derya_trkkan

1- Derya, ben müziğe nasıl başladığını biliyorum ama, okuyucularımız için soruyorum. Nasıl başladın? Daha doğrusu müzikle tanışman, sevmen ve meslek edinecek kadar bağlanmanın ilk hamleleri nasıl oldu?

1- Müziğe başlamam ailem sayesinde oldu. Sizin de çok iyi bildiğiniz gibi, Babam Gürmen Türkan müzisyen olduğu için, Türk Mûsikîsinin büyük üstadları yakın dostları idi. Niyazi Sayın, Necdet Yaşar, İhsan Özgen, Fırat Kızıltuğ, Mutlu Torun, Ruhi Ayangil, Abdi Coşkun, Alâeddin Yavaşça ve Bekir Sıdkı Sezgin, bizim evimize gelir, mûsikî sohbetleri ve müzik yaparlardı. Bunun yanında annem Yaşar Türkan da klâsik batı müziği dinlerdi ve severdi. Bir taraftan Batı müziği, bir taraftan Türk müziği, gerçi oyun çağında biri olduğum halde, o ortamdan etkilendiğimi şu an daha iyi fark ediyorum ve övünüyorum. İlkokul yıllarında sizin okulumuza gelip bizlere müzik dersleri vermeniz ve daha sonra sizin evinizde bir grup arkadaşımla yaptığınız özel dersler, benim ilk ciddi müzikle tanışmam oldu. Hatırlıyorum da meslek olarak müzisyenlik bir avukat, doktor veya mühendis olmak gibi gelmemişti, hatta lisede bile hiç düşünmedim.

2- İlkokulu bitirir bitirmez seni, sonradan ismi İstanbul Teknik Üniversitesi Konservatuarına çevrilen, Türk Müziği Devlet Konservatuarı'nda görüyoruz. Kemençe sınıfında okumaya başladın. Bu süreci anlatır mısın?

2- İlkokuldan sonra İTÜ Türk mûsikîsi Devlet Konservatuarına girerken enstrüman seçmek gerekliydi ve Mutlu Torun bana: "İhsan Amca'nın talebesi olmak ister misin?" diye sordu, ben de kemençeyi bilemediğimi söyledim. Bana önce Tanbûrî Cemil Bey'in kemençe taksimini, daha sonra Hocam İhsan Özgen'i dinletti. O an benim içimde bir aşk başlamıştı. Gün gibi hatırlıyorum o heyecanı. İhsan Bey'in sınıfında iki arkadaştık sevgili Aslıhan Eruzun Özel ve ben. Tabiî ki, İhsan Özgen'in ne denli büyük bir sanatkâr olduğunu anlamak biraz zaman aldı. Hem yaş hem de kemençe gibi bir sazla uğraşmak, epey zordu. Fakat İhsan Bey gibi büyük sanatkârlar ile ders yapmak da ayrı bir güzellik, çünkü onun dersinde, müzikten başka bir şey düşünmemeği ve tamamen aklımı derse vermeği öğrenmiş oldum ve pek tabiî ki, müzik evvelâ bir ciddiyettir.

3- Kemençe sazının üç telli olan Klâsik Kemençe dediğimiz türünde karar kıldın. Arel'in Kemençe Beşlemesi ve Dört Telli kemençe ile ilgili neler anlatabilirsin?

3- Aslında direkt olarak seçtim Klâsik kemençeyi. Gerçi son yıllarda, ben bu enstrümana - müsadenizle- İstanbul Kemençesi diyorum. Tanbûrî Cemil Bey ve İhsan Özgen'i dinledikten sonra şuna inandım ki, Kemençe'de yapılabilecekler, zaten sınırları aşmış durumdadır. Yeni bir enstrümana ihtiyaç olmadığını veya kemençenin bozulmasının, ilâve bir tel takılıp ve tellerin keman gibi eşitlenmesinin bu enstrümanın kendine has sesini de etkilediğini düşünüyorum. Bir deneme olarak veya batı yaylı kentetlerinden özenilip yapılmış ve bestecilerin bu kemençe kentetine eserler yazması beklenmiş, ama pek sevildiğini ve kabul gördüğünü söylemem.

4- Konservatuarda hocaların kimlerdi? Cemil Bey Ekolü anlayışının, önde gelen temsilcilerinden biri de sen olduğuna göre, seni kim veya kimler yönlendirdi. Bize Cemil Bey hakkında neler söyleyeceksin?

4- Konservatuarda çok iyi hocaları yakaladım, maalesef okula girdiğimde bazı hocalar vefat etmişti ama, ben yine de Cevdet Çağla, Niyazi Sayın, Hurşit Ungay, Sadun Aksüt, Erol Deran, Erol Sayan, Bekir Sıdkı Sezgin, Alaedddin Yavaşça ve Yavuz Özüstün'ü tanıdım. Beni en çok Niyazi Sayın ve İhsan Özgen yönlendirdi. Açıkçası Tanbûrî Cemil Bey kimdir? Bu soruyu şu an da kendime soruyorum. Delice dinledim, hatta babam bana: "yeter artık!" bile dediği oldu. Ağladım güldüm, şaşırdım, komplekse kapıldım, kıskandım, sevdim, kızdım yani bütün duyguları yaşadım o yıllarda. Fakat bugün övünüyorum Cemil Bey ile. Böyle bir sanatkârın bizim milletimizden çıkmış olması, büyük bir övünç kaynağı. Cemil Bey bence gurbeti yaşayan bir insandı ve yalnızdı. Bu yalnızlık ona bence hayran olduğu şeyi, özlemesinden kaynaklanan yalnızlıktı. Gariplik halini belki ben de ondan öğrendim ve melânkolik, hep müzikle birlikte olma, müziği yaşamayı ondan öğrendim ve bunlar hayatımda hep bırakmadığım çok sevdiğim şeyler oldu. Hani Mustafa Nafiz Irmak "Ben Cemil Bey'in herkes tarafından sevilmesine tahammül edemem" der ya? Benimki de öyle. Kimse ile paylaşamadığım ve bir ya da iki kişi ile oturup konuşabildiğim, bir sevgili Cemil Bey. "Cemil Bey. Hocası Vasilaki'ye çok hürmet etmiş, onun olduğu ortamda hep tanbûr çalmış." derler. Doğru veya rivayet, ama ben bundan Cemil Bey'in mûsikîsinin yanında, son derece ahlâklı ve sanat etiği, inceliğine sahip olduğunu düşünüyorum. Mesud Cemil Bey: "Babamın sanatından da önemli bir ahlâkı vardı." der. İşte Cemil Bey bana sadece kemençe değil, ahlâkın sanat için en önemli unsur olduğunu öğretti. Cemil Bey bana müziğin sadece notalardan ibaret olmadığını, notaların içinde yatan müziği keşfetmeyi öğretti. Müzikle olayları ve düşünceleri ifade etmeği, gösterişten uzak, sadece ruh güzelliği ile, Allah'ın sana verdiği kaabiliyeti kullanmayı gösterdi. Cemil Bey'i her zaman dinleyemiyorum çünkü bana gerçekten ağır geliyor...

5- Kemençe Hocan İhsan Özgen sayesinde bir Kemençe Nesli yetişti. Sen de onlardan birisin. Gelecekte bu an'ane ve meşk silsilesi devam edecek. Sence nasıl bir yol tutulmalı? Hatta yurt dışında da tesirleriniz yaygınlaşıyor. Bize genişçe anlatır mısın?

5- İhsan Özgen Cemil Bey'den sonra bu bayrağı taşıyan ve yepyeni ufuklar açan bir sanatkâr. Bizim şansımız onun öğrencisi olmak ve bunlardan da yararlanmış olmak. Meşk silsilesi olmadan bu müzik çok zor öğrenilir. Sadece eseri çalmak veya çalışmak yetmiyor. Sohbet etmek üzerinde konuşmak veya tartışmak da gerekiyor. Biz bunları yaptık ve böyle öğrendik. Ben de acizane devam ettirmeye çalışıyorum. Yurt dışında da ve ülkemizde de birçok kişi, ne güzel ki İstanbul Kemençesine ilgi duyuyor ve öğrenmek istiyor. Eğer benimle ilgili bir durum varsa öğrendiğim sistemi aktarmaya çalışıyorum. Yaklaşık 13 senedir Yunanistan'da Girit adasında, Ross Daly'nin okulunda her yaz seminer ve master class yapıyorum. Bu dersler tam bir meşk usûlü devam ediyor ve dünyanın çeşitli ülkelerinden öğrencilerim var. Bu sisteme alıştılar. Özellikle ABD de büyük konservatuarlarda ders ve workshoplar yaptım. Derslere girdim ve şunu gördüm, aynı meşk sistemi ile ders yapılıyor. Sınıfın içinde herkes konuyla ilgili, sadece not alarak ve fikirlerini paylaşarak öğreniyor. Ben de bu meşk silsilesini biraz daha öğrencinin derse katılımıyla sağlamaya çalışıyorum.

6- Türk Mûsikîsinin iki icrâ türü vardır. Hânendeler için Gazel, Sâzendeler için Taksim. İrticâlen yapılır. Saz sanatkârı bir mânâda taksimleri ile ölçülür. Sen binlerce taksim yaptın. Yani irticâlen beste yaptın. Peki saz eseri besteledin mi? Denedin mi?

6- Taksim yapmayı çok seviyorum, bence müzik disiplini içinde büyük bir özgürlük. "Disiplin ve özgürlük beraber nasıl olur?" denirse, özgürlük de bir disiplin içinde olmalı, tamamen serbest olmak birçok güzelliği örter. Klâsik eserler için, saz eserlerinde yapılan taksimler, gazel cevapları veya fasıl taksimleri, hepsinin bir disiplini var. Yani KÂR önüne yapılan bir taksim ile Fasıl veya Longa, Sirto içindeki ayrı disiplinler. Bunların hepsini öğrendiğim ve

tecrübe ettiğim bir yer oldu. Tanbûrî Necdet Yaşar'ın Sanat yönetmenliğini yaptığı, İstanbul Devlet Türk Müziği Topluluğu'na, Necdet Bey benim Hüseyni Taksimimi dinledikten sonra davet etti. Ben bu toplulukla buluştuğumda 16 yaşında, lise son sınıfta okuyordum. Bütün bu disiplinleri bana öğreten ve denememi sağlayan Necdet Bey oldu. Çok şey öğrendim. Geçtiğimiz yıllarda, Erkan Oğur'la bir sohbet sırasında bana taksim yapabildiğimi, beste de yapabileceğimi söyledi ve denemem için teşvikte bulundu, ben de denedim. Birkaç saz eseri yazdım ve bunlar Avrupalı müzisyenler için, biraz daha farklı müziklerdi. Birkaç güne kadar çıkacak olan İstanbul Kemençesi albümümde, Nühüft makamında bir saz semaisi ve Sabâ Makamında, güftesi Neyzen Tevfik'e ait olan bir mersiye besteledim. Tamamen klâsik üslûpta yapmaya çalıştım.

7- Seni Yunan Müzisyenleri ile beraber çalışırken internetten izliyoruz. İncesaz Topluluğu'nda da kemençe çaldın. Bu karma enstrümanlarla, değişik çalışmalar sence ne anlama geliyor?

7- Yaklaşık 20 yıldan beri, Kudsi Erguner ile dünyanın pek çok yerinde konserler yapıyoruz. Bu konserler bana dünyadaki müziği tanımama vesile oldu ve çok iyi müzisyenler ve müzikler tanıdım. Hatta beraber de projeler yaptım. Yunan müziğini (Bizans, Rembetiko ve Modern Yunan müziği) çok seviyorum ve her türdeki gruplarla beraber çaldım. Çok yakın arkadaşım Yunanlı kemençe sanatçısı Sokratis Sinepoulos ile İstanbul halk müziği üzerine Kaba saz takımı ile bir albüm yaptık hatta ikincisini yapıyoruz. Birçok Yunanlı sanatçı ile beraber konserler ve projeler yapıyorum. Yunanlılar özellikle İstanbul müziğine

hayranlar. Meselâ Hocam İhsan Özgen ve Nikoforos Metaxas'ın kurduğu Bosforus grubu, 5000 kişilik Anfi tiyatrolarda konserler yapmış ve bu konserlerin hepsi de çok büyük ilgi görmüştür. Adeta efsane grup olarak tanınan Bosforus, bugün bile hatırlanır. Ne zaman konser versem en ağır klâsik eserleri icra etsem son derece saygı ve ilgi görüyorum. Bunun dışında Avrupalı müzisyenlerin kemençenin sesine hayranlığı ve ilgisi var . Bugünkü dünya, global bir dünya artık. Müzisyenler bir arada yazdıkları özgün müzikleri paylaşıp yeni sesler, tınılar arıyorlar. Meselâ Afgan rebabı, Girit kemençesi ve Japon Koto'su bir araya gelebiliyor ve çok iyi bir müzik de çıkabiliyor. Kemençe de bunların içinde yerini aldı. Bugün ben Caz grupları ile de icra yapıyor, İran kâmançası ile de müzik yapabiliyorum. Beni heyecanlandırıyor. Türkiye'deki klâsik müzik anlaşılıp, yeterince değer bulsaydı, İncesaz Türkiye'nin olması gereken pop müziği olacaktı. Bu tabiri insanlar yanlış da anlasalar böyle. Tabiî ki, pop müzik kötü bir müzik değil, sadece Türkiye'deki örnekleri kötü taklit. İncesaz halka kolay algılanabilecek şekilde sunuldu ve insanlar Tanbur'u, Kemençe'yi tanımış oldular, hatta bu yolla sevdiler. Bu beni üzdü, nedeni biz Âhenk isminde saz eserlerinden oluşan bir albüm yaptık. Murat Aydemir ile ve tabii ki, konserleri oldu, bu konserler daha az ilgi gördü, ama İncesaz aynı sazlara gitar ve kontrabas ekleyerek çağdaş olmak isteyen Türk insanına sundu ve daha çok sevildi.

8- Her müzisyen, sanatkâr seviyesine ulaştığı zaman bile arayışlarını sürdürür. Sen ne arıyorsun? Amaçladığın hedeflere ulaştın mı? Daha ne kadar var?

8- Bendeniz istediğim ve düşlediğim müziği yapmaya çalışıyorum. Bunun için karamsar değilim. Hedefler içinde biri bitiyor, bir başkası başlıyor. Bu da beni zinde tutuyor, hep heyecan yani. Hedefler herhalde ömür bittiğinde bitecek. Aslında bütün amacım bu dünyada müzik gibi büyük bir denizde bir hoş sâdâ bırakabilmek.

9- Batı müziği için ne düşünüyorsun?

9- Batı müziğini çok seviyorum ve çok dinliyorum. Son yıllarda hatta ben de icra ediyorum. Avrupalı ve Türk besteler yazmaya başladım. İcra ettiklerim oldu ve ilerideki projeler arasında konseri olacaklar var. Hatta çağdaş müzik bestecilerinin eserlerini icra ettim. Jordi Savall ile uzun zamandır beraber çalıyoruz ve büyük orkestralar ve oda müziği grupları ile icralar yapıyorum. Avrupa müziği, başka dünyalar ve hisler bırakıyor, hele Avrupa'yı görünce müziği daha da iyi anladım. Bu konuda Hocam Rahmetli Yavuz Özüstün'den çok şey öğrendim. Kendisi ile özel ev sohbetlerinde müzik dinleyip, üzerine yorumlar yapar uzun sohbetler ederdik. Keza Caz müziğine hayranım her iki müzik türünde geniş bir kayıt arşivim var. Özellikle caz müzisyenlerinin enstrumantistliğine hayran kaldım. Avrupa müziğinin aristokrat halinin tam tersine, çokça bohem ve rahatlar, bu da beni çok etkiledi.

10- Elif, annesi şarkı söyleyen, babası kemençe çalan bir evde büyüyor, Müzisyen olarak yetişmesi için neler yapmayı düşünüyorsunuz?

10- Elif benim büyüdüğüm ortamda büyüyor, hatta daha da geniş bir yelpazede diyebilirim. Bir gün evimize caz piyanisti Baki Duyarlar gelirken, diğer başka bir gün Fazıl Say ile görüşebilme ve birlikte olma, tanışma şansı oluyor. Niyazi Sayın ismini okuyor veya Serhan Aytan ile şakalaşabiliyor. Sanırım ileride bunun kıymetini anlayabilecek. Dilek ve ben anne karnındayken müzik dinlettik, hatta Dilek konserler bile yaptı. Kendisine ulaşabileceği yerlere CD ler hazırladık, kendi seçti ve bunalrın biri James Galway Mozart Flüt konçertosu ve Salih bilgin Murat Aydemir'in Neva isimli saz eserleri CD'si idi. Kâni Karaca'dan Cemil Bey'e, Duke Ellington'dan Yehudi Menuhin'e Sarangi'den Afgan Rebab'ına kadar dinletip bir fikri olması için çalışıyoruz. Kendisi müzik yapmak istiyor fakat sanırım benim ve birçok kıymetli arkadaşım gibi, sizden geçmesi onun hayatında önemli bir yer olacak.

 

Yusuf Bilge'nin şiiri için tıklayınız...

“Fırat KIZILTUĞ ağabeyimin Kemençevi Derya TÜRKAN ile mülakatı anısına”