2-Erol_Mermer

Harun Nihat Öztürk

Yapımcı, yönetmen ve senarist merhum Erol Mermer ile daha önce yaptığımız röportajı, sanatkârımıza rahmet dilekleriyle yeniden yayımlıyoruz.

Harun Nihat: Sinemaya heves etmeniz ilk nasıl oldu ve kimlerden destek gördünüz?

Erol Mermer: Lise yıllarında, ki henüz televizyon yoktu; tek eğlence kaynağımız sinema beni çok etkilemişti. Asıl yakınlaşma üniversite de oldu.Güzel Sanatlar Akademisinde fotoğraf hocamız Mehmet Bayhan Bey aynı zamanda İFSAK'ın da başkanı idi. Biz orada sinema kurslarına katıldık. İlk çektiğimiz kısa film 3'ncülük ödülü aldı. Hocanın dikkatini çekmiş, bir gün "Erol sen eninde sonunda sinemaya kayacaksın, bari şimdiden başla da çabuk yol al." dedi. O anda bütün gelecek plânlarım bir balon gibi patladı ve yok oldu. "Hocam ben Yeşilçam'da kimseyi tanımam kimi tavsiye edersiniz?" dedim. Tebessüm etti "Sana kimseyi tavsiye etmiyorum. Yetenek yolunu bulur. Git oralarda bir iki hafta gez, insanlarla konuş, havayı kokla, nereden başlayacağını çözeceksin." dedi. Artık beni kim tutar. Bütün film şirketleri, kahveler, sendikalar, her yere girdim çıktım. Sonunda Kameramanlar Derneği Başkanı Özdemir Öğüt Bey (Vipsaş'ın sahibi) beni dinledi ve rahmetli Orhan Kapkı'ya gönderdi. 1980 yılıydı ve sinema kriz yaşıyordu. Maalesef bir yıl bile Sürmedi, ben bir reklam ajansında grafiker olarak işe başlamak zorunda kaldım. Sinemaya ilk adımı böyle attım.

 

Harun Nihat: Bugüne kadar gerçekleştirdiğiniz projelerden biraz bahseder misiniz?

Erol Mermer: 10 yıl kadar reklam sektöründe çalıştıktan sonra TGRT kuruldu ve ben de ilk başlayan ekibin içinde yer aldım. Mahmut Çetin'le birlikte dramaturg olarak işe başladık. Sonra İFPAŞ prodüksiyon kuruldu, orada yapımcı olarak görev aldım. Sanırım 7-8 projede (tv filmi ve dizi film) yapımcılık yaptım. Sonra bir yılbaşı programına kısa skeçler çekerek yönetmenliğe başladım. İlk ciddi drama yönetmenliğini "Vefa" adlı tv filmi ile yaptım. Yaklaşık 10 yıl kadar süren televizyon maceramın son 3 yılını da drama müdürü olarak 35- 40 projeyi tamamladım ve 2000 yılında emekli oldum.

Harun Nihat: Mesleki anlamda örnek aldığınız kimler vardır zihninizde. Kahramanınız kimdir?

Erol Mermer: Meslekte idolleştirdiğim biri yoktur. Ama çok sevdiğim veya saygı duyduğum sanatçılar vardır. Aradığım özellik, gerçek sanatkârlık ve samimiyettir. Fakat beni derinden ve sürekli etkileyen, âdeta beni şekillendiren Mevlâna, Yunus Emre ve Necip Fazıl'dır.

Harun Nihat: Senaryo yazım aşamasında en çok nerede güçlükler yaşıyorsunuz?

Erol Mermer: Önce şunu ifade etmek lâzım ki, iyi bir film yapmanın birinci şartı ortada iyi bir senaryo olması lâzımdır. Kötü bir senaryoyla yola çıkmışsanız, en iyi yönetmeni, en iyi oyuncuları alın ve bol da para harcayın sonuç sıfırdır. Senaryo bu kadar önemli. Yani anlatmaya değer iyi bir hikâyeniz olacak ve bu hikâye doğru bir teknikle sinematografik bir dile dönüştürülmüş olacak. Bu tesbiti yaptıktan sonra güçlük nerede, tabii ki konu sıkıntısı. Bugün televizyon dizilerinin ve sinema filmlerinin temel sıkıntısı budur. Artık teknik altyapı güçlendi, bu işe para yatıran var, iyi oyuncular, yönetmenler var ama ne yok? Anlatılmaya değer hikâye bulunamıyor. Şu anda elinde müthiş bir senaryo var diyelim, herkes peşinden koşar.

Harun Nihat: Karakter oluştururken "bu tamam oldu" kriterleriniz nelerdir?

Erol Mermer: Karakteri tasarlarken olay örgüsü ve konu bütünlüğü içinde bakmak lâzım. Yani tek başına bir karakter bir şey ifade etmez. Meselâ köy manzarası içinde bir piyano koysanız ne alaka dersiniz. Veya tarihi bir filmde kol saati görünce hepimiz güleriz. Karakter, bir hikâye içinde, hikâyenin dönemi, mekânı, olay akışı, vs. sakil kalmamalı, kurgusal anlamdaki rolünü ve dramatik yapı içindeki konumunu tamamlamalı.

Harun Nihat: Türk sinemasının son dönemlerindeki çıkışını nasıl yorumluyorsunuz?

Erol Mermer: Tabii ki yerli filmlerin çoğalması ve izleyiciyle buluşması sevindirici. Popüler sanatçıların sinemada bir yere kadar (taşıyıcı olarak) önde olmaları hoş görülebilir. Ama kaliteli filmler yapılmaz ise bu rüzgâr bir gün diner ve fırsat kaçırılmış olur. İyiye gittiğimizi söyleyemem. Hele "Recep İvedik" filmi ibreyi iyice aşağı kırdı ve "ilkellik" başladı ki bu hiç de iç açıcı değil. Sanırım yapımcılar da biraz korkak davranıyorlar. Gişe hesapları her şeyin önüne geçiyor. Belki paralarını kurtarıyorlar ama yıllar sonra bu filmleri yapmış olmak onları ne kadar mutlu edecek. Geçen cumartesi Yazarlar Birliği'nde "Baba Aziz" adında bir İran filmi izledim. Hâlâ şokundan kurtulamadım. En sükse yapmış Hollywood filmini bile beşe ketler. Sanırım İran Sineması'ndan öğreneceğimiz çok şey var.

Harun Nihat: ESKADER ile yolunuzun kesişmesi nasıl oldu?

Erol Mermer: Nasıl olabilir tabi ki aziz dostum Mehmet Nuri Yardım sayesinde. Sanırım 2008 yılında, Fatih Camii bahçesinde Ramazan Sohbetleri vardı. Orada karşılaştık. "Bahattin Özkişi'nin Sokakta romanı film yapılacakmış, sponsor işi falan halledilmiş, yönetmenliğini sen yapar mısın?" dedi. Mehmet Tanrısever'in evinde Mehmet Uyar'la gece 4'lere kadar çok çalıştık. O filmi yapamadık ama Mehmet Nuri'yi ve ESKADER de diğer güzel insanları yakından tanıma fırsatım oldu. Bir daha da hiç ayrılmadık.

Harun Nihat: Yakın zamanda senaryo tekniği kursları ile tekrar güzel bir maratona başlayacaksınız. Neler vaat ediyorsunuz katılımcılara. Nasıl bir kurs süreci olacak?

Erol Mermer: Doğrusu onlara bir vaat de bulunamam. Daha doğrusu başarı, gelecek arkadaşların kabiliyetine ve isteğine bağlı. Sinemaya yönelen kişi, maraton koşucusu gibi, uzun ve meşakkatli bir yola girdiğinin farkına varmalı.Bu maratonu tamamlamak için çok istekli ve çok azimli olmak gerekir. Böyle bir arkadaşa rastlarsak heybemizde ne varsa veririz. Kısa hevesliler çok olur ama biz binlerce istiridye içinden bir inci tanesi arıyoruz. Bulabilirsek ne mutlu bize.