Yazdır
Gösterim: 1474

1_iznik

 Nazan SEZGİN

İzniği İskender"in generallerinden biri kurmuştu. Bir başka generali, Lisimakos şehri ele geçirdi ve karısının adını verdi, Nikaia. Selçuklular 1075 te Nikaia"yı Bizans'tan aldı ve başkent yaptı, adı da Türkçeleşti, İznik oldu.

 

Türklerin Anadolu da ki ilk başkenti 22 yıl sonra Birinci Haçlı Seferi"nin çapulcularına teslim edilmek zorunda kaldı. Esirlerin arasında I. Kılıçaslan'ın annesi ve eşi de vardı. Sultan hanım ilk Türk amirali Çaka Bek"in kızıydı. İznik ikinci defa Orhan Bey zamanında 1331 de feth edildi. Osmanlılar hemen imara başladı. Bilinen ilk Osmanlı medresesi Orhan Bey"in oğlu Süleyman Şah tarafından 1332 de inşa ettirildi. Bugün İznik erken dönem Osmanlı mimarisinin eserleriyle doludur. Her sokağında bir mimari esere rastlanır. Selçuklular şehri Haçlı sürüsüne teslim etmek zorunda kalırken muhtemelen Asya'dan getirdikleri çini sanatını da bırakmış olmalıdır. Yoksa İkiyüz küsur yıl sonra İznik Osmanlı Çini sanatının başkenti olamazdı her halde. Çinicilik 15.ve 17.yy. lar arasında altın çağını yaşamıştı. Osmanlı eserleri çinilerle süslenmişti. Saray başlıca müşteri idi ve desenler saray nakışhanelerinde çizilmişti. 16.yy. Çinden porselen gelmeye başlamış ve hatta kaşi adı bile çini"ye çevrilmişti. Bu durum İznik çiniciliği için sıkıntının başlangıcıydı. Duraklama Devrinde ki mali darlıkta da en iyi müşteri olan saray"ın talebi azalmıştı. Marifet de iltifata tabii olduğu için İznik üretimi gerilemiş ve ünlü mercan kırmızısı kaybolmuş ve çinicilik Kütahya'ya taşınmıştı. İznik de unutulup gitmişti. Ne zamana kadar? Prof. Oktay Aslanapa 1963 te İznik kazılarını başlatıncaya kadar.1969 a kadar süren bu birinci dönem kazılarında Prof. Aslanapa bazı çini fırınlarıyla birlikte Orhan Gazi camisini de bulmuş. Kamulaştırma çalışmaları geciktiği için ne yazık ki kalıntılar kısa sürede arsa sahipleri tarafından tahrip edilmiş( bu bir Türkiye klasiğidir). Bu kazılarda Milet/Haliç/Rodos ve Şam işi olarak bilinen eserlerinde İznik çıkışlı olduğu anlaşılmış( (Purof. Ara Altun/Yrd. Doç. dr. Belgin Demirsay, Türkiye Seramik dergisi Eylül 2003).

İkinci dönem kazıları 1981 de başlamış, ne kadar da geç! Bu arada Belediye, iş hanı inşa ettirirken 8 adet çini fırını da tahrip edilmiş. Fırınlar bölgesi 2. Murad hamamı çevresinde. Tarihe çini fırınlarını yok ettirmekle geçecek bu Belediye Başkanı kim acaba? Peki ya inşaat mühendislerine ne demeli? Aklıma " bu kadar cehalet ancak tahsil ile kabildir" vecizesi geliyor. Lisede Sanat Tarihi dersinin bir konup bir kaldırıldığı bir ülkede olur böyle vakalar! 1988 e kadar yapılan çalışmalar 1989 de İznik Yılı münasebetiyle kitaplaştırılmış, Türkçe ve İngilizce olarak yayınlanmış. Kazılar devam etmekte, artık atölyelerin çöplük alanları bile incelenmekte, bulunan kırıklar titizlikle bütünlenmekte imiş. Kazı alanı da tarihi Sit ilan edilmiş. Kazının Onursal başkanı Oktay Aslanapa, kazı başkanlığını Türk sanatı"nın misyoneri gibi çalışan Ara Altun Hoca yapıyor. Sayıları 200 ü bulan öğrenci ve araştırma görevlisi, kültür Bakanlığının 22 uzmanı, Kandilli Rasathanesi ve Anadolu üniversitesi el birliği ile çalışıyor. Buluntular İznik Müzesinde sergileniyor, kırmızı hamurlular Selçuklu Çini geleneğinin devamı kabul ediliyor. Müze, Orhan Gazinin hanımı Nilüfer Hatun"un imaretidir.

Oktay Aslanapa"nın emekleri heba olmamış, İznik çinisi sevdalıları İzniğe toplanmaya başlamış. İlk olarak 1985 te Faik Kırımlı adlı usta gelmiş, yerlilerden Eşref Eroğlu ile bir atölye açarak çalışmalarına başlamış. Üç yüz yıl önce unutulan İznik Kırmızısı da canlandırılmış. Bunu başka atölyeler takip etmiş. Süleyman Paşa Medresesi ve çevresi bugün birçok çini imalathanesi ile dolu, bunların bazısı da Kütahya imalatı ile çalışıyor. 1993'te de Prof. Işıl Akbaygil tarafından İznik Vakfı kurulmuş. Vakıf, halen dünyanın birçok ülkesinden sipariş almaktaymış. Biz Vakfı gezerken Amerikan " Fine Arts" televizyonundan gelenler görüntü almaktaydı. Vakıf başkanı bize Yunan Adalarında yapılan taklit çini işçilikleri gösterdi. Vakıf'ın bastırdığı tanıtım broşüründe İznik çinisinin incelikleri şöyle anlatılmış; İznik çinisinde ki Kuvars"ın % 85 e varması gürültüyü emen delikli bir yapı v e sesin düzgün yayılmasını temin ediyormuş, bunun için camilerde çok kullanılmış. Kuvars oranı yüksek bu çini çeşidi ışığıda yansıtıp mekânı ferahlatıyor, kışın ılık, yazın serin ortam sağlıyormuş. Nem tutmadığı için küf barındırmıyormuş. Yüksek Kuvars oranından dolayı işçilik daha güç ve İznik Çini"si de daha pahalı imiş. Günümüzde, negatif enerjiyi yuttuğu için elektronik cihazların bulunduğu ortamlarda tercih edilmekteymiş.

Çini hamurunun bileşenleri Silisyum, kil ve cam tozu. Mamuller dekorlaşarak Kurşun ve Kuvars karışımına batırılıp kurutulduktan sonra 900 derecede pişiriliyormuş. Fırından çıkan çiniler, " İznik"in Ateşte Açmış Çiçekleri". Onları biz unutmuşuz ama unutmayanlar varmış. Osmanlı Ermenilerinden Gülbenkyan Efendi ömrü boyunca 16.yy. Bursa kumaşlarını ve İznik Çinilerini toplamış. Ahir ömürde yaşadığı Lizbon'da kurduğu müzeye bağışlamış. Müzeyi gezerken cahil Portekizli bayan rehber"in bir Alman grubuna Çini desenlerimizi bunlar İtalyan desenleri diye tanıttığını duydum. İtirazım üzere neredeyse kavga çıkacaktı. İtalyanların taklit Bursa kadifelerini de aynı müzede gözlemiştik, tabii 5. sınıf işçilikle. Çinilerimizi aşırdıkları biliniyor. Çini'nin İslam sanatına Batı Türkistan'dan girerek, Portekize kadar, İslamların gittiği her yere onlarla birlikte gittiğini, şimdi fayans dediğimizin İtalya da, Faenza"da taklit edilmiş kaşi(çini) olduğunu önce biz bilelim. Tarihimiz at kişnemesinden, kılıç şakırtısından, ıslık çalan oklardan ibaret değil, o geçmişin bir de estetik ve sanat cephesi var ki neredeyse hiç haberimiz yoktur. Bu yüzden bazı malum yayınların ulema(!) muhabir ve köşe yazarları vaktiyle Kütahya"da çalışmış Ohannes usta gibi bazı Ermeni ustaların varlığına binaen çiniciliği de Ermeni sanatı olarak takdime yeltenebiliyor. Geçenlerde, Tarihin Arka Odası purogramında Sayın Murat Bardakçı da Ebru"yu İtalyanlara mal etti. İlahi Murat Bey, İtalyanlar "Ebru" yu icad etmiş olsaydı, akademisini kurardı. Osmanlı Yahudileri de ebru yapmış, kitap kapakları v.s için. Buna kültür alışverişi denir. Bu gibi tartışmalarda tek bilirkişi vefalı dostumuz Sanat Tarihi"dir, o, doğrucudur, mübalağa da etmez.

İstanbul"a yolu düşecek ya da İstanbul"da oturan okuyucularımıza hatırlatalım; Sadberk KOÇ müzesinde İznik Çiniliği sergisi var, 11 Ekim"e kadar sürecek.

İZNİK ve HIRİSTİYANLIK

İzniğin geçmişte Hıritiyanlık için önemli bir şehir olduğunu neredeyse hiç bilmeyiz. Öğretilmemiş olsa da biz olanları bilmek zorundayız. Tarihimizin ve Coğrafyamızın gereği budur. İsa'nın doğumundan 325 yıl sonra İznik"te İmparator Konstantin"in himayesinde toplanan ilk konsil"de birçok muharref yani tahrif edilmiş İncil incelenerek bugün mevcut olan dört İncil, Kanonik(muteber) olarak kabul edilmişti. Bu konsül'de hırıstiyanlığın Teslis yani üçleme; Baba/Oğul/Ruhülkudüs inancı da tescillenmiş, İsa'nın kimliğinde İlahi ve İnsani tabiatının ayrı ayrı olduğu inancı ( Diyofizizim ) kabul edilmiş, Monofizitler Afaroz edilmişti. Monofizit'ler, İsa"nın insani tabiatının İlahi tabiatı içinde içinde eridiğine inanan tek tabiatçılar"dı. Bu ilk konsil"in kararları Hıristiyan dünyasında asırlar boyu sürecek Kıristoloji kavgalarına ve Milli kiliselerin doğmasına sebeb olmuştu. Süryani, Ermeni Gıregoryen, Kıpti(Mısır), Habeşistan kiliseleri gibi. İsa"nın Tanrı değil bir peygamber olduğunu, Meryem"in de Tanrı"nın anası olmadığını iddia edenler de bu Konsilden kovulmuştu.

İznik, Bizans Dönemi'nde, 9.yy. da bir konsil"e daha ev sahipliği yapmıştı. Tasvir kırıcı"lara karşı İmparatoriçe İrene burada bir Konsil toplamıştı.150 yıl süren kanlı tasvir kavgasını bitiren İrene Hanım bu uğurda öz oğlunun gözünü oydurmaktan bile çekinmemişti. Yüksek(!) Bizans Medeniyeti"nde benzeri olay çoktur. Merak eden sahaflardan Auguste Bailly"in Bizans Tarihi"ni bulur ve okur; Tercüman yayınlarından çıkmıştı.

Günümüzde İznik yeşillikler içinde, sakin, doğa harikası bir belde. Henüz Turizm, yani çirkinlik uğramamış. Adım başı tarihi eserler, eski çağ kalıntıları, Osmanlı eserleri, İznik fethine katılmış Kırgızların adına yapılan ilgi çekici türbe, hepsi bizim ve hepsi korunmaya değer, göl kıyısında ilk Konsil"in toplandığı Senato dâhil. Akıllı atalarımız bulduklarını değerlendirmiş, getirdiklerini de üzerlerine ekleyerek çok güzel sentezler yapmıştı ama biz kıymetini bilmedik. İznik'te ki Osmanlı eserlerinin Yunan işgalinde büyük zarar gördüğünü, Çandarlı ailesine ait eserler ve mezartaşlarının, Eşrefi Rumi camisi ve türbesinin de bu kıyımdan nasibini aldığını ayrıca belirtelim... Bu e-Posta adresi istenmeyen posta engelleyicileri tarafından korunuyor. Görüntülemek için JavaScript etkinleştirilmelidir.

 

1_iznik.jpg
911