olmadıgını, bu günkü Varyemezler'in

yaşadıgı mahallede bulunan Kâdirî Tekkesi'den buraya getirildigini söyleyen insanlar var.

Bârekallah muvaffak eyledi Rabb-ı Celîl

Sarf-ı himmetle vücuda geldi âsâr-ı cemîl

Hacı İbrâhim-zâde Hacı Mustafa Aga

Hâyır-hâh olduguna yeter bu ra'nâ delîl

Kıldı ihyâ ehl-i ilmi nev -bünyad ile

Daim ihsan eyleye Allah ana hayr-ı cezîl

Müskilin hall eyledi hâce heman iste kitab

Fevk-i zi ilm-i alîmi oku itme kîl ü kâl

Cevher târihini Salih geldi iki köse

Bu kitâb-hâne yapuldı tâlibine müjde kıl

Cevher tarih ibaresi mısradaki noktalı harflerle düsürülen tarih demektir ki

bunların sayısal karsılıgı 1144' (1731)e tekabül etmektedir.

Çarsı Camii'nde gördügümüz bir kitabe de Ashab-ı Kehf'in isimlerinin yazılı

oldugu kitabedir. Kitabede sırasıyla Yemliha, Mekselina, Meslina, Mernus,Debernus,Sazenus (Sazenus), Kefestetayyus ve Kıtmir (köpekleri)in isimleri yazılıdır.

Sahibü'l-hayrat ve'l-hasenat Pehlivan Hacı Halil sene 1204

Buldan Karsıyaka Mahallesi'nde bulunan ve şu andaedilen bir caminin dış duvarında bulunan bir kitabenin yan tarafında şu yazı vardır.

İlahi bu camii serifin banisi olan zad

Kahveci Molla Mehmet

Allah rahmet eyleye

Yapılış tarihi Rumi 1170 (1754)

Bu kitabenin çevirisi eksik yapılmıştır. Kahveci-zade olmalıdır; daha başka okunamayan yerler de vardır.

Buldan şehir merkezinde gördügümüz baska bir kitabe de bir dergaha aittir.

Dergahın piri ve yaptıran şahsın türbesi de caminin içindedir. Kitabe yazılı olanlar

asağıdaki gibidir:

Banî-i dergâh

Kutbü'l-ârifîn gavsü'l-vâsýlîn

Seyyid e's-seyh Hacı Ali Baba

sene 24 Kanunuevvel

1330, 7 Cumadel evvel 1341

Eski kaymakamlık binasının üzerinde Bânî-i esas kâim-i makam Nureddin Beg yazılıdır. Herhangi bir tarih göremedik. İçine girme imkânımız da olmadı.

Buldan'da karsılastıgımız bir başka kitabe de 1927'de Kaymakam Ahmed İhsan tarafından Tasçı Niyazi'ye yaptırtılan Cumhuriyet Nümune Mektebi binası üzerindeki kitabedir. Kitabede su bilgiler vardır:

Cumhuriyet Nümune Mektebi 1927

Mâziyi devirdik yüce bir azm ile cehlin

Yapdık yıkılan sine-i enkâzına mekteb

Ansın da rehâkârını ahfadı bu neslin

Bir menba-ı feyz ü hüner olsun ana mekteb

Bânisi Kaymakam Ahmed İhsan

Tasçı Niyazi

Mezar taşları kitabe açısından zengin bir malzemedir. Mezar taslarındaki kitabeler belli siir parçalarından olusmaktadır. Biz bunu mezar o bölgede tasıyapan esnafın elinde bulunan malzemeyle izah ediyoruz. Buldan ve yöresinde önce Bahçeli Dede kabristanına gittik. Orada bulunan mezar taslarında gördügümüz beyitlerden ilki söyledir:

Emr etti Huda eyledi ferman

Irisdi ecel virmedi aman

Dünyada gicelemege doymadım heman

Ahiretde muradımı vere Rahman

Okka oglu Hacı Ahmed'e ait olan bu mezar tasında bulunan tarih 929'dur. Fakat

yöredeki insanlardan aldıgımız bilgilere dayanarak bu tarihin 1929 oldugunu

söyleyebiliriz.

Bahçeli Dede mevkiinde bulunan başka bir mezar taşı

Ziyarete gelen ihvan-ı havas

İdüp niyyet cümleniz ihlas

İki cihanda bulmak için yümm-i halas

İde ruhuma bir fatiha ma'ü'l-ihlas

El-merhum Kör Ahmed oglu

Alaca oğlu Köyü'ndeki mezar taslarının daha derli toplu ve diri olduklarını gördük. Burada üç ayrı mezar yazısına rastladık. Bunlardan ilki yukarıda da verdiğimiz

dörtlüktür.

Emr etti Hudâ eyledi ferman

Irisdi ecel virmedi aman

Dünyada gicelemege doymadım hemân

Âhiretde murâdımı vere Rahman

(El merhum Hacı Ali Aga oglu Süleyman Aga mahdumu Mustafa Çavus, ruhuna fatiha)

1334 tarihli olan mezar taşlarından ikincisi söyle:

Beni halk eyledi Yaradan

Ben ettim zatına iman

Buyurmuş ircii ferman

Bulunmaz çâre-i iman

(Merhum Alacalı oglu Hacı Mehmed Aga ruhuna fatiha)

Baska bir mezar taşı örneği :

Gel efendim nazar eyle kabir taşıma

Sanup gezer anda neler geldi başıma

Buldan'da eski bir mezarlık vardır. Bu mezarlık bugün kullanılmamaktadır.

Herhangi koruma da yoktur. Tamamen davar ve mal yaylım yeri olarak kullanılan bu

mezarlıkta bulunan bir mezar taşında ise şunlar yazılıdır ki bu mezar tasının alt tarafı kırılmış oldugundan kime ait olduğunu tespit edemedik.

Beni kıl mağfiret Yaradan

Be-hakkı ars-ı a'zam nûr-ı Kur'an

Gelip kabrimi ziyâret eden ihvân

İde ruhuma bir fâtiha ihsân

Yine eski mezarlıkta rastladıgımız topraktan kırılarak çıkarılmıs ve bir kenara

atılmıs başka bir kitabede ise biraz daha farklı bir şiir görüyoruz:

Hüvel-mevt 1351

Alâyis-i dünya ile magrur olma ey can u ciger

Seni de ben gibi hâk ider husda (?) karar

Hin-i karar

Başım üzre dikilen sanma nisangâhumdur benüm

Seng-i mıknatıs ...... cümleye yayın çeker

Sarı Mahmutlu Köyü'ne ait yaylada bulunan ve Merkez Efendi'nin babasının da

yattıgı (tespit edilemedi) kabristanda bulunan 1318 tarihli bir kitabe:

Bu merkade her kim ki ederse dua

Ede mahserde sefeât mücteba

El merhum Monla Ahmed oglu Halil zevcesi ehli ruhuna fatiha

Eski Derbent mezarlıgında (ki burası baraj suları altında kalmış, baraj suları

azalınca da sazlýk her tarafý kaplamýs, minare boyunda sazlýklarýn arasýndan ancak

kenarda kalmış iki mezara ulaşabildik ve) tarih bakımından en eski ve üzerindeki beyit

bakımından değisik olan kitabeyi inceledik. Kitabedeki tarih 1293 olup Merhum Ahmed

Aga oglu Bekir Aga'ya aittir.

Hüvel-baki

Sene 1293

Ne kadar sâyi' olsa sânıñ

Akıbet iki tasdır nisânıñ

Süleyman gibi tahtını yel götürse

Mezâristân olur gittim nâgâh

Çesmeler kitabeler açısından zengin bir malzeme kaynağıdır. Buldan'da da bu

açıdan yeteri kadar malzeme yoktur, mevcut malzemenin hemen hepsi yeni döneme ait

gibi görünmektedir. Buldan'ın üst taraflarında Helvacılar Mahallesi denen yerde

bulunan bir çesme kitabesi

Hamdülillah bir eser bırakdık is bu dünyada

Ola makbûl-i Huda ana hem karsu ukbâda

Sâhibü'l-hayrât ve'l-hasenât

Kalaycı-zade Hacı Halil Aga

1326

Buldan'da anlaşılan manada kitabe olmasa da cami veya başka mekânlarda süs

olarak kullanılan bazı levhalar da var. Bunlardan ikisi eski müftülük binasında

gördügümüz "serefü'l-mekan bi'l-mekin / Mekanın serefi oturandan ileri gelir; kelamı

ile Ve 'aneti'l-vücuhü li'l-hayyi'l kayyûmi ve kad câbi men hamele zulma /

Bütün yüzler insanlar) diri ve her şeye hakim olan Allah için eğilip boyun bükmüştür.

Zulüm yüklenen ise, gerçekten perişan olmuştur (Taha 20 /111) ayetinin ağaç üzerine

oyma veya kabartmak suretiyle yapılmış iki tablodur.

Sonuç olarak Buldan da diger Türk yurtları gibi Türk mührünü tasıyan cami, çeşme gibi toplum yararına yapılmış birçok müesseseyi barındıran bir yerdir. Bu yerin, yurdun bekçileri de, haleflerinin vefasızlığına ve biganeliğine rağmen, aynı topraklarda zamana ve teknolojiye direnen kabir taşlarıdır.

Yard. Doç. Dr. Süleyman SOLMAZ

Pamukkale Üniversitesi, Fen-Edebiyat Fakültesi, Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü

http://www.buldansempozyumu.com/