Mustafa_Yrekli

Nidayi SEVİM 

Medya Onur Ödüllü Mustafa Yürekli ile konuştuk...

 

Geçtiğimiz günlerde Bursa Bediüzzaman'ı Anlama ve Tanıtma Platformu tarafından "2011 Bediüzzaman Medya Onur Ödülü" ne layık görülen Mustafa Yürekli, "Üstat: Bediüzzaman Said Nursî",  "Mahmut Sami Ramazanoğlu Hz."  başta olmak üzere birçok belgesele, "Yaşamak Dediğin", "Yitik Şehrin Figuranları" gibi birbirinden önemli programlara yapımcı olarak imza atmış, şair, yazar, yönetmen ve STK yöneticisidir.  

Medya Platformu Derneği etkinlikleri kapsamında uzun zaman birlikte çalıştığım, "Sadaka Taşları" isimli çalışmamızın da isim babası ve en büyük destekçilerinden Yürekli ile sizin için konuştuk.

EDEBİYAT MEDYANIN REFERANSI 

Efendim, edebiyat, sanat ve medya camiası sizi yakından tanıyor. Okuyucularımızın sizi daha yakından tanıyabilmeleri için bu minvalde neler söylemek istersiniz? 

Takdim ederken hakkımda söylediğiniz güzel sözleri dua olarak kabul ediyorum. Şüphesiz tüm başarılar, Allah'ın lutufudur ve hatalar nefislerimizdendir. Tek kelimeyle kendimi ifade edecek olursam, hiç düşünmeden şair olduğumu söylerim. Yazarlık ve belgeselcilik, beni medya içinde tutan uğraşılar.  Basınımız, Ahmet Mithat Efendi'den beri şairleri ve edebiyatçıları baş tacı eder. Gazetecilik, güven sorununu bir türlü aşamadı.. 5N1K'ya bakın, "Kim, nerede, niçin, nasıl, ne yapmış?" sorularıyla yapılıyor habercilik, dedikoduculuktan öte geçemiyor.  Gazete, Batı'da doğdu, bizim medeniyetimize yerleşemedi, hala ithal malı olarak duruyor. Medya, haberle yetinmiyor bu yüzden, yoruma da yer veriyor.. Köşe yazarları, programcılar, gelişmeleri tahlil ederek okuyucular için değerlendiriyorlar.  Akademisyenler, eski diplomatlar, eski politikacılar ve yaşlı gazeteciler arasında bir şairin, bir hikayecinin varlığı ne anlam ifade eder? Mehmet Akif, Yahya Kemal, Necip Fazıl gazetelerde köşe yazıları yayınladılar.. Zihniyeti gelişmiş, fikirleri oturmuş, kişiliği sağlam ve üslup sahibi bir şair, yazar kadrosunda yer aldığı gazeteye ne veriyor, okuyucu gazetede köşe tutan şairi nasıl algılıyor? Sanırım, medya edebiyattan referans alarak güven sorununu aşmaya çalışıyor. Şüphesiz medyaya şairi okuyucu talebi yerleştiriyor. 

ŞAİRLİK BÜYÜK DİRENİŞ 

1987'den beri medyada çalışıyorum. 1997'den beri de Kanal 7'de yapımcı yönetmen olarak çalışıyorum, programlar ve belgeseller yapıyorum. Doğrusunu söylemek gerekirse medya sanatçının gücünü zayıflatıyor. Keşke İsmet Özel şiir ve Rasim Özdenören hikaye yazsaydı da hiç köşe yazıları kaleme almasalardı.. Köşe yazılarından derlenerek yapılan onca kitap bir şiir, bir hikaye eder mi? Ebubekir Eroğlu, Ali Haydar Haksal ve Mustafa Kutlu da köşe yazarı ama onlar dergicilik yaptıklarından medyanın olumsuz etkilerinden kendilerini korudular; şiirlerini ve hikayelerini beslediğini bile söyleyebiliriz gazetecilikleri. Düzyazının sanatçıyı bitirişinin en çarpıcı örneği Yaşar Kaplan'dır; sadece hikaye yazsaydı, Yaşar Kaplan hiç şüpheniz olmasın Aziz Nesin'i geçerdi ama "büyük fikir adamı" edasıyla köşe yazarlığına soyunması hikayeciliğini de bitirdi.  Bu meselelerin farkında bir sanatçı, bir şair olarak medyada, televizyonculukta, biraz korunmuş bir yerde duruyorum, belgeselcilikle yetiniyorum. 1980'den beri şiir yazıyorum. Şiirlerim, amel defterimi açık tutacak çapta, yani kalıcı eserler olsun istiyorum. Edebiyatın, şiirin kültür endüstrisinin kuşatması altında yozlaştığı bir ortamda, geleneksel anlamda şair olmak büyük direniş benim için.

SANATÇININ LİDERLİK SORUMLULUĞU

Akabe Yayınları  ve Mavera dergisinin genel yayın yönetmenliğini yaptınız. Birçok dergi ve gazetede şiirleriniz, makaleleriniz yayımlandı. Yayımlanmış eserleriniz, İnsan Yüklü (şiir, 1983 ), Dirilere Ağıt  (deneme inceleme, 1988) En son yayımlanan eserinizin üzerinden neredeyse çeyrek asır geçti. Mutfakta hazır birkaç menünün olduğunu da biliyoruz. Efendim bu konuda biraz cimri davranmıyor musunuz? Bu eserler ne zaman gün yüzüne çıkacak?

Modern zamanlarda sanatçı olmak gerçekten çok zor... Mehmet Akif, Yahya Kemal, Necip Fazıl, Nuri Pakdil ve Sezai Karakoç'un mücadelelerine bakınca bir şeyi fark ettim: Bu çağda, sömürgeleştirilmiş bir toplumda şair olmak, sanatçının omuzlarına ağır bir yük yüklüyor, liderlik görevi...  Sanatçının bu liderlik rolü, 1980 sonrasında terk edildi. Günümüzde şair, edebiyat dışı alanlarda görünmek ve sanatın hedeflerinden kopmak zorunda...  Kültür endüstrisi ve medya, sanatçıya görevini bırakıp gelmesini ve geçerli rolü oynamasını dayatıyor. Günümüzde sanatçılar, doğru, iyi ve güzel ekseninde değil de, geçerli olan/olmayan ekseninde yürütüyorlar çalışmalarını. Edebiyatın edeple bağı koparıldı. Günümüzde edebiyat edepsizlerin eline mi kaldı acaba?  

YAZMAK YAYINLAMAKTAN ÖNEMLİ         

Ben eserin inşasını dolaşımından önemli buluyorum. Şiiri yazmak daha önemli benim için, yayınlanması, dolaşıma girmesi ikinci planda. Şiirin kağıda bürünüp kitap olarak arz-ı endam etmesi çok zor günümüzde, şiir kitabı basmak istemiyor yayınevleri, kazançlı olmadığından. Fakat internet ortamı, şiire yeni bir vaha açtı.  

Yahya Kemal, hayattayken şiirlerinin kitaplaştığını göremedi, vefatından sonra Nihat Sami Banarlı toplayıp kitaplaştırdı şiirlerini. Şiirin yazılmış olması önemli, yayınlanması daha sonra da olabilir. Yahya Kemal, bir kelime için yıllarca şiirini bekletmiştir, şiirleri demlendirirdi, zor yazardı. Ben de Yahya Kemal'in bu yazış özenine gıpta ettiğimi söyleyebilirim rahatlıkla. Şiir, hikâye ya da deneme, bir metin olarak taşıması gereken niteliklere sahipse, eserse yani, o köz gibi yer açar kendine. 

Çalışmaların kitaplaştığını görmek, sanatçıyı motive edeci bir durum elbette... Şartlar kitaplaştırmayı güçleştiriyorsa sanatçı yayınlamayı dert etmemeli, işine bakmalı, daha sonra yayınlanacak olmasını, şartlar uygun olunca neşrini de göze almalı. Sanatçı, gerçek dinamiklerle, gerçek gerilimlerle vermeli eserini. 

Dosyaları koltuğunun altına alıp yayınevi yayınevi dolaşmak herkesin yapabileceği bir iş değil. Bir yayınevi, kitaplarımızı yayınlamaya talip olursa, şartlara bakarız, elbette yayınlamak isteriz. Okuyucuyla buluşmanın zamanı önemli değil, sanatçı çağdaşlarıyla buluşamamış olabilir; önemli olan, sanatçı bu dünyadan göçtükten sonra da eserlerin okuyucu bulabilmesidir, dönülüp dönülüp okumaya değer şiirler, kitaplar yazabiliyorsak, kuşaklar bir gün mutlaka keşfedecektir.  

MİLLET İÇİN MEDENİYET ESASTIR 

Medeniyet eksenli fikirleriniz var ve bu minvalde yazılar kaleme aldığınızı  biliyoruz. Batı medeniyeti ile İslam medeniyeti arasındaki farkı bize özetleyebilir misiniz? 

Günümüz dünyası medeniyetler savaşına sahne oluyor, modern Batı medeniyeti ile İslam medeniyeti arasındaki çatışmaya. Ülkemizdeki ve dışarıdaki gelişmeleri medeniyet çerçevesinde ele almalıyız. Medeniyetler, milletlerin tarih mecralarıdır.  Millet, vatan, devlet ve medeniyet arasındaki bağları görmek çok önemli.. Bir millet, bir coğrafyayı  vatanlaştıracak iradeyi ortaya koyabilmek için devlete ihtiyaç duyar. Belli bir coğrafyada yer tutmuş bir millet, devlet haline gelebilmek için hukuku tesis eder. Bir halk, bir coğrafyada belli bir hukuk sistemiyle devlet haline gelir. Devlet, maddi menfaatler temini amacıyla oluşturulmuş şirket değildir, batılı zihnin ürettiği bu devlet fikri bize yabancı, uzak ve yanlıştır.  Medeniyetimizde devlet, milletin teşkilatlanmış halidir, devlet milletin kemal halidir. Millet, ilahi hukuku ayakta tutabilmek, Allah'a itaat makamına yükselebilmek için devletleşir.. Fıkıh, ilimlerin şahıdır. Çünkü bütün ilimler, devletin ruhu olan hukukla ayağa kalkar, hayata karışır. 

Devlet denilen teşkilatlanmaya ve nizama erişilebilmişse medeniyet de kurulmuş demektir.. Millet, vatanında devlet kuracak iradeyi hukukla gösterdikten sonra medeniyet sayesinde teşkilatlar arasında tutarlılık ve ahenk sağlar. Adliye teşkilatı, eğitim teşkilatı, sağlık teşkilatı, güvenlik ve savunma teşkilatları.. Bütün teşkilatlar medeniyetten alır hedeflerini, ruhlarını ve onunla vücut bulur.  Medeniyet, dinin yaşanmış halidir, yaşama üslubudur, bilim ve teknoloji olduğu kadar fikirdir, bilimdir, sanattır, ahlaktır, hukuktur. İnsan problemlerinin tespiti ve çözümleri diyebiliriz medeniyet için. Bir millet, vatanında kurduğu devletle medeniyet iddiasında bulunur; o medeniyet problemleri çözebildiği oranda gelişir ve yayılır. Medeniyetler, insan problemlerine çözüm üretemeyince tarih sahnesinden çekilirler. Milletler için medeniyet asıldır, devlet denilen teşkilatlanma dönem dönem şartlar değiştikçe yenilenebilir. 

DİNLERİN MODERNLİKLE İMTİHANI 

Modern Batı medeniyeti, özü itibariyle kapitalizm bir tefeciler medeniyeti, bir sanayi ve ticaret medeniyetidir. Batı üç yüz yıldır kıtaları yağmalayarak elde ettiği ekonomik güçle bütün bir yeryüzünü, kara, hava ve deniz alanlarıyla sultası altına aldı. Öylesine barbardı ki karşısında hiçbir medeniyet duramadı. Batılı ordular yeryüzüne hala barbarca yayılıyor, dünya savaşları, bölgesel savaşlar.. milyonlarca insanın öldürülmesi ve yağma.. Bugün dünya ulaşım, iletişim ve banka ağlarıyla sarılmış durumda ve insanlık sömürülüyor.  Medeniyetleri, temelleriyle, kaynaklarıyla tasnif edebiliriz. Günümüzde vahye dayalı tek medeniyet, İslam medeniyetidir. Yahudilik ve Hristiyanlık, emperyalizme karşı çıkmadı, tam aksine işgal ordularının peşine takılıp yeryüzünü kiliseler ağıyla sarmaya çalıştı, Batılı devletlerin insanlığa tecavüzlerine yardım etti. Akılsız, ahlaksız, hukuksuz, vicdansız modern Batı medeniyeti, sadece İslam medeniyetinin itirazıyla karşılaştı.  

Adaleti haykıran, Batı'nın haksızlıklarını onaylamayan, zulmüne karşı çıkan bir medeniyetimiz var. İslam medeniyeti, insanın gerçek problemlerinin tespitiyle ve önerdiği çözümlerle insanlık için hala tek kurtuluş yolu. Üç yüzyıllık Batı medeniyeti, Yahudiliğin ve Hıristiyanlığın birer muharref din olduklarını ispat ve ilan etmiştir.  Samimi bir dindar olarak Allah'a, ahret gününe, kutsal kitaplara ve peygamberlik müessesesine inanan insanlar, günümüzde, Kapitalizme, modern Batı medeniyetinin zulmüne karşı çıkan İslam'ın son hak din olduğunu görmüş oldular. İnsanlığa kurtuluşu kominist papazlar gösteremedi ve artık alim, fazıl, salih Müslüman alimlerin sesinden başka bir ses yok direnişe çağıran. 

İSLAM MEDENİYETİ UYANIYOR 

Bir iddiaya göre bugün için İslam medeniyetinden söz edilemez. Bizim medeniyetimiz için miadını doldurmuş, organik olmayan yani ölü bir medeniyettir deniyor. Bu konuda görüşünüzü alabilir miyiz? 

Son yüzyılda Batılı  devletler, Rusya ve Çin Tunus'tan Filipinlere kadar bütün bir İslam coğrafyasını işgal ettiler. İslam toplumu atomize edildi. Küçük devletlere böldüler ve başlarına da işbirlikçi kukla yönetimler geçirdiler.. Böylece İslam coğrafyası sömürgeleştirildi.  Bir halkın başına gelebilecek en büyük felaket, kötü yöneticilerin eline kalmaktır. Müslüman halklar, dünya sisteminin ülkelerine kurduğu, ezen, sömüren ve cana kıyan sistemleri altında kaldı. Bu halkla geçimsiz düzenleri koruma ve sürdürme göreviyle yönetime gelenler, İslam'ı merkezden uzaklaştırdı.  

Özellikle 20. yüzyılda bütün İslam coğrafyasında Müslümanlık kırsala, dağlara çekildi. İslam medeniyeti ölmedi, uykuya geçti.. Bir medeniyetin bir başka medeniyet karşısında ölmesi, karşı çıkamaması, cevap verememesi anlamına gelir.. Uykuya geçen medeniyet, en küçük uyarıyla hayata döner. Bugün İslam medeniyeti, yeniden insanlığa tekliflerini sunuyor, sesini her geçen gün yükseltiyor. 

Müslüman halklar, cahilliği, yoksulluğu ve ihtilafları eğitimle yenmeye çabalıyor.. Yetişen Müslüman kuşaklar, dünya güçleri karşısında İslam birliğinin tek kurtuluş olduğunun bilincindeler. Kurtuluş, bir oy vererek gelmez. Kolay, ucuz ve tez kurtuluş vaatleri artık milletimizi aldatamıyor. Kurtuluş, medeniyet mücadelesinde zaferin sağlayacağı bir ödül... İslam medeniyeti, düşüncede, bilimde ve sanatta diriliş aşamalarını tamamlayarak gönülleri, akılları ve saatleri ayarlamamızı mümkün kılacak..  Milletimizi sömürge sisteminden İslam medeniyeti kurtaracak. İslam ahlakı insanımızı  sağlığına kavuşturacak ve güçlendirecek ve İslam hukukuna bağlılık tüm zincirleri parçalama imkânı verecek. İslam'la asaletimizi kazanacağız, şahsiyetlerimize ve şerefimize kavuşacağız. İslam milletimizi yeniden sağlığına kavuşturacak. 

KURTULUŞ  KİTABA SARILMADA..

Haber7'de daha ziyade siyasi konuları işliyorsunuz. Birçokları  gibi bende zaman zaman bunu eleştiriyorum. Zira insanımızın daha çok medeniyet eksenli yazılara ihtiyacının olduğunu düşünüyorum. Ve sizin bu konuda yetkin olduğunuz açık. Neler söylemek istersiniz?

Hayatın olağan akışında gazetenin/internetin, derginin ve kitabın işlevleri belli... Gazete ve internet, insanımızı dergiye yöneltiyor, dergiler de kitaba.. Medyayla ilgilerimizi canlı tutuyoruz, dergilerle düşüncenin çevresinde toplanıyoruz.. Dergiler, fikir kaleleri olmalı. Kitap hakikatle bağımız. Toplumlar gerçeklikle kitap arasında kurdukları bağlantı sayesinde hayatiyet gösterir. Bir ev düşünün, mutfak oldukça donanımlı, odalar gösterişe varacak kadar özenli teşrif edilmiş, ama o evde kitaplık yok. Kütüphanesiz evde yaşayanların sorumluluk duygularının güçlü olduğunu kim söyleyebilir...  Kitap tıpkı namaz gibi sorumluluk dikkatini ve sürekliliğini gösterir... 

Köşe yazısı yazıyorum ama bütün yapıp ettiğim bu değil elbette.. Okuyorum, düşünüyorum, sohbetler ediyorum ve yazıyorum. Bilgiyi ve düşünceyi üretmek, işlemek ve yaygınlaştırmak farklı süreçler...  Köşe yazılarım, ayaktan diken çıkarmaya benziyor. Ama entelektüel hayatımız, kültür/sanat uğraşımız, medeniyetimiz için sürdürdüğümüz mücadele ise toplumun beyin damarlarındaki tıkanmaları giderme çabasıdır.  

Toplumumuzun felç durumundan kurtuluşu, kitaba sarılma ve kütüphanelerde ciddi mesai vermeyle, öncü aydınların çevresinde toplanmayla mümkün. Kitabı, hayatın temeli yapmak zorundayız. 

Köşe yazılarım, gerçek meseleleri gündemde tutmak için "Kitaba" çağrı her biri... 

MEDYANIN EKSENİNİ  DEĞİŞTİRMEK 

Medya Platformu Derneği başkanlığını yürütüyorsunuz. Medya denen bu dev sektörün gerek çalışanlarının durumu gerekse sektörün hizmet sunumlarında ciddi sıkıntıların yaşandığını  biliyoruz. Derneğiniz, önemli konuşmacıların katılımı  ile "Medya Söyleşileri" düzenliyor, zaman zaman da basın açıklamaları yapıyorsunuz. Sizce yapılan bu aktiviteler yeterli mi? 

Medya Platformu'nun sektördeki konumu, hedefleri ve faaliyetleri konusunda şunları söylemek isterim: Medya Platformu öncelikle entelektüel bir  ortam.. Dünyada ve ülkemizde medyanın durumunu konuşup tartışıyoruz. Ülkemizde medyanın gidişatını değerlendiriyoruz.  

Dolayısıyla medyada genel geçer eğilimlere destek vermek yerine, doğru/iyi/güzel ekseninde yayıncılığı savunuyoruz.  

Etkinliklerin yeterli olduğunu söylemek mümkün değil. Doğruyu söyleyen, sorumluluklara çağıran ve ilkeleri gündeme getiren bir hareketin canlı olmaması anlaşılır bir durum.  

Medya Platformu belli bir düzeyde, gerçek hedefler ve ilkeler çevresinde gerçekleştirilen bir buluşma.. Medyayı zehirlemeyecek, besleyecek etkinlikler yürütüyoruz.. 

TAKLİTLER ASLINI YÜCELTİR 

Medya Platformu Derneğinden sonra bir biri ardına isminin önünde "Medya" yer alan dernekler kuruldu. Fakat ortada gözle görülür ciddi bir çalışma maalesef göremiyoruz. Öbür taraftan illegal diye tabir edilen bir konsey Türkiye de uzunca bir dönem medya üzerinde baskısını hissettirdi. Medya ile ilgili derneklerle ortak bir çalışmanız var mı? Bu konuda neler yapılabilir?

Bütün taklitler, asıl olanı  yüceltir.. 

Medya dernekleri konusunda şu soruyu sorabiliriz: Niçin medya kuruluşlarına sendikalar giremiyor? 

Gerçek, yararlı ve hayırlı  kuruluşlara hayat hakkı tanımayan bir sektör, medya... 

MİLLETLE ÇATIŞANLAR OSMANLIYLA PROBLEMLİ.. 

Türkiye'de artık Hollywood kalitesinde filmler yapılıyor, diziler çekiliyor. Fakat adam gibi bir "İstanbul'un Fethi" yapılamadı. Hala Osmanlı ile aramızda bir mesafemi var? Burada sponsorların etkisinden de söz edilebilir mi? Bu konuda fikirlerinizi alabilir miyiz? 

Tarihle problemli bir toplumuz. Özellikle kültür sanat çevrelerinde daha yaygın ve derin bu problem. Kurulu düzen, geçmişe ilişkin bilgileri kurgulayıp düzenlemiş, yalancı tarihle süreklilik sağlayabiliyor. Sistem, yozlaştırarak var olabiliyor ve süreklilik gösteriyor. Tarih çalışmaları kendimizle yüzleşmeyi sağlamalı.. Sanat, özellikle sinema Osmanlı'dan uzak tutuluyor. Osmanlıyı öğrenmek demek, kendimize dönmek, medeniyetimizi keşfetmek ve yenilenmek demek, yozlaşmadan kurtuluş demek... Mustafa Akat, İstanbul'un fethi filmini yapmaya niyetlendi canından oldu.. Malazgirt Zaferi, İstanbul'un Fethi, Haçlı Seferleri, Çanakkale Savaşı filmlerini yapmak Ayasofya'yı ibadete açmak gibi bir şey.. 

Sermaye çevrelerinin, medyanın ve aydınların milletimizle problemi Osmanlı problemi olarak yansıyor. Milletle çatışan bu güçler, elbette Osmanlıyla da çatışıyor.  

Efendim vaktinizi ayırdığınız ve kıymetli bilgilerinizi bizimle paylaştığınız için teşekkürlerimizi sunuyoruz. Sıhhatli ve başarı  dolu günler geçirmenizi dileriz... 

Nidayi Sevim