nidayi-sevim-medeniyet-soylesileri

Nidayi Sevim, Dünyabizim ailesinin de yakından tanıdığı bir araştırmacı, yazar. Düşünce ve sanat dünyamızın önemli isimleriyle yaptığı röportajları, kadim medeniyetimizle ilgili yazıları dikkatle takip ediliyor. Derin bir hassasiyet ve sorumluluk duygusuyla medeniyetimizin gözden kaçan ayrıntıları üzerinde çalışıyor. Mezar taşları, sadaka taşları, kuş evleri... Her gün yanından geçtiğimiz ama dönüp bakmayı düşünmediğimiz incelikler... Nidayi Bey bu inceliklerin izini sürüyor. Dikkatlerimizi aynı zamanda yitip giden medeniyetimizin bu inceliklerine çekiyor.

Bir zamanlar mezarlarla içi içe olan, insanlara ve hayvanlara merhamet etmeyi önceleyen, yardımlaşmayı öğütleyen kültür sessiz sedasız çekilip gidiyor yaşamlarımızdan. Artık vakit geçirilen, adeta kutsanan mekânlar dev alış veriş merkezleri oldu. Televizyonlar, gazeteler başka dünyalara çağırıyor bizi, ait olmadığımız... Doğanın, insani hislerin dışarıda bırakıldığı, herkesin vitrinlere odaklandığı bir dünya...

Bütün olumsuzluklara rağmen Nidayi Sevim, umudunu kaybetmeden yoluna devam ediyor. Konuşmaya, yazmaya... 2014 yılı sonlarında Akıl Fikir Yayınları tarafından yayınlanan Medeniyet Söyleşileri adlı kitap da bu yürüyüşün duraklarından. Sevim, kitabında daha önce çeşitli düşünce ve sanat erbabıyla yaptığı ve kendisiyle yapılan söyleşileri bir araya getirmiş. İki bölümden oluşuyor kitap. Birinci bölüm dediğimiz gibi Nidayi Bey'in yaptığı söyleşilerinden oluşuyor. İkinci bölüm ise kendisiyle yapılan söyleşilerden... Medeniyet eksenli, özellikle Osmanlı/İslam medeniyeti üzerine yoğunlaşan bir muhteva söz konusu... Sorularda ve cevaplarda samimiyet göze çarpıyor. Söyleşi yapılan birçok isim yakından tanıdığımız şahsiyetler. Mustafa Yürekli, Bestami Yazgan, Ali Çalışır gibi... Bunların yanında Yusuf Dursun, Dr. Mehmet Emin, Mücahid Kılınçer gibi şahsiyetleri kitap dolayısıyla tanıyoruz. En azından kendi şahsım için bu geçerli.

Sanatlarımıza ilgi artıyor ama sanatkârlar mekanlarından çıkartılıyor!?

Söyleşileri okuduğumuzda genel olarak kadim medeniyetimize ait birçok değerin maalesef bugün yaşamadığını ve yaşatılmadığını hissediyoruz. Üzücü bir durum... Geçmişle şimdi arasında ciddi bir paradigma farklılığı var. Kendi potansiyelinin ve medeniyetinin farkında olmayan insanlar topluluğu var bu coğrafyada. Mesleki ve bürokratik koşullama ve zorlamalar bu kopuşun şiddetini arttırıyor. Ebru sanatçısı Ali Çalışır ve hüsn-ü hat sanatçısı Mücahit Kılınçer'in söyleşilerini okurken bir yandan umutlanıyoruz, diğer yandan canımız sıkılıyor. Bu iki geleneksel sanatımıza ilginin attığını okuyunca seviniyor ancak bu iki gayretli insanın çalıştığı, öğrencileriyle buluştuğu mekânlardan çıkartılmasına da içerliyoruz. Hem de bir belediye tarafından. Çalışmalarını evde sürdürmek durumunda kalıyor Ali Çalışır. Mücahit Kılınçer ise bir dükkânda çalışmalarını sürdürüyor. Yer sıkıntıları var.

Biz millet olarak geçmişi, Osmanlı'yı, kadim medeniyeti çok sevdiğimizi söyleriz. Bunu ısrarla vurgularız ama iş icraata geldiğinde, fedakârlık gerektiğinde uzak dururuz. Medeniyet bizim için ölü bir organizma gibidir, sadece kendimizi rahatlatmak için mevzu ederiz. Onu canlandırmayı, yaşatmayı aklımıza getirmeyiz.

nidayi-sevim

Medeniyet Söyleşileri dikkatle okunmayı hak ediyor..

Nidayi Sevim'in özellikle kitaptaki "Geçmişimizi Okuyamıyoruz", "Vakıf Medeniyeti" ve "Bu Suskun Ve Hareketsiz Taşlar Çok Şeyler Söylüyor" başlıklı söyleşileri de dikkatle okunmayı hak ediyor. Çağdaşlaşma devrimleri içindeki harf devrimi dolayısıyla Osmanlıcayı unuttuk. Gerçi bu devrim çeşitli yönlerden tartışılabilir ama kadim kültürümüzle aramızı açtığı kesin. Atalarımızın mezar taşlarını okumaktan yoksunuz. Sevim'in ifade ettiği gibi bu taşlar yalnızca taş değil. Hepsi birer sanat harikası... İşlemeleri, şekilleri... Mezar taşları Osmanlı'nın inceliğini ve hassasiyetini ortaya koyan birer vesika gibi... Ruha, göze, kalbe hitap eden estetiğin üst boyutta olduğu çalışmalar. Mezar taşlarında hattatların, müzehhiplerin, nakkaşların ve şairlerin emeği var. Bir kültürün ve tasavvur dünyasının yani...

Medeniyet Söyleşileri dikkatle okunmayı hak ediyor. Bugün medeniyet, çağdaşlık, teknoloji, teknik çağ diye insanlığa yutturulan içeriksiz, kof, insani hasletlerden uzak mekanik sürecin anlamlandırılması açısından kılavuzluk edecek. Atalarımızın incelik, merhamet, duyarlılık temelli insani anlayışlarını daha iyi kavrayacağız. Ve bu bize bugünümüzle geçmişimiz arasında kıyas yapma imkânı verecek. Son zamanlardaki yüreklerimizi dağlayan vandallığın, merhametsizliğin, ahlaksızlığın aslında bizim medeniyetimizde olmadığını göreceğiz. Tarihinde kuşlara bile ev yapan, fakirin onurunu kırmamak için sadaka taşları yapan bir medeniyetin çocukları olarak şu an içinde debelenip durduğumuz karmaşa, vicdan yoksunluğu gerçekten düşünülmesi gereken bir olgu.

Muaz Ergü / Dunyabizim.com