Bablide_Hayat_-kapak-

Mehmet Nuri Yardım

Gazetecilik zor zanaat. Sabır ister, gayret ister, ilim ve irfan ister. Hakkaniyet üzerine hareket etmeyen bir insan, gazetecilik mesleğini tehlikeli bir silaha dönüştürebilir. Bu konuda geçmişten günümüze Türk basınını etraflı bir şekilde incelediğimizde iyi ve kötü örneklere şahit oluyoruz. Gazeteciliğin kahrını, çilesini en çok kimler çeker bilir misiniz? Aslında 'mutfak' dediğimiz yazıişlerinde çalışanlar. Onlar muhabirlerin getirdiği haberleri, ellerine ulaşan yazıları objektif bir şekilde gazeteye yansıtmak zorundadırlar. Gazetenin vitrini olan birinci sayfasını en çarpıcı ve güzel şekilde hazırlamak mecburiyetindedirler. İşte bu isimsiz kahramanlardan biri de usta gazeteci yazar Ünal Sakman. Gazeteciliğin en alt kademelerinden en üst mertebesine, yani genel yayın yönetmenliğine kadar hemen hemen her bölümünde çalışan Ünal Sakman, Tercüman'da yayımlanan yazılarını kitaplaştırdı. Akış Yayınları'ndan "Bâbıâli Hâtıraları" adıyla okuyucuya ulaşan kitapta basınımızın bilinmeyen bir çok hususu günışığına çıkıyor. Yaşanmış acı-tatlı hâtıralar, gazeteciliğin püf noktaları, bilinmeyen sırlar, dudak uçuklatan anekdotlar, yakası açılmadık nükteler hepsi bu kitapta yer buluyor. Basın dünyasının isimsiz kahramanları, emekçileri, usta yazarların birbirleriyle münasebetleri ile patron-çalışan ilişkileri meraka değer konular olarak okuyucu tarafından dikkatle okunuyor. Kitabı sayfa sayfa okuyanlar, bilinmeyen bir çok hususun günışığına çıktığını görürken, Ünal Sakman ile birlikte renkli, zevkli ve değerli bir yolculuğa çıkıyorlar. Değerli gazeteci yazar ve bir İstanbul beyefendisi olan Ünal Sakman ile kitabı, gazeteciliği ve hâtıralarını konuştuk. Bu konuşmanın basın tarihimize katkı sağlaması ve genç gazetecilere faydalı olması en büyük dileğimdir.

YARDIM: Siz Bâbıâli'nin değerli bir simâsı ve kıdemli bir mensubusunuz. "Bâbıâli Hâtıraları"nı kaleme aldınız. Basın dünyamızın daha da aydınlatılmasına ciddi bir katkı olan bu eser, inanıyorum ki her zaman özellikle de gazeteciliğe meraklı gençler tarafından okunacaktır. Bu eserin yazılış hikâyesini anlatır mısınız?

SAKMAN: Yarım yüzyılda neler yaşanıyor. Ağırlığı sadece bir gazetede olan hâtıraları bir roman örgüsünde toplamak istiyordum. Ancak son yazdığım gazete, köşe yazılarımdan birinin Pazar günleri yayınlanacağını bildirince, bir tatil gününde hafif konuların iyi gideceğini düşündüm. Böylece haftalık sohbetler, sonra da kitap haline geldi.

YARDIM: Siz gazeteciliğin çok önemli bir bölümü olan "mutfak"ında bulundunuz. Mutfak, yani yazıişleri... Bir bakıma gazetelere şekil verilen, başlıkların, manşetlerin konuşulduğu, tartışıldığı gizemli kısım... Siz yazıişlerinde bilerek isteyerek mi çalışmak istediniz, yoksa köşeyazarlığını mı düşünüyordunuz?

SAKMAN: Gazeteciliğe başlarken hedefim yazar olmaktı. Ancak kendimi birden mutfakta buldum. Kısa süre de yönelicilikte. O renkli, hareketli dünyadan bir daha da çıkamadım. Tercüman yazı işleri masasında tam 28 yıl kaldım.

YARDIM: Kitapta çok tatlı hâtıralar anlatılıyor. Bu hâtıralar, anekdotlar ve intibalar bir bakıma basın dünyamızın içini de yansıtıyor. Renkli, heyecanlı ve hakikaten de ibretli hâtıralar... Bazen tebessüm ettiren, ama bazen de hüzünlendiren notlar... Genel olarak sormak istiyorum sizin döneminizdeki Bâbıâli ile bugünkü medya dünyası arasında temelde hangi farklar var? Basın yayın dünyamızda ne değişti?

SAKMAN: Çalıştığım dönemde arkadaşlık, vefa ve dürüstlük vardı. Usta çırak ilişkileri kusursuzdu. Çalışanlar kardeş gibiydi. Patron, yönetici ayırımı bile azdı. Hep birlikte idik. Patron, yönetici kapıları herkese açıktı, hem de her an.

YARDIM: Kadircan Kaflı'dan Ahmet Kabaklı'ya, Necip Fazıl'dan Burhan Felek'e, Ethem İzzet'ten Şahap Ayhan'a, Refi Cevat'tan Peyami Safa'ya bir çok ünlü ile ilgili anılarınızı kaleme alıyorsunuz. Acaba bu kitaba sığmayan ve yazmayı düşündüğünüz Bâbıâli'nin başka isimleri de var mı?

SAKMAN: Elbette. Hem de çok var. Ancak çoğu basını atlama taşı yapan, fırsatçı tipler. Onları, bir romanın kahramanları, figüranları olarak ele almak niyetindeyim.

YARDIM: Siz eserinizde sadece vitrinde olan isimlerden değil adsız kahramanlardan da bahsediyorsunuz. Bir bakıma Bâbıâli'nin gerçek haritasını ortaya koyuyorsunuz. O eski "Bâbıâli" bugün için artık yok diyebilir miyiz?

SAKMAN: Büyük sermayenin el koyması ve Cağaloğlu'nun tarihî dokusunun terk edilmesi ile basın karakter değiştirdi. Gazeteciliğin esası amatör ruhtu. O, ortadan kalktı.

YARDIM: Basınımızın arka yüzünü, perde arkasını anlatırken kimseyi incitmemeye özel bir itina gösterdiğinizi gördük. Sanırım bazı konuları yazmadınız, yazmak istemediniz? Bir bakıma güzel hâtıraları kitaplaştırdınız. Bunu özellikle mi yaptınız, yazarlar, aydınlar, gazeteciler ve meşhurlar, hâtıralarını kaleme alırken otokontrol yapmalı mı?

SAKMAN: Otokontrol yapılmadan kaleme alınanlar, çok daha ilgi görüyor. Ancak, insanları incitici, ailelerini üzücü olaylar, gerekli değilse, hele şahsî meselelerle ilgiliyse, hiç kaleme alınmamalı.

YARDIM: Her caddesinde ve sokağında bir iki gazete ve dergi idarehanesinin bulunduğu Cağaloğlu'nda bugün ne yazık ki artık basının esamesi okunmuyor. Son olarak Cumhuriyet gazetesi de Cağaloğlu'ndan ayrıldı. Şimdi sanırım sadece Anadolu Ajansı ve Türkiye Gazeteciler Cemiyeti kaldı bu bölgede. Acaba bu semtin hâtırasını nasıl yaşatabiliriz? En azından bazı gazete ve dergilerin adları ve kısa tanıtım yazıları daha önce bulundukları binaların girişine asılabilir mi?

SAKMAN: Maalesef eskiye dönmek imkânsız. Gazetelerin eski binalarına tanıtım yazıları asmak da zorlaştı. Bir iki gazete binası dışında tarihî bina kalmadı. Bazı binalar yıkıldı, yerine yenileri yapıldı. Zannediyorum Bâbıâli bilerek yok edildi.

YARDIM: Bildiğiniz gibi Cağaloğlu sadece basının değil aynı zamanda yayınevlerinin de bulunduğu bir muhit idi. Bir ara semtten ayrılan bazı yayınevleri tekrar geri döndü. Bazı yeni kültür merkezleri açıldı. Bâbıâli yeniden canlandırılabilir mi?

SAKMAN: Bazı kitabevleri ve matbaaların Bâbıâli'de kalması sevindiricidir. Artık burası basın merkezi olamayacaktır. Ancak bir kültür merkezi olarak yapılandırılmalı ve geliştirilmelidir. Sokak ve caddeleri ünlü yazarlarımızın heykelleri ile donatılmalı, yazarların okurlarıyla buluşacağı salonlar, merkezler açılmalıdır.

YARDIM: Geçmişte gazete ve dergilerin sanat ve edebiyata yaklaşımları nasıldı, bugün nasıl?

SAKMAN: Gazetelerin sayfa sayısı arttıkça, kültüre ayırdıkları sütunları azaldı. 6-8 sayfalık gazetelerde edebî tefrikalar, hikâyeler, şiirler, sohbetler vardı. Şimdi 60 sayfa çıkan gazetelerde bile bunlar yok. Birkaç gazete dışında edebiyata, kültüre yer ayıran yok. Varsa-yoksa cıvık bir magazin.

YARDIM: Basın mensuplarının geçmişte siyasetçilerle, idarecilerle arası nasıldı, bugün bu mesafe ne durumda?

SAKMAN: Basın mensupları siyasetçilerle yüz-göz değildi. İş âlemi ile de mesafeliydi. İletişimi ilgili muhabirler kurardı. Bu muhabirler de hep dürüst ve denenmiş kişilerdi. İş âleminin ve politikanın önde gelenleri ile sıkı-fıkı olanların mesleği zedelediği düşünülürdü.

YARDIM: Bâbıâli ile ilgili hâtıra kitaplarında son zamanlarda büyükbir artış var. Demek ki hâtıralar okunuyor, Bâbıâli hâtıraları daha da okunuyor. Geçmişte de başka gazeteci yazarlar anılarını kaleme aldı. Zannediyorum daha henüz kaleme almadığınız bir çok isim var. Onları da yazmayı düşünüyor musunuz?

SAKMAN: Her şeyde ruh aranmalıdır. İnanarak, duyarak yazılan bir yazı, atılan bir başlık, okuyucu ile iletişimi en sağlam şekilde kurar. Bâbıâli'deki eskiler bunu bilirdi. Hepsi renkli, orijinal kişilerdi. Makineleşmiş, düz insanlar değildi. O bakımdan teker teker, uzun incelemelere lâyıktılar. İlgi görmeleri bundandır. Ben de yine eskilerle ilgili şeyleri toparlamak istiyorum. Bir de şunu belirteyim: Bundan sonra kaleme alınacak hâtıraların ağırlık merkezi şahıslar değil, olaylar olacaktır.

YARDIM: Gazetecilik bugün geçmişe göre büyük bir gelişme içinde. 1950'lerde büyük gazeteler bile 6 sayfa olarak çıkardı. Şimdi neredeyse hafta sonlarında yüz sayfaya yaklaşıyorlar. Teknoloji de mükemmel. Ama sanırım bir şeyler kayboldu. Nasıl desem, biraz gazetecilik heyecanı, biraz gazetecilik samimiyeti azaldı gibi ne dersiniz?

SAKMAN: Evet. Gazetecilikte heyecan ve samimiyet azaldı. Üst katlarda racalar, alt katlarda paryalar oluştu. Teknoloji basına şekil verdi, ancak ruh katamadı.

YARDIM: Geçmişte usta çırak münasebeti gazetecilikte çok önemsenirdi, bugün artık her şeyi herhalde bilgisayarlar hallediyor değil mi?

SAKMAN: Masaüstü gazetecilik, ortak çalışmayı kaldırdı. Özellikle genç gazetecileri yalnız bıraktı. Okuduğumuz haberlerde bir sürü eksik sırıtıyor. Osmanlıca kelimelerin hemen hepsi yanlış yazılıyor. Usta-çırak münasebeti bunları önlüyordu.

YARDIM: Fıkra muharrirleri de azalıyor son zamanlarda. Neredeyse her muhabir bir köşe kapma sevdasında. Bir de üstüne üstlük asıl mesleği mankenlik olan hanımların köşe yazarlığı tutkusu da dikkat çekiyor. Köşe yazarlığı Türk basınında eski muhteşem itibarını kaybetti diyebilir miyiz?

SAKMAN: Doğru. Hem köşe yazarlığı enflasyonu, hem de kıtlığı var. Aşklarını, sevdalarını (hatta sevişmelerini) kaleme alan kadın-erkek bir sürü köşeli çıktı. Dağarcıklarında sadece magazin dünyası var. Okunacak köşe sayısı üç-beşi geçmiyor. Buna rağmen çok değerli, bir daha kolay kolay bulamayacağımız kıratta, bazı kalemlerimiz ise, sütunsuz.

YARDIM: Uzun bereketli bir hayatı basında geçirdiniz. Bugün 20'li yaşlarda olsanız ve tekrar meslek seçiminde bulunsanız yine gazeteciliği tercih eder misiniz?

SAKMAN: Bugün 20'li yaşlarda olsaydım gazeteciliğe atılmazdım. Çünki bizim zamanımızdaki gazetecilik yok artık. Ne heyecan kaldı, ne şevk. Bir iki ajans olmasa, gazetelerle televizyonlar habersiz kalır. Özel haber, atlatma haber unutuldu. Her yayın organında aynı haberleri görmek çok sıkıcı.

YARDIM: Siz aynı zamanda kültüre çok değer veren, şairlere, edebiyatçılara, ressamlara, hattatlara sahip çıkan bir gazeteci büyüğümüzsünüz. Sizin döneminde ünlü edebiyatçılar da basında yer bulabiliyordu. Bugün bu söylenebilir mi? Edebiyat ve basının, tiyatro ve basının, sinema ve basının arası nasıl, iyi mi, limoni mi?

SAKMAN: Biz gazeteciliğe başladığımızda, gazetelerin sahipleri gazeteci idi. Hepsi yazar ve edebiyatçı idi. Bırakın büyük gazeteleri, akşam gazetelerinin sahipleri bile yazar ve şairdi. Gece Postası gazetesinin sahibi Ethem İzzet Benice'nin 8-10 romanı vardı. Yakılacak Kitap vd. Hergün'ün sahibi M. Faruk Gürtunca ise tanınmış bir şairdi. Bugün sanat-edebiyat haberlerinin yerini ne yazık ki, şirket haberleri almıştır.

YARDIM: Lütfedip sorularımıza cevap verdiğiniz için teşekkür ederim.

SAKMAN: Ben de size, düşüncelerimi ifade etmeme fırsat verdiğiniz için teşekkür ediyorum.

(Bâbıâli'de Hayat, Mehmet Nuri Yardım, Çağrı Yayınları)