cesme

CANSARAN KIZILTAŞ

Medeniyetimizin sessiz tanıkları adlı yazıyı ; şöyle bir gözden geçirdiğimde ne çok zengin medeniyet eserlerimiz olduğunu bir kere daha gördüm. Tarihi çeşmeleri kronolojik sıralama yerine asırların imbiğinden süzülerek bu güne bir iz bırakan çeşmelerin göz yaşlarını yazmak istedim 

Geçmişin harcını bu güne yoğuran eserler gündelik telaşların içinde unutuldukları her bir köşede öylece bekliyorlardı zamanı; sessizce.

Zaman yaşanılarak eskimiş bu eskiyen zamanın yorgunluğuna teslim olmuştu her bir şey. Ecdadımızın bu güne ve gelecek zamanlara bir mühür olarak vurduğu eserler yorgun bir ahit gibi düşmüştü yüreğe. Her gün önünden geçtiğimiz belki de ayrıntılarda gizlenen hayatın içinde görmemeye alıştığımız ne çok şey vardı. Camiiler , türbeler ve Ahmet Hamdi Tanpınar' ın da dediği gibi eski bahçeler ve onlarda unuttuğumuz asude hayatımız. Bir daha geri gelmemek üzere yitip gitmiştiler sessizce.

Eskiyen zamanın içinde unutulan hayatlar okyanusların fırtınalarına karşı koymaya çalışan yorgun gemiler gibi yol almaya çalışıyorlardı.

Kaybettiğimiz her güzel şey için hüzün yapraklarını dökmenin bir faydası yok artık. Belki biraz gayretle geri kalanı nasıl ayakta tutarız onun hesabında olmalıyız. Demek ki zenginlik bazen insana elindekileri düşüncesizce harcama duygusu da veriyor; ne yazık!.Galiba;Türk Milleti'nin en önemli özelliklerinden biri de sahip olduklarının farkına varamamak.

Şimdilerde Üsküdar da ki proje çalışmaları nedeni ile meydan hiç de iç açıcı durumda değil. Fakat her şeye rağmen tüm bu karışık ve çirkin görüntünün içinde çok değerli bir yüzük taşı gibi duran meydana; insan kalabalığının ve acele adımların arasına sıkıştırılmış kaçamak bakışların içinden soluk bir gülümseme bırakan III. Ahmet Çeşmesi. Vapurdan inen kalabalığın karşısına asırlardır soluk bir resim gibi duran bu çeşme nereden bakarsanız bakın Üsküdar 'a yakışan bir yüz gibidir. İnsan düşünmeden edemez; ne güzel düşünmüş eskiler meydanların ya da her hangi bir sokağın başına konan değerli taşlarla süslü bir taç gibidir bu çeşmeler.

Eskimiş bir sokağın , ya da yorgun yokuşların sonunda apansızın beliriveren zamanın dilsiz şahididirler.Üsküdar meydanını arkanızda bırakıp fıstık ağacına doğru yolu yüklendiğinizde sol tarafınızda caddenin hemen üzerinde Şeyh Devati Türbesi  yer alır. Bu türbenin ve ayni adı taşıyan camiinin girişinde cadde üzerinde bir de çeşme bulunur. Eskiyen zamana ve kalabalıklaşan yola bakar şaşkınca. Yıllara direnen kararmış kirlenen yüzü ile küskündür sanki. Bu türbeye ve Cami'ye giden eski zamanı arar. O ihtişamlı imparatorluğun gölgesinde yaşadığı bu mütevazi hayatın Şeyh mertebesinin kul olma yolundadır. Zikirlerin dualara karıştığı musluğundan her bir yudum suda hamd edilmeyi beklemektedir. Artık yok olmuş musluğun ve oluğun yerindeki oyuğun içinden yaşlı karanlık bir çift göz gibi bakar size. Kim bilir hangi insanlar bu oluktan akan su ile avuçlarını doldurarak içmişlerdir hayat suyunu.

Niçin çeşmeler hazirelerin türbelerin ya da Camilerin yanı başındadır.

Çünkü su duadır. Su nimettendir. Su hamd edilmeye layıktır. Su her şeydir. Su hayattır!. Su ile dua karışır birbirine ve teşekkür eder insan yaratıcıya. Kul olduğunun farkına varır böylece. Hazirelere ve Türbelere bir selam vermek için duraksar. Biraz önce avuçlarını dolduran billur taneleri ahiret yolculuğuna uzanan kapının eşiğinde Allah'ı anmanın zikrine durur.

O derin kültürümüz işte bu şekilde hatırlatır insana ölümlü olduğunu.

Ve insan; insan olmanın yükünde bir kere daha farkına varır!. Hayatın sonsuzluğa uzanan taşlarında ebediliğe giden yolun saadet yurduna düğümlendiğini görür. Her şeyin geçiciliği işte bundandır.

Bir vakitler bir resim yapmak üzere tuvalin başına oturduğumda ne yapmam gerektiğini düşünürken birden önümde uzanan bir mezarlık bu mezarlığın karşısında eski bir ev bu her iki manzaranın arasından tepeye doğru uzanan merdivenli dar bir sokağı yapmaya karar verdim. Benim için ruhuma anlamlı gelen bu manzarayı tamamlayan diğer bir parça ise sokağın sonunda ki eski bir çeşme idi. Çeşmesiz bu manzara eksikti. Bu parçalar yerine konduktan sonra ortaya gerçekten derin bir resim çıktı. Şimdi bu yazıyı yazarken bu resmi niçin sevdiğimi bir kere daha anlamış bulunuyorum. Çeşmeler yorgun yokuşların başlarında hep bir dinlenme vesilesi olmuşlardır. Sıcaktan bunalan bedenimizin yorgunluğuna şifa vermişlerdir.

Onların;  hep eskiyen vakitlerden akıp durduklarını düşünürsünüz .

Eskinin eskimeyen sonsuzluğundan küskünce bir iz bıraktıklarını hissedersiniz.    

Çeşmeler sadece bir imparatorluk bakiyesi midir tabii ki hayır!. Çeşmeler hepimizin de bildiği gibi bir kültür hazinesidir. Anadolu'nun her bir köşesinde rastlarsınız ona. Asırların dilidir. Issız dağ başlarında bir mezar öbekciğinin kıyısında akar dururlar sessizce. Bu toprağın bozkırında her türlü hava şartlarına dayanıklı bir kavak ağacının dibinde bulursunuz kimi zaman onları.

Kimi zaman da yalnız bir yolun kenarında . Yalnızlıktan bunalan bir yolcunun durup başında serinlediği ve söyleştiği bir dost gibidir bazen.

Bir tarla dönüşü; Elimizi yüzümüzü yıkadığımız sırtımızı dayayıp soluklandığımız bir güven duygusudur bize eşlik eden. Oturup bir lokma ekmeğimizi soğanımıza katık ettiğimiz bir duraktır.

Akıp giden suyun yalağında bir nebze olsun durakladığı su birikintisinde hayvanların kurdun kuşun nasiplendiği bir duadır çeşmeler.

Köy meydanları denilince eskiden; bütün köyü etrafında toplayan çevresine hayat veren çeşmeleri çevreleyen alanlar anlaşılırmış. Çeşmesiz meydan düşünülmezmiş o zamanlar.    

Asırlarca köylerin delikanlıları ile genç kızları bu çeşme başlarında söylemişler sevdiklerine sevgilerini. Tatlı bir mırıltı ile akan çeşmeler şahit olmuş hep su gibi duru aşklara.

Aşıklar , ozanlar sazlarını ellerine alıp yorgun gönüllerini bu çeşmelerden akan suların şırıltısına bırakmışlar. Ve böylece dile gelmiş yüz yıllardır unutulmayan dizeler.

Unutulup giden çeşmeler asırlara karışan göz yaşlarını şimdi akıtacak bir el bulabilmekten yoksunlar. İnsan elinin sıcaklığını unutan çeşmeler bir merhametin duaya durmuş zikrinden uzak zamanlarda yitip gitmişler.

Artık merhametten göz yaşları olmayan bu çeşmeler hayatın içinde insanın insana değer vermediği bir zamanın yoksulluğunda söyleyecek sözleri kalmamış kuraklığa terk edilmiş birer ölü gibidirler.    

                                                                         CANSARAN KIZILTAŞ.

                                                                               27/05/2011